7 Temmuz 2024 Pazar

71

 OSMANLI YAZARLARINA GÖRE KANUNİ SULTAN

SÜLEYMAN DÖNEMİ OSMANLI-SAFEVİ İLİŞKİLERİ

(1533-1555)


OSMANLI YAZARLARINA GÖRE KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN DÖNEMİ

OSMANLI-SAFEVİ İLİŞKİLERİ

(1533-1555)



Eylül 2020

ÖZET

Kanuni Sultan Süleyman‟ın saltanatı sırasında ve Osmanlı döneminin sonraki yıllarında,

Sultan Süleyman döneminin siyasi, askeri tarihini içeren birçok eser kaleme alınmıĢtır. XVI.

Yüzyılın ilk dönemlerinde baĢlayan Osmanlı- Safevi iliĢkileri, yıllar içinde büyük bir

mücadeleye dönüĢmüĢ ve pek çok Osmanlı kaynağında bu iki devletin iliĢkilerine geniĢçe

yer verilmiĢtir. Bu tezde, Kanuni Sultan Süleyman döneminin 1533-1555 yılları arası

Osmanlı- Safevi siyasî ve askerî iliĢkileri, bazı Osmanlı vakayinameleri ve yakın dönemde

yazılan Osmanlı-Safevi iliĢkilerine dair belli baĢlı eserler mukayese edilerek bir kritik

çalıĢması hazırlanmıĢtır. Bu tezin ilk bölümünde Osmanlı yazarlarının, eserlerini hangi siyasî

ortamda ele alındığının daha iyi aktarılabilmesi için, öncelikle Osmanlı- Safevi iliĢkilerinin

nasıl baĢladığına dair; genel olarak Safevilerin ortaya çıkıĢı ve Safevi Devleti‟nin kuruluĢuna

yer verilecektir. Diğer üç bölümü ise, tezin temelini oluĢturan Sultan Süleyman‟ın Safeviler

üzerine üç büyük seferi oluĢturacaktır. Bu çerçevede, bahsedilen dönemde Osmanlı

Devleti‟nin ve Safevi Devleti‟nin birbirlerine karĢı kaynaklarda nasıl bir politika izlediği;

hangi Osmanlı yazarlarının bu dönem hakkında bilgiler sunduğu; bu yazarların Osmanlı

Devleti‟nin Safeviler ile iliĢkilerine dair görüĢ ayrılıklarının neler olduğu ve tarihsel

gerçekliği ne ölçüde yansıttıkları hususundaki sorulara bu tezde cevap aranmıĢtır.

Bilim Kodu: 117514

Anahtar Kelimeler: Osmanlı Kaynakları, Kanuni Sultan Süleyman, Safevi, Sefer

Sayfa Adedi: 104

Tez DanıĢmanı: Prof. Dr. Ahmet GÜNEġ

Öğrenci ORCID ID: 0000-0002-8136-1136

v

According to Ottoman Authors Ottoman- Safevid Relations At The Peripod Of

Kanuni Sultan Süleyman (1533-1555)

(M. Sc. Thesis)

Hande Rana MEMĠġ

ANKARA HACI BAYRAM VELI UNIVERSITY

THE INSTITUTE OF GRADUATE STUDIES

September 2020

ABSTRACT

During the reign of Kanuni Sultan Süleyman and in the later years of the Ottoman period,

many works have been written including the political, military history of the Sultan

Süleyman at the period. That beginning in the early XVI. Century the Ottoman- Safevid

relations, has turned into a great struggle over the years and the relations of two states

broadly contains in many Ottoman sources. Ġn this thesis, including Ottoman- Safevid

political, military relations between 1533-1555 years prepared a consideration study by

comparison some Ottoman chronicles and some sources about Ottoman- Safevid relations

written recently. Ġn the first part of this thesis, primarily written emergence of the Safevids

and foundation of the Safevid State for better express of the Ottoman authors how political

environment written works. The other three parts constitute -basis of thesis- of the Sultan

Süleyman three voyage intended for Safevids. As a result, in this thesis searched for an

answer; in sources Ottoman Empire and Safevid State against each other what kind of pursue

a policy, which Ottoman authors written about this period, about Ottoman- Safevid relations

of this Ottoman authors divergence and their to what extent reflect historicity.

Science Code: 117514

Key Words: Ottoman Souces, Kanuni Sultan Süleyman, Safevid, Voyage

Page Number: 104

Supervisor: Prof. Dr. Ahmet GÜNEġ

Student ORCID ID: 0000-0002-8136-1136

vi

TEŞEKKÜR

Pandemi sebebiyle kütüphanelerin kapalı olduğu süreçte, bünyesinde bulundurduğu

el yazması eserleri dijital ortamda araĢtırmacılara sunan Türk Tarih Kurumu çalıĢanlarına

ve birçok dijital belgeyi eriĢime açan Devlet ArĢivleri BaĢkanlığı memurlarına teĢekkür

ederim. Yüksek Lisans ders döneminde kendisinden istifâde etme fırsatı bulduğum; tez

konumun Ģekillenmesinde ve yazım sürecinde beni yönlendiren ve bu çalıĢmada da sık sık

ders notlarından faydalandığım danıĢman hocam Prof. Dr. Ahmet GüneĢ‟e çok teĢekkür

ederim. Son olarak, hayatım boyunca her ânımda maddi ve manevî yanımda olan aileme

çok teĢekkür ederim.

vii

İÇİNDEKİLER

ÖZET ........................................................................................................................... iv

ABSTRACT ................................................................................................................. v

TEġEKKÜR ................................................................................................................ vi

ĠÇĠNDEKĠLER .......................................................................................................... vii

KISALTMALAR ......................................................................................................... x

1. GĠRĠġ .................................................................................................................... 1

2. SAFEVĠLERĠN KÖKENĠ VE IRAKEYN SEFERĠ ÖNCESĠ OSMANLI –

SAFEVĠ ĠLĠġKĠLERĠ ................................................................................................... 9

2.1. Safevilerin Kökeni ve ġeyh Cüneyd‟in Anadolu‟daki Faaliyetleri ..................... 9

2.2. II. Bayezid Dönemi Osmanlı- Safevi ĠliĢkileri (1481-1512) .............................. 11

2.3. Yavuz Sultan Selim Dönemi Osmanlı- Safevi ĠliĢkileri (1512-1520) .............. 14

2.4.Yavuz Sultan Selim‟in Ölümünden Sonra Osmanlı- Safevi ĠliĢkileri

(1520-1533) ...................................................................................................................... 20

3. OSMANLI YAZARLARINA GÖRE KANUNĠ SULTAN SÜLEYMAN‟IN

IRAKEYN SEFERĠ (1533-1535) ............................................................................... 23

3.1. Osmanlı Yazarlarına Göre Sefere Yol Açan Sebepler ........................................ 24

3.2. Ġbrahim PaĢa‟nın Ġran Üzerine Hareketi ............................................................... 28

3.3. Ġbrahim PaĢa‟nın Tebriz‟e Yönelmesi ................................................................... 30

3.4. Kızılcadağ‟da YaĢanan Hâdiseler ve Gazan Kalesi‟nin Yapımı ....................... 33

3.5. Kanuni Sultan Süleyman‟ın Ġstanbul‟dan Hareketi ve Tebriz‟e GiriĢi ............. 34

3.6. ġah Tahmasb‟ın Hareketi ........................................................................................ 37

3.7. Osmanlıların Bağdat‟ı Fethi ve Kanuni Sultan Süleyman‟ın Bağdat‟taki

Faaliyetleri ........................................................................................................................ 38

3.8. Osmanlı Yazarlarına Göre Ġskender Çelebi‟nin Ġdamı........................................ 39

viii

3.9. ġah Tahmasb‟ın Yeniden Tebriz‟e Hâkim Olması ve Sultan Süleyman ile

MektuplaĢmaları .............................................................................................................. 41

3.10. Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı Ordusunun Ġstanbul‟a DönüĢü ............ 43

3.11. Ġbrahim PaĢa‟nın Ġdamı ve Osmanlı Yazarlarının Ġbrahim PaĢa

Hakkında Tutumu ............................................................................................................ 44

3.12. Osmanlı Yazarlarına Göre Irakeyn Seferi‟nin Neticesi .................................... 47

4. OSMANLI YAZARLARINA GÖRE KANUNĠ SULTAN SÜLEYMAN‟IN

ĠKĠNCĠ ĠRAN (TEBRĠZ) SEFERĠ (1548-1549) ........................................................ 49

4.1. Osmanlı Yazarlarına Göre Ġkinci Ġran Seferi‟ne Hareketin Sebepleri:

Elkas Mirza‟nın Ġlticası ................................................................................................... 49

4.2. Kanuni Sultan Süleyman‟ın Yeniden Ġran Üzerine Hareketi ............................. 53

4.3. Kanuni Sultan Süleyman‟ın Tebriz‟e GiriĢi ......................................................... 55

4.4. Osmanlıların Van Kalesi‟ni Yeniden Ele Geçirmesi .......................................... 57

4.5. Safevilerin Kars Kalesi‟ne Baskını ve Bu Baskına Dayalı Olarak YaĢanan

Hadiseler ........................................................................................................................... 58

4.6. Elkas Mirza‟nın Faaliyetleri ................................................................................... 60

4.7. Elkas Mirza‟nın ġah Tahmasb‟ın Yanına Getirilmesi ve Ölümü ...................... 63

4.8. Ġskender PaĢa‟nın Hoy‟a Saldırması ve Ahmet PaĢa‟nın Gürcistan Üzerine

Gönderilmesi .................................................................................................................... 66

4.9. Osmanlı Ordusunun Ġstanbul‟a DönüĢü ve Osmanlı Yazarlarına Göre

Ġkinci Ġran Seferi‟nin Neticeleri ..................................................................................... 68

5. OSMANLI YAZARLARINA GÖRE KANUNĠ SULTAN SÜLEYMAN‟IN

ÜÇÜNCÜ ĠRAN (NAHÇIVAN) SEFERĠ VE AMASYA ANTLAġMASI

(1553-1555) ................................................................................................................ 71

5.1. Sultan Süleyman‟ın Ġkinci Ġran Seferi‟nin Ardından ġah Tahmasb‟ın

Doğu Anadolu‟daki Faaliyetleri .................................................................................... 71

5.2. Osmanlı Vakayinamelerinde Veziriazam Rüstem PaĢa‟nın Hareketi ............... 73

5.3. Kanuni Sultan Süleyman Önderliğinde Osmanlı Ordusunun Ġstanbul‟dan

Hareketi ............................................................................................................................. 74

5.4. Osmanlı Yazarlarına Göre ġehzade Mustafa‟nın Katli....................................... 76

5.5. Halep‟te Geçirilen KıĢın Ardından Osmanlı Ordusunun Hareketi.................... 79

5.6. Safevi Cephesinde YaĢanan GeliĢmeler ............................................................... 82

ix

5.7. BarıĢa Doğru: Amasya AntlaĢması (1555) ........................................................... 84

6. SONUÇ ................................................................................................................... 89

KAYNAKÇA ............................................................................................................. 91

EKLER ....................................................................................................................... 95

ÖZGEÇMĠġ .............................................................................................................. 103

x

KISALTMALAR

Bu çalıĢmada kullanılmıĢ kısaltmalar, açıklamaları ile birlikte aĢağıda sunulmuĢtur.

Kısaltmalar Açıklamalar

bkz: Bakınız

C. : Cilt

çev. : Çeviren

Ed. : Editör

Ev. Nr : Evrak Numarası

H. : Hicri

hz. : Hazırlayan

İA: Ġslam Ansiklopedisi

M. : Miladi

ö. : Ölümü

S. : Sayı

s. : Sayfa

TDV : Türkiye Diyanet Vakfı

TSMA : Topkapı Sarayı Müzesi ArĢivi

TTK : Türk Tarih Kurumu

v. : Varak

yy. : Yüzyıl

1

1. GİRİŞ

Osmanlı tarihyazımı açısından vakayinamelerin varlığı büyük bir öneme sahiptir. Osmanlı

tarih yazıcılığı geleneği, hanedanın ideolojisini savunma amacıyla ortaya çıkmıĢ ve dönemin

eserleri hanedanın hakimiyetini nasıl hak ettiklerini gösteren olayları içerseler de, iyi bir

Ģekilde incelendiği surette bu eserler önemli bir tarihi kaynak konumundadır.

„Devlet geleneği‟ olarak adlandırılan Osmanlı tarih yazıcılığı, özellikle XV. ve XVI. Yüzyıl

eserleri daha çok padiĢahların siyasi ve askeri baĢarıları etrafında ĢekillenmiĢtir. Modern

dönem ile birlikte ele alınan konuların çerçevesi daha geniĢlemiĢ olsa da, esas itibariyle

hanedanın siyasi ve askeri tarihi etrafında ĢekillenmiĢtir.

Osmanlıların, Safevi ġiiliğine karĢı Sünniliği savunmasını üstlenmesinde de bu eserler bir

araç görevi görmüĢtür. Dönemin Osmanlı kaynaklarında Safevi kızılbaĢlarından bahsedilen

bölümlerde, kızılbaş-ı evbâş, kızılbaş-ı bed-fercâm, kızılbaş-ı bed-nihâd, kızılbaş-ı bed-ma‟âş

gibi; Safevi Ģahı Tahmasb‟a karĢı ise, Tahmasb-ı bed-kerdâr, şah-ı bed-nihâd, mülhid gibi

düĢmanca ifadeler yer almaktadır.1 Aynı Ģekilde, dönemin mektuplarında da, Safevilere karĢı

benzer ifadeler bulunmaktadır. Mesela, Veziriazam Ġbrahim PaĢa‟nın Kanuni Sultan

Süleyman‟a gönderdiği 4 Temmuz 1534 (22 Zilhicce 940) tarihli mektupta, kızılbaş-ı evbâş,

düşman-ı bî-din, fitnesâz gibi ifadeler geçmektedir.2

Osmanlı- Safevi iliĢkilerine dair günümüzde de birçok çalıĢma hazırlanmıĢtır. Yukarıda da

değinildiği üzere, günümüzde yapılan araĢtırmalarda Osmanlı vakayinameleri olabildiğince

objektif bir süzgeçten geçirilerek kullanılmıĢtır. Dolayısıyla Osmanlı- Safevi iliĢkilerinin

dayandığı zemin üzerine dair pek çok görüĢ mevcuttur. Bunlardan birisi de: „„Osmanlı-Safevi

düşmanlığı, tabii, ilk önce iki devletin Yakın Doğu‟nun önemli uluslararası ticaret yollarını

kontrol etmek uğruna “jeopolitik” bir rekabetten kaynaklanıyordu. Fakat bu rekabetin daha

önceki dönemlerden, örneğin Osmanlı-Akkoyunlu karşıtlığından önemli farkı onun dinselmezhepsel

düzlemde cereyan etmesindedir.‟‟3 Birçok çalıĢmada bu çatıĢmanın temel

nedeninin mezhepsel ve ideolojik karĢıtlıktan doğan bir çatıĢma olduğu yazılsa da, altında

1Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, Ġstanbul, Matbaa-i Amire, 1341, s.342; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman,

Türkiye Yazma Eserler Kurumu BaĢkanlığı, Ġstanbul 2019, s.370; Feridun Bey, Münşeat‟üs- Selâtin, Ġstanbul

1274, c.I, s.543; Hoca Sadeddin Efendi, Tacü‟t- Tevarih, hz. Ġsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları,

Ankara 1999, c.IV, s.343; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Âhbâr, hz. Ali ÇavuĢoğlu, Türk Tarih Kurumu

Yayınları, Ankara 2019, s.965; Solak-zâde Tarihi, hz. Vahid Çabuk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1989,

c.I, s.432

2 Bkn. Tayyip Gökbilgin, „„Arz ve Raporlarına Göre Ġbrahim PaĢa‟nın Irakeyn Seferi‟ndeki Ġlk Tedbirleri ve

Fütuhatı‟‟, Belleten c.XXI, sayı 83, Temmuz 1957, s.453 (Topkapı Sarayı ArĢivi, No:E.4080)

3 ġahin Mustafayev, „„Safevi Tarih Yazımında Osmanlılar (ġah Ġsmail ve ġah Tahmasb Devirleri‟‟ Türk Tarihi

Araştırmaları Dergisi, sayı 1, 2017, s.10

2

yatan asıl neden yine siyasi ve ekonomik sebeplerdir. Nitekim Safevi Devleti, Osmanlı

Devleti‟nin dikkatini ancak devletin toprak bütünlüğünü tehdit etmeye baĢlayınca çekmiĢtir.

Aynı Ģekilde Rhoads Murphey, „„Süleyman‟s Eastern Policy‟‟ baĢlıklı yazısında da, bu iki

devletin düĢmanlığının yalnızca ideolojik meselelere dayanmadığını belirtmektedir.4

Genel olarak dönem eserlerinde ve bazı modern dönem çalıĢmalarında, Osmanlı- Safevi

savaĢlarının din uğruna yapıldığı vurgulanmıĢtır. KızılbaĢlık ve ġiilik, Ġslam dini için tehlike

olarak kabul edilmiĢ ve bu topluluğa karĢı savaĢmak cihad olarak tanımlanmıĢtır. „Gaza ve

cihad‟ın Osmanlılar tarafından bir meĢruiyet aracı olarak benimsendiği kabul edilirse,

Osmanlı yazarlarının da Osmanlı- Safevi iliĢkilerine bakıĢ açıları bu minvalde

yorumlanabilir.5 Bu bağlamda, XVI. ve XVII. Yüzyıl eserleri incelendiğinde, yazarların ġii

Safevi Devleti‟ne karĢı savaĢı meĢrulaĢtırma ve padiĢah Sultan Süleyman‟ı haklı çıkarma

gayelerinin olduğu anlaĢılmaktadır. „„Müslüman bir hanedana karşı yapılan savaşı haklı

göstermek ve Osmanlı tebasının çoğunluğu arasında taraftar bulan Safevilerin meşruiyet

iddialarının önünü almak için Osmanlılar karşı saldırıya geçtiler. Takip eden propaganda

çabaları, Safevileri kafir olarak gösteren bir imaj yarattı.‟‟6

Safevi kaynaklarında ise, tam tersi bir imaj söz konusudur. Örnek vermek gerekirse, Safevi

Ģahı Tahmasb eseri Tezkire‟de, Osmanlıların kendilerini kâfir olarak görmelerine sertçe karĢı

çıkmıĢ, hatta rüyasında Hz. Peygamber‟i ve Hz. Ali‟yi gördüğünü ve onların kendisini fetihle

müjdelediğini belirtmiĢtir.7

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Osmanlı- Safevi ĠliĢkilerine Dair Kaynaklar

Kanuni Sultan Süleyman dönemini içeren –Sultan Süleyman‟ın saltanatı sırasında ve daha

sonraki yıllarda- Tevârih-i Âl-i Osman, Süleymannâme ve umumî tarihler gibi birçok eser

kaleme alınmıĢtır. Bu tezde ağırlıklı olarak, Osmanlı siyasi tarihinin önemli kaynaklarından

olan bazı Osmanlı vakayinameleri kullanılarak, 1533-1555 yılları arası Osmanlı-Safevi

savaĢları irdelenmiĢtir. Bu Ģekilde, Osmanlı yazarlarının Osmanlı-Safevi iliĢkilerine bakıĢ

açılarına, Kanuni Sultan Süleyman‟ın 1533-1555 yılları arasındaki Safevi seferlerini nasıl

4 R. Murphey, „„Süleyman‟s Eastern Policy‟‟, Suleyman The Second And His Time, ed. Halil Ġnalcık, Cemal

Kafadar, Ġstanbul 1993, s.231)

5 „„En büyük cihad, cihadı engelleyenlerle yapılır‟‟ denilerek, Müslümanlarla da cihad yapılabileceği

savunulmuĢtur.

(Prof. Dr. Ahmet GüneĢ, „Tarih AraĢtırmalarında Usûl‟ dersi notlarından alıntılanmıĢtır.)

6 Ahmet GüneĢ, „„Tarih, Tarihçi ve MeĢruiyet‟‟, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama

Merkezi, Sayı:17, Ankara 2005, s.24-25 (Verilen sayfa numarası derginin aslındaki sayfa numarası değil, OTAM

Dergisi‟nin dijital arĢivindeki sayfa numarasıdır.)

7 ġah Tahmasb-ı Safevî, Tezkire, çev. Hicabi Kırlangıç, Atlas Yayınları, Ankara 2015, s.39

3

yazdıklarına, eserlerinde ne gibi etkenlerin rol oynadığına ve böylece bu devletlerin

iliĢkilerinin Osmanlı yazarlarına ne Ģekilde yansıdığına değinilmeye çalıĢılmıĢtır. Kanuni

Sultan Süleyman‟ın Safevi seferleri bahsinin geçtiği pek çok vakayiname bulunmaktadır. Bu

çalıĢmada, XVI. yüzyıl yazarlarından Lütfi PaĢa, Matrakçı Nasuh, Celalzâde Mustafa Çelebi,

Feridun Bey, Ramazanzâde NiĢancı Mehmet PaĢa ve Gelibolulu Mustafa Âli‟nin; XVII.

yüzyıl yazarlarından Peçevî Ġbrahim Efendi, Solakzade Mehmet Hemdemî, Karaçelebizâde

Abdülaziz Efendi ve MüneccimbaĢı Ahmet Dede‟nin Tarîh‟leri ile yakın dönem

tarihçilerinden bazılarının da konuyla ilgili eserleri incelenerek, karĢılaĢtırılmalı bir Osmanlı-

Safevi siyasi ve askeri iliĢkileri (1533-1555) çalıĢılacaktır. Bu eserlerle birlikte, ulaĢılabilen

bazı Safevi kaynakları da Osmanlı kaynaklarına karĢı bir karĢılaĢtırma unsuru olarak

çalıĢmada kullanılacaktır.

Eserlerin mâhiyetini belirleyen en önemli hususlardan biri, yazıldıkları dönem olmuĢtur.

Kanuni Sultan Süleyman dönemi doğu seferine/seferlerine bizzat katıldıklarından dolayı -

yazarın kendi yaĢadığı dönemdeki hâdiseleri eserinde konu alması ayrı bir önem

taĢıyacağından- Lütfi Paşa‟nın8 (ö.1563/970) Tevârih-i Âl-i Osman‟ı, Matrakçı Nasuh‟un9

(ö.1564/971) Mecmâu‟t- Tevârih ile Mecmû-ı Menâzil eserleri ve Feridun Bey‟in10

8Lütfi PaĢa‟nın doğum tarihiyle ilgili kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Gelibolulu Âli ve Peçevî onun Arnavut

kökenli olduğunu belirtmektedirler. II. Bayezid dönemi ortalarında saraya alındığı ve Enderun‟da tahsil gördüğü

bilinmektedir. Çuhadarlık, çeĢnigirbaĢılık, miralemlik, sancak beyliği, beylerbeyliği ve vezirlik görevlerinden

sonra 13 Temmuz 1539‟da (26 Safer 946) Ayas PaĢa‟nın ölümü üzerine veziriazamlığa getirilmiĢtir. Karaman

beylerbeyiliği görevi sırasında (1533/940) Karaman askeriyle birlikte Irakeyn Seferi‟ne katılmıĢtır. Lütfi PaĢa

hakkında daha fazla bilgi için bkn. Mehmet ĠpĢirli, „„Lutfi PaĢa‟‟, İslam Ansiklopedisi, Ankara 2003, c.27, s.234-

236. Lütfi PaĢa‟nın Tevârih-i Âl-i Osman eseri, Ġstanbul Matbaa-i Âmire 1341 basımı Türk Tarih Kurumu

Kütüphanesi‟nde A.II/1213 numaralı yerde mevcuttur. Aynı zamanda Kayhan Atik tarafından Lütfi Paşa ve

Tevârih-i Âl-i Osman baĢlığıyla, sadeleĢtirilmiĢ hâli ve tıpkıbasımı doktora tezi olarak hazırlanmıĢ (Kayseri

1996) ve Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanmıĢtır. Bu tezde, Lütfi PaĢa‟nın Tarih‟ine dair, Tarih Kurumu

Kütüphanesi nüshasından ve Kayhan Atik‟in yayınladığı tıpkıbasımdan yararlanılmıĢtır. (Ankara 2001)

9Asıl adı Nasuh b. Abdullah olan ve silahĢör, nakkaĢ, ressam, tarihçi yönleriyle bilinen Matrakçı Nasuh‟un

hayatı hakkında bilinenler oldukça azdır. Küçük yaĢta saraya alınan Nasuh, II. Bayezid döneminde Enderun‟da

eğitim görmüĢtür. (H. Yurdaydın, „„Matrakçı Nasuh‟‟, İslam Ansiklopedisi, Ankara 2003, c.28, s.143-145)

Mecmû-ı Menâzil (Beyân-ı Menâzîl-i Sefer-i Irakeyn adıyla yayınlanan) eserinde, bizzat katıldığı Irakeyn

seferinin, sefer menzillerini minyatürleriyle birlikte vermiĢtir. Ayrıca Sadrazam Rüstem PaĢa‟ya atfedilen ve

Rüstem PaĢa tarihi olarak bilinen Mecmau‟t- Tevârih/Târih-i Âl-i Osman adlı eserin Matrakçı Nasuh‟a ait

olduğu tespit edilmiĢtir. Bu eser de Matrakçı‟nın en önemli eserlerinden birisidir. Ġnsanın yaratılıĢının tarihinden

baĢlayan bu eserin IV. Cildi olarak kabul edilen kısmı, 1299-1561 (699-968) yılları arası Osmanlı tarihini

içermektedir. Mecmû-ı Menâzil eseri, Hüseyin Yurdaydın tarafından Beyân-ı Menâzîl-i Sefer-i Irakeyn adıyla

Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanmıĢtır. Mecmau‟t- Tevârih eseri‟nin tıpkıbasımı, Rüstem Paşa Tarihi

Olarak Bilinen Târih-i Âl-i Osman adıyla Göker Ġnan tarafından Yazma Eserler Kurumu tarafından

yayınlanmıĢtır. (Ġstanbul 2019). Bu tezde, Matrakçı Nasuh‟un eserlerine dair, Hüseyin Yurdaydın‟ın ve Göker

Ġnan‟ın hazırladığı çalıĢmalar kullanılmıĢtır.

10Asıl adı Ahmed eĢ-ġehîr bi-Ferîdun et-Tevkīî olarak bilinen Feridun Bey‟in hayatı hakkında fazla mâlumat

bulunmamaktadır. Dîvân-ı Hümâyun kâtipliği, reîsülküttaplık (12 Haziran 1570/8 Muharrem 978), niĢancılık

(1574/982) görevlerinde bulunmuĢtur. Osmanlı niĢancılarının en meĢhurlarından birisidir. 1554 senesinde

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Nahçıvan seferine katılmıĢtır. En ünlü eseri, III. Murat dönemine kadar padiĢah

mektuplarını da içeren MünĢeâtü‟s-Selâtîn‟dir. Eserini 1575 yılında Sultan III. Murat‟a sunmuĢtur. Bu eser iki

4

(ö.1583/991) MünĢeâtü‟s-Selâtîn baĢlıklı eseri, bu minvalde ayrı bir ehemmiyet

kazanmaktadır. Nitekim bu yazarlar, mezkur seferlerde ordunun hareketlerinin çoğunun gün

gün tarihlerini ve sefer menzillerini vermektedirler. Bununla birlikte eserlerinde, eserlerini

daha sonra kaleme alan XVII. Yüzyıl yazarlarına göre, daha nesnel bir tutum takınmıĢlardır.

Bahsedilen dönemi ihtiva eden önemli eserlerden biri, Celalzâde Mustafa‟nın11 (ö.

1567/975), Kanûnî Sultan Süleyman döneminin 1555 yılına kadar hâdiselerini içeren

Tabakātü‟l-Memâlik ve Derecâtü‟l-Mesâlik adlı eseridir. Gelibolulu Mustafa Âli, Peçevî

Ġbrahim ve Solakzâde Mehmet Hemdemî eserlerinde –Kanuni dönemine dair kısımlarda-

Celalzâde‟nin adını anmakta ve ondan alıntılar yapmaktadır.

Ramazanzâde Mehmet Çelebi12 (ö.1571/979) asıl adı Siyer-i Enbiyâ-i Ġzâm ve Ahvâl-i

Hulefâ-i Kirâm ve Menâkıb-ı Âl-i Osmân olan umumi tarihinin üçüncü bölümünü Osmanlı

Devleti tarihine ayırmıĢtır. Eserin bu bölümünün çoğunluğunu Kanuni Sultan Süleyman

dönemi hâdiseleri oluĢturur. Ramazanzâde, eserinde hâdiseleri kronolojik olarak aktarmaya

özen göstermiĢ ve Kanuni dönemi bölümünde ağırlıklı olarak padiĢahın savaĢlarını ve

fetihlerini iĢlemiĢtir. Târih-i NiĢancı olarak da bilinen bu eserinde, yararlandığı kaynakları

belirtmemektedir.

Şeref Han13 (ö.1603/1012) Farsça yazdığı ve 1597 yılında tamamladığı eseri ġerefnâme‟yi

Sultan III. Mehmet‟e ithaf etmiĢtir. Eserin ilk bölümü Kürt tarihini, ikinci bölümü

Osmanlıların Anadolu‟ya gelmelerinden, XVI. yüzyıl sonlarına kadar geçen zaman diliminde

cilt halinde yayınlanmıĢtır. Bkn. TBMM Kütüphanesi 5035. (Ġstanbul 1264-1265, 1274-1275); Feridun Bey

hakkında bilgi için bkn. Abdülkadir Özcan, „„Feridun Ahmed Bey‟‟, İslam Ansiklopedisi, Ġstanbul 1995, c.12,

s.396-397

11 Koca NiĢancı olarak da bilinen Celâlzâde Mustafa‟nın 895-896 (1490-1491) yıllarında doğduğu düĢünülür.

1516 (922) yılında Dîvân-ı Hümâyun kâtipliğine getirilmiĢ, 1525/931 senesinde reisülküttap makamına

getirilmiĢtir. Bu görevde iken, 1533 Irakeyn Seferi‟ne katılmıĢ, sefer sırasında niĢancılığa getirilmiĢtir. 1567

yılında vefat etmiĢtir. (1534/940) bkn. Celia Kerslake, „„Celâlzâde Mustafa Çelebi‟‟, TDV İslâm Ansiklopedisi,

DĠA, Ġstanbul 1993, c.7, s.260-262; Kaya ġahin, Tabakatü‟l Memalik‟e dair detaylı bir çalıĢma hazırlamıĢtır.

Bkn. Kanuni Devrinde İmparatorluk ve İktidar- Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı Dünyası, Yapı Kredi

Yayınları, 2014

12 Merzifon‟da doğan ve uzun süre divan kâtipliklerinde bulunan Mehmet Çelebi, Küçük NiĢancı ya da

Ramazanzâde unvanlarıyla anılmaktadır. 1554 (961) yılında reisülküttaplık, 1558 (965) yılında niĢancılık

görevine atanmıĢtır. Ramazanzâde Mehmet‟in hayatı için bkn. Abdülkadir Özcan, „„Mehmed Çelebi,

Ramazanzâde‟‟, İslâm Ansiklopedisi, Ankara 2003 c.28, s.449-450; Bu tezde Zafer KarakuĢ‟un „„Tevki‟i

Mehmet PaĢa‟ya Göre Osmanlı Tarihi‟‟ baĢlıklı yüksek lisans tezinde verilen, Ramazanzâde‟nin Tarih‟inin

tıpkıbasımından yararlanılmıĢtır. (Konya 1992)

13 ġeref Han 1533 yılında Safevi Devleti‟ne iltica eden ve Tekelü Ulama Han tarafından öldürülen ġeref Han‟ın

torunudur. Erken yaĢta ġah Tahmasb‟ın sarayına alınmıĢ, burada eğitim almıĢtır. Emîrü‟l-ümerâlık ve

sancakbeyliği gibi devlet vazifelerinde bulunmuĢtur. 3 Aralık 1578 yılında (3 ġevval 986) III. Murat döneminde

Osmanlı Devleti‟ne iltica etmiĢtir. Van Beylerbeyi Hüsrev PaĢa vasıtasıyla Bitlis beyliğine getirilmiĢtir.

Osmanlı- Ġran savaĢlarına katılmıĢtır. PadiĢah III. Mehmet döneminde tamamladığı eseri ġerefnâme, alanın

önemli kaynaklarından birisidir. Farsça‟dan Arapça‟ya çevrilen eseri, Mehmet Emin Bozarslan Arapça‟dan

Türkçe‟ye çevirmiĢtir. (ġeref Han, Şerefname, Ant Yayınları Ġstanbul 1971)

5

Osmanlı Devleti‟nde ve Safevi Devleti‟nde yaĢanan önemli hâdiseleri içermektedir.

ġerefname‟nin bir özelliği de hâdiseleri kronolojik sıraya göre –yıl yıl baĢlıkla- ele almasıdır.

Osmanlı ve Safevi cephesinde yaĢananları ayrı ayrı ve özet halinde, nispeten tarafsız bir

Ģekilde ele almıĢtır.

Gelibolulu Mustafa Âli‟nin14 (ö.1600/1008) eseri Künhü‟l-Ahbâr, 1596 senesine kadar

Osmanlı tarihini içermektedir. Mustafa Âli Künhü‟l-Ahbâr‟da, Kanuni Dönemi Osmanlı-

Safevi meseleleri bahsinde, Kanuni devri müverrihlerinden Celalzâde Mustafa ve

Ramazanzâde Mehmet Çelebi‟ye yer yer atıfta bulunmaktadır. Bu isimler dıĢında, çağdaĢı

olan diğer yazarlardan istifade etmediği görülmektedir.15

Peçevî İbrahim Efendi16 (ö.1649?/1059) en geniĢ bölümünü Kanuni Sultan Süleyman devrini

oluĢturan eseri Târih-i Peçevî‟de; Celalzâde Mustafa, Ramazanzâde Mehmet Çelebi,

Gelibolulu Mustafa Âli ve Hasan Beyzâde Ahmet PaĢa gibi isimlerin eserlerinden

faydalanmıĢtır. Peçevî Ġbrahim, halk arasında dolaĢan rivayetleri de yer yer eserine eklemiĢtir.

Ġki ciltten oluĢan Târih-i Peçevî, XVII. Yüzyıla kadar Osmanlı tarihinin önemli

kaynaklarından birisidir.

Solakzâde Mehmet Hemdemî (ö.1658/1068)17 Osmanlı Devleti‟nin kuruluĢundan 1657

yılına kadar tarihini içeren eseri Târih-i Solakzâde‟de, Kanuni dönemi hâdiselerinde yer yer

Celalzâde Mustafa‟nın adını zikretmekle birlikte, en fazla Hasan Beyzâde Ahmet PaĢa‟nın

14 28 Nisan 1541 (2 Muharrem 948) gecesi Gelibolu‟da doğmuĢtur. Muhafazakârlık, divan kâtipliği, tımar

defterdarlığı, hazine defterdarlığı, yeniçeri kâtipliği, defter emîni, sancakbeyliği gibi, kısa zamanlı da olsa birçok

vazifede bulunmuĢtur. Devlet hizmetlerinde pek dikkat çekemese de, edebî faaliyeti ve tarihçiliği ile büyük bir

Ģöhret kazanmıĢtır. Âlî‟nin en önemli eseri; 1591-1599 yılları arası yazdığı Künhü‟l-Ahbâr‟dır. Ali ÇavuĢoğlu,

Âli‟nin Künhü‟l-Ahbâr eserinin tıpkıbasımını yayınlamıĢtır. (Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l-Ahbâr, haz. Ali

ÇavuĢoğlu, TTK Yayınları, Ankara 2019) Âli hakkında ayrıca bkn. Bekir Kütükoğlu, „‟Âlî Mustafa Efendi‟‟,

TDV İslâm Ansiklopedisi, DĠA, 1989, c.2, s.414-416

15 Ayrıca bkn. Tufan Gündüz, „„Âlî‟nin Künhü‟l-Ahbar‟ında Safeviler‟‟, Uluslararası Gelibolulu Mustafa Âli

Çalıştayı Bildirileri Nisan 2011, TDK Yayınları Ankara 2014, s.161-165

161574/982 tarihinde Macaristan‟ın Pecs Ģehrinde dünyaya gelmiĢtir. Osmanlı tarih yazıcılığında Peçevî

unvanıyla anılmaktadır. Babasının 1533-1535 Irakeyn Seferi‟ne katıldığı bilinmektedir. Ġbrahim Efendi‟nin en

önemli eseri Tarih‟i, özel bir ismi bulunmadığından Târih-i Peçevî ya da Peçevî Tarihi Ģeklinde kullanılmaktadır.

Eserini 1640‟tan sonra (1050) yazmaya baĢlayan Peçevî, eserinde Kanuni Sultan Süleyman döneminden, Sultan

IV. Murad‟ın vefatına kadar yaĢanan hâdiseleri iĢlemektedir. Bekir Sıtkı Baykal, Peçevî Tarihi baĢlığıyla bu

eseri sadeleĢtirerek yayınlamıĢtır. Peçevî Ġbrahim Efendi, Peçevî Tarihi, (II Cilt), hz. Bekir Sıtkı Baykal, Kültür

Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999; Erika Hancz, „„Peçuylu Ġbrâhim‟‟, İslâm Ansiklopedisi, Ġstanbul 2007, c.34, s.

216-218

17 Hayatı hakkında oldukça az bilgi bulunan Solakzâde Mehmet Hemdemî, XVII. Yüzyılın önemli

müverrihlerinden birisidir. Tarih-i Solakzâde olarak da bilinen Tarih‟ini, padiĢah IV. Mehmet döneminde,

HasodabaĢı Hasan Ağa‟nın teĢvikiyle kaleme aldığı bilinmektedir. Dr. Vahid Çabuk bu eseri Solak-zâde Tarihi

baĢlığıyla sadeleĢtirerek yayınlamıĢtır. Bkn. Vahid Çabuk, Solak-zâde Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları,

Ankara 1989; Abdülkadir Özcan, „„Solakzâde Mehmed Hemdemî‟‟, İslam Ansiklopedisi, Ġstanbul 2009, c.37,

s.370-372

6

(ö.1636/1045) Telhis-i Tâcü‟t- Tevârih‟inden alıntılar yer almaktadır. Hasan Beyzade

Ahmet‟in kaynakları arasında ise, (Kanuni devri hâdiselerinde) Matrakçı Nasuh, Celalzâde

Mustafa ve Ramazanzâde Mehmet Çelebi bulunmaktadır. Solakzâde, Kanuni dönemi doğu

seferleri ile ilgili, diğer kaynaklarda yer almayan ya da kısaca yer verilen rivayetleri de detaylı

olarak kaleme almıĢtır.

Müneccimbaşı Ahmet Dede‟nin18 (ö. 1702/1113) Arapça kaleme aldığı, Câmiʿu‟d-düvel adlı

eseri, Türkçe tercümesine verilen ismi ile Sahâifü‟l- Ahbâr olarak bilinmektedir. Osmanlı

âlimi ve müverrihi olan MüneccimbaĢı‟nın bu eseri, insanlık tarihinin yaratılıĢından itibaren,

1670 (1081) yılına kadar yaĢanan hâdiseleri ihtivâ etmektedir. Birçok XVI. yüzyıl Osmanlı

kaynağına göre, daha sade ve anlaĢılır ifadeler kullanan MüneccimbaĢı‟nın, eleĢtirel

tarihçiliğe yönelen ilk müverrihlerden olduğu kabul edilmektedir. Nedim Efendi tarafından

tercüme edilen Sahâifü‟l- Ahbâr, Kanuni Sultan Süleyman dönemi ve Safevi seferleri

hakkında malumat içermektedir.

Osmanlı döneminde yazılan vakayinameler ile birlikte Cumhuriyet döneminde farklı

zamanlarda yazılan Osmanlı- Safevi iliĢkileri hakkındaki temel çalıĢmalar da bu tezde

mütalaa edilmiĢtir. Bunlardan bazıları; Joseph v. Hammer‟in Büyük Osmanlı Tarihi19, Ġsmail

Hâmi DaniĢmend‟in Ġzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi20, Ġsmail Hakkı UzunçarĢılı‟nın

Osmanlı Tarihi21, Faruk Sümer‟in Safevi Devleti‟nin KuruluĢu ve GeliĢmesinde Anadolu

Türkleri‟nin Rolü22, Tayyip Gökbilgin‟in Kanuni Sultan Süleyman23, Zuhuri DanıĢman‟ın

Osmanlı Ġmparatorluğu Tarihi24 ve Fahrettin Kırzıoğlu‟nun Osmanlıların Kafkas-Elleri‟ni

Fethi25 baĢlıklı eserleridir.

Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı- Safevi siyasi ve askeri iliĢkilerine dair

karĢılaĢtırma unsuru olarak kullanılacak olan Safevi kaynaklarından ise; ġah Tahmasb‟ın

(ö.1576/984) Tezkire‟sine26, Abdüllatif Kazvinî‟nin (ö.1555/962) Lübbü‟t- Tevârih‟ine27,

181631 (1041) yılında Selanik‟te doğduğu bilinen MüneccimbaĢı Ahmed Dede, IV. Mehmet‟in saltanatı

döneminde (1668/1078) müneccimbaĢılık görevinden dolayı bu unvanla anılmaktadır. Daha fazla bilgi için bkz.

Ahmet Ağırakça. „„MüneccimbaĢı, Ahmed Dede‟‟, İA, Ġstanbul 2006, c.32, s.4-6

19 Joseph Von Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, Üçdal NeĢriyat, Ġstanbul 1994

20 Ġsmail Hami DaniĢmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Türkiye Yayınevi, Ġstanbul 1971

21 Ġsmail Hakkı UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2016

22 Faruk Sümer, Safevi Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türkleri‟nin Rolü, Türk Tarih Kurumu

Yayınları, Ankara 2018

23 M. Tayyip Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, MEB Yayınları, Ġstanbul 1992

24 Zuhuri DanıĢman, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Yeni Matbaa, Ġstanbul 1965

25 Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas-Elleri‟ni Fethi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1998

26 ġah Tahmasb-ı Safevî, Tezkire, çev. Hicabi Kırlangıç, Atlas Yayınları, Ankara 2015

27 Abdüllatif Kazvinî, Safevi Tarihi, Çev. Hamidreza Mohemmednejad, BirleĢik Yayınevi, Ankara 2011

7

Rumlu Hasan‟ın (ö.1577/985) Ahsenü‟t- Tevârih‟ine28, Ġskender Bey‟in (ö.1633/1043) Târîh-i

Âlem-Ârâ-yi Abbâsi‟si29 ve Anonim Târih-i KızılbaĢân30 ile Târîh-i KızılbâĢiyye31 adlı

kaynaklara ulaĢılmıĢtır.

Bu çalıĢma, mezkûr eserlere dayalı olacağından iki devletin ağırlıklı olarak siyasî ve askerî

iliĢkileri incelenecektir. Osmanlı yazarlarının, eserlerini hangi siyasî ortamda ele aldığının

daha iyi aktarılabilmesi için, öncelikle Osmanlı- Safevi iliĢkilerinin baĢlamasının genel bir

seyri iĢlenecek, ardından yukarıda değinilen kaynaklardan yola çıkılarak, tezin ana konusu

olan 1533-1555 yılları arası Osmanlı- Safevi siyasî ve askerî iliĢkileri, mezkur kaynakların

olay örgüsüne göre ele alınacaktır.

28 Rumlu Hasan, Ahsenü‟t- Tevârih, çev. Cevat Cevan, Ardıç Yayınları, Ankara 2004; Hasan-ı Rumlu, Ahsenü‟t-

Tevârih, çev. Mürsel Öztürk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2006

29 Ġskender Bey MünĢi, Tarih-i Alemara-yi Abbasi, Azerbaycan Milli Ġlimler Akademisi, c.I, Bakü 2009

30 Tarih-i Kızılbaşan, çev. Tufan Gündüz, Yeditepe Yayınları, Ġstanbul 2016

31 Târîh-i Kızılbâşiyye, çev. ġefaattin Deniz, Hasan Asadi, Ġstanbul 2015

8

9

2. SAFEVİLERİN KÖKENİ VE IRAKEYN SEFERİ ÖNCESİ OSMANLI – SAFEVİ

İLİŞKİLERİ

2.1. Safevilerin Kökeni ve Şeyh Cüneyd’in Anadolu’daki Faaliyetleri

Safevi Devleti‟nin ismi, Erdebil merkezli Safeviyye Tarîkatının32 kurucusu ġeyh Safiyüddin

Erdebilî‟ye (ö.735/1334) dayanmaktadır.33 Azerbaycanlı tarihçi Mirza Abbaslı‟nın kaynaklara

dayalı olarak hazırladığı çalıĢmasına göre,34 aslen Türk olan bu aile, kendilerini siyasî

amaçlarla Hz. Ali‟nin soyundan göstermiĢlerdir.35 Safeviyye Tarîkatı, Safüyiddin Erdebilî‟nin

torunu Alaüddin Ali (m.1392-1429) ve onun oğlu ġeyh Ġbrahim‟e (m.1429-1447) kadar siyasî

bir tutum gözetmeden tarîkatlerinin yayılması ile ilgilenmiĢtir.36 Fakat ġeyh Ġbrahim‟in oğlu

Cüneyd‟den (m.1447-1460) itibaren tarîkate siyasi emeller de dahil olmuĢtur.

XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Safeviyye Ģeyhlerinin askerî faaliyetlere giriĢtikleri

görülmüĢtür.37 Düzenledikleri seferlerle Safeviyye Tarîkatı, etrafına çok sayıda mürid

toplamıĢ ve nüfûz alanını geniĢletmiĢtir.38 Bu dönemden itibaren Ģeyhler, tarîkat lideri

olmaktan ziyade siyasî bir lider olarak ön plana çıkmıĢlardır. ġeyh Ġbrahim‟den sonra Safevi

32 Safeviyye Tarikatı, ġeyh Safiyüddin‟in XIV. yüzyılın baĢında, müridi ve damadı olduğu ġeyh Zâhid-i

Giylânî‟nin yerine Zâhîdiye tarikatının baĢına geçmesiyle kurulmuĢtur. Saim SavaĢ, XVI. Asırda Anadolu‟da

Alevilik, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2018, s. 2

33 Ġsmail Hakkı UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, C.2, s.253

34 Mirza Abbaslı, „Safevîlerin Kökenine Dair‟, Belleten XL, sayı:158 1976, s.287-329

35 ġeyh Cüneyd‟den itibaren Safevi Ģeyhleri, soylarını Hz. Ali‟ye dayandırdırmıĢlardır. Mirza Abbaslı‟nın

„„Safevilerin Kökenine Dair‟‟ yazısında Rus araĢtırmacı I.P. PetruĢevski‟den aktardığına göre: ‟‟Safevilerin Hz.

Ali‟nin torunlarından olan yedinci İmam Musa Kazım‟a ulaştırılması efsanesi, XIV. yüzyılın sonları ve XV.

yüzyılda ortaya konulmaya başlanmıştır. Bu efsane, Safevilerin siyasi taleplerinin esaslandırılmasında oldukça

yararlı olmuştur.‟‟ (Mirza Abbaslı, „„Safevilerin Kökenine Dair‟‟, s.305) Safevilerin özellikle siyasi amaçları ön

plana çıktıktan sonra, Ģiiliği benimsemelerinin ve soylarını Hz. Ali‟ye dayandırmalarının sebebi, batıda

Osmanlılar, doğuda Özbekler gibi diğer mezheplerdeki düĢmanlarına karĢı bir farklılık oluĢturmasının istenmesi

olabilir. Bu konuda görüĢ belirten Saim SavaĢ‟a göre „„Safevilerin, İslam dünyasındaki gayri Sünni unsurları

temsil etmek amacı olmasıdır.‟‟ Bununla birlikte Safeviler, Sünnilikten uzak grupların sempatisini kazanmıĢ

istemiĢ olmalıdırlar. Bu konuda önemli tespitleri olan Ahmed Cevdet PaĢa‟ya göre; Ģeyhlik anlayıĢı ve köklü bir

tarikat geleneğine dayalı bir hareketle ortaya çıkan Safevilerin, sonradan siyasi bir niyetle dini söylemleri bir

araç olarak kullanmaya baĢlamıĢlar ve siyasi bir kimlik olan Ģahlığa kayarak ġiiliği yaymak bahanesiyle kendi

taraftarlarını artırıp, Osmanlı topraklarına yönelik bir geniĢleme politikası oluĢturmak istemiĢlerdir. Bkz. Ahmed

Cevdet PaĢa, Tarih-i Cevdet, C.I, Matbaa-i Osmanî 1309, s.38; S. Uluerler, „‟Osmanlı- Safevi ĠliĢkilerindeki

Temel Sorunlar Üzerine‟‟, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi 2012, Sayı 197, s.5

36 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.253-255

37 Giyas ġükürov, „„Safevi Devleti‟nin KuruluĢu ve I. ġah Ġsmail Devri (907-930/1501-1524)‟‟, Yüksek Lisans

Tezi, Ġstanbul 2006, s. 49

38 Safevi tarikatı Ģeyhlerinden ġeyh Cüneyd ve ġeyh Haydar zamanında -XV. Yüzyılın ikinci yarısındaĠran‟

daki halkın çoğunluğu sünni mezhebindendi. Safeviyye tarikatı, ġeyh Alaüddin Erdebilî‟ye gelinceye kadar

sünni bir tarikat olarak tanınmıĢken, ġeyh Cüneyd döneminden itibaren ġii unsurları bünyesine almaya

baĢlamıĢtır. Bkn. Faruk Sümer, Safevi Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Türk

Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2018, s.2; Walter Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, çev. Tevfik Bıyıklıoğlu,

TTK Yay. 1992, s. 15

10

Ģeyhi olan ġeyh Cüneyd, (m.1447-1460) Safevi tarîkat topluluğu ile mezhebî-siyasî bir

yapının zeminini hazırlamıĢtır.39

ġeyh Cüneyd‟in zamanla çevresinde önemli sayıda mürîdlerinin olması, Karakoyunlu

hükümdarı CihanĢah‟ta huzursuzluk oluĢturmuĢtur. Kendisi de koyu bir ġiî mezhebi mensubu

olan CihanĢah, ġeyh Cüneyd ve mürîdlerine karĢı askerî kuvvetle harekete geçmeyi doğru

bulmayıp,40 Cüneyd‟in Ģeyhliğine karĢı çıkan amcası ġeyh Cafer ile iĢbirliği yaparak, onu

Erdebil‟den uzaklaĢtırmıĢtır.41 Bunun üzerine ġeyh Cüneyd, Karabağ ve Ermenistan

üzerinden Anadolu‟ya geçmiĢtir. Burada, Osmanlı padiĢahı II. Murad‟dan bir mürîdi

aracılığıyla mesken edinecek bir yurt istemiĢ, fakat II. Murad ġeyh Cüneyd‟e 200 filori

göndererek bu teklifi reddetmiĢtir.42 ġeyh Cüneyd Anadolu‟da bulunduğu sıralarda, dolaĢtığı

yerlerde kısmen büyük bir topluluğu kendisine mürid yapmıĢ ve onlardan beĢ-on bin kiĢilik

silahlı kuvvet oluĢturmuĢtur.43 Ardından Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan (ö.882/1478) ile

Karakoyunlu hükümdarı CihanĢah arasındaki savaĢı fırsat bilerek, silahlı mürîdleriyle

Diyarbakır‟a, Uzun Hasan‟ın yanına gitmiĢtir.44 Uzun Hasan, ġeyh Cüneyd‟in silahlı

kuvvetlerinden yararlanmak amacıyla onu ve mürîdlerini Diyarbakır‟a yerleĢtirmiĢ ve

Cüneyd‟i, kız kardeĢi Hatice Begüm ile evlendirmiĢtir.45 (1458/862)

Toplam on dört yıl kadar Diyarbakır‟da kalan ġeyh Cüneyd ve mürîdleri, ġirvanĢahlar46

üzerine harekete geçmiĢler ve yapılan savaĢta Cüneyd öldürülmüĢtür.47 (864/1460) ġeyh

39 Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s.14; Selâhattin Tansel, II. Bayezit‟in Siyasi Hayatı, TTK Yay. 2017, s.

260

40 Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s.15

41 Tufan Gündüz, „Safeviler‟, İslam Ansiklopedisi, c.35, 2008, s.451

42 AĢıkpaĢazâde‟nin ifadesiyle: „„Sultan Murad zamanında Şeyh Safi neslinden, Şeyh Cüneyd isimli birisi ortaya

çıktı. Anadolu‟ya geldi. Sultan Murad‟a bir mürîdiyle hediye olarak bir seccade, bir Kur‟an-ı Kerim ve bir

tesbih gönderip, „Kurtbeli‟ni bana versin, mesken edineyim‟ dedi.‟‟ Aşıkpaşazâde Osmanoğulları‟nın Tarihi, hz.

Kemal Yavuz, Yekta Saraç, K Kitaplığı 2003, s.373

43 Anadolu Türkleri‟nin önemli bir kısmını Safevi tarikatına bağlayan ġeyh Cüneyd olmuĢtur. Bu gruplar;

Rumlu, Ustacalu, Tekelü, ġamlu, Zu‟l-kadr (Dulkadır), Varsak, Çepni, Arabgirlü, Turgudlu, Bozcalu, Acirlü,

Hınıslu, ÇemiĢkezeklü oymaklarıdır. Faruk Sümer‟e göre, „‟medresenin etkisi dışında kalan köylü ve göçebelerin

önemli bir kısmı yüzeysel bir İslamiyet‟in görünüşü altında Orta Asya‟dan getirdikleri eski dini inanç ve

telakkilerini devam ettirmişlerdir.‟‟ (Sümer, Safevi Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin

Rolü, s.6-7) Konuyla ilgili diğer kaynak eser için bkz. Tarih-i Kızılbaşan, çev.Tufan Gündüz, Yeditepe Yay,

Ġstanbul 2016

44 Tahsin Yazıcı, „„Cüneyd-i Safevi‟‟, İslam Ansiklopedisi, 1993, c.8, s.123-124

45 Hasan-ı Rumlu, Ahsenü‟t- Tevârih, çev. Mürsel Öztürk, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2006, s.395;

Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, s.27

46 Kısmen bugünkü Azerbaycan‟da, merkezi Bakü‟nün kuzeybatısında olan, M. 799-1607 yılları arası hüküm

süren müslüman devlettir. ġirvanĢahlar hanedanı Arap kökenlidir fakat zamanla bölgedeki yerli aileler ile

karıĢarak Arap kökeninden kopmuĢtur. ġeyh Cüneyd, ġirvan‟ı ele geçirmek için ġirvanĢahlar üzerine yürümüĢ

fakat yapılan savaĢta yenilmiĢ ve öldürülmüĢtür. ġirvanĢahlar ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Sara AĢurbeyli,

„„ġirvanĢahlar‟‟, İslam Ansiklopedisi, Ġstanbul 2010, c.39, s.211-213

47 Hasan-ı Rumlu, Ahsenü‟t- Tevârih s.395-396; Tufan Gündüz, „„Safeviler‟‟, s.451; Faruk Sümer, Safevi

Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s.10

11

Cüneyd‟in öldürülmesinden sonra müridleri Cüneyd‟in oğlu Haydar‟ın etrafında

toplanmıĢlardır. ġeyh Haydar ile birlikte Safeviyye tarîkatı, hem mezhepsel hem de siyasal bir

anlam kazanmıĢtır. ġeyh Haydar, müridlerini ayırt edebilmek için onlara On Ġki Ġmamı

temsilen, on iki dilimli kırmızı renkli baĢlık giydirmiĢ ve bu müridler zaman içinde kızılbaş

diye anılmaya baĢlamıĢtır.48 1488 yılına gelindiğinde, ġeyh Haydar babası gibi ġirvanĢahlar‟a

karĢı savaĢ açmıĢ ve savaĢ sırasında öldürülmüĢtür. Bu sırada Akkoyunlu Devleti‟nde taht

kavgaları ortaya çıkmıĢ ve bu durum Ġran bölgesinde yerel otoritelerin doğmasına sebep

olmuĢtur.49

2.2. II. Bayezid Dönemi Osmanlı- Safevi İlişkileri (1481-1512)

1497 yılında Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup‟un oğlu Rüstem Bey‟in öldürülmesi

üzerine KızılbaĢ Türkmen aĢiretler, ġeyh Haydar ile Uzun Hasan‟ın kızı Halime Begüm‟ün

küçük yaĢtaki oğlu Ġsmail‟i siyasi ve dinî bir lider olarak ortaya çıkarmıĢlardır. Ġsmail ilk

olarak çevresindeki müridleriyle Erdebil‟i ele geçirmiĢ, ardından babası ve dedesi gibi ġirvan

üzerine yürümüĢ ve ġirvan bölgesini ele geçirmiĢtir.50 1502 yılında ise Bakü‟ye hâkim

olduktan sonra, Nahçıvan yakınlarında otuz bin kiĢilik Akkoyunlu ordusunu yenerek, ülkenin

bir kısmını ele geçirmiĢtir.51 Buradan Tebriz‟e giden Ġsmail, orada taç giymiĢ ve Ģahlığını ilan

etmiĢtir.52 Böylece Safevi Devleti resmen kurulmuĢtur. (1501/906) On Ġki Ġmam adına

hutbeler okutulmuĢ, Sünni KızılbaĢ Türkmen halk ġiîliğe zorlanmıĢ ve ġiîlik devletin resmi

mezhebi ilan edilmiĢtir. ġah Ġsmail, zaman içerisinde ġiraz (m.1504) ErciĢ, Ahlat, Bitlis ve

Bağdat‟ı sınırlarına katıp Doğu Anadolu, Azerbaycan, Irak ve Ġran‟da siyasi hâkimiyeti ele

geçirmiĢtir.53

Bu geliĢmeleri takiben Osmanlı padiĢahı II. Bayezid (ö.1512/918) ġah Ġsmail‟in bu

faaliyetlerinin Osmanlı Devleti için tehlikeli olabileceğini düĢünerek Sivas kalesini onartıp,

buraya asker yerleĢtirmiĢtir.54 XVI. yüzyılda Grekçe yazılmıĢ Anonim Tevârih-i Âli Osman‟a

48 Tufan Gündüz, „‟Safeviler‟‟, s. 451; Ġlyas Üzüm, „KızılbaĢ‟, İslam Ansiklopedisi, 2002, c.25, s.546

49 Tufan Gündüz, „„Safeviler‟‟,, s. 452

50 Adâ‟î-yi Şîrâzi ve Selimnâmesi, hz. Abdüsselam Bilgen, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2007, s. XLVI

51 Adâ‟î-yi Şîrâzi ve Selimnâmesi, s. XLVI: Saim SavaĢ, XVI. Asırda Anadolu‟da Alevilik, s.3. Bu savaĢta

Akkoyunlu emir ve askerlerinden yaklaĢık sekiz bin kiĢi ölmüĢtür. Bkz. Abdüllatif Kazvinî, Safevi Tarihi, çev.

Hamidreza Mohemmednejad, BirleĢik Yayınevi, Ankara 2011, s. 34. Kazvinî‟nin eserinde ġah Ġsmail, Hazret-i

A‟lâ olarak geçmektedir.

52 Adâ‟î-yi Şîrâzi ve Selimnâmesi, s. XLVI

53 Saim SavaĢ, Saim SavaĢ, XVI. Asırda Anadolu‟da Alevilik, s.4; Adâ‟î-yi Şîrâzi ve Selimnâmesi, s. XLVI; Ġbn

Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VIII. Defter, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1997, s.278.

54 Ġbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VIII. Defter, s.278; Yusuf Küçükdağ, „„Osmanlı Devleti‟nin ġah Ġsmail‟in

Anadolu‟yu ġiileĢtirme ÇalıĢmalarını Engellemeye Yönelik Önlemleri‟‟, Osmanlı Ansiklopedisi, ed. Güler Eren,

Ankara 1999, s.274

12

göre II. Bayezid‟in Safevilere karĢı saldırgan bir politika içinde olmaması, Venedik‟in

saldırısından çekinmesindendir. Sultan Bayezid, KızılbaĢlarla muharebe etmemeye, sadece

Macar ve Venediklilerle muharebe etmeye karar vermiĢtir.55 O, Safevileri Ģiddet yoluyla

bertaraf etmek istemiĢ, Ġran‟a giden ve oradan gelenlerin tespit edilip idam edilmesi ve

mallarına el koyulması gibi çok ciddi kararlar almıĢtır.56

M. 1508 (913) yılında ġah Ġsmail, Dulkadırlılar üzerine yürümek için güzergâh olarak

Osmanlı topraklarından geçmeyi düĢünmüĢ ve bu nedenle Sultan II. Bayezid‟den izin istemek

için bir mektup yazmıĢtır. Böylelikle Safevi Devleti ile Osmanlı Devleti arasındaki diplomatik

iliĢkiler de baĢlamıĢ oluyordu. Sultan Bayezid‟in ġah Ġsmail‟in mektubuna olumlu cevap

vermesi üzerine ġah Ġsmail Sarız üzerinden Elbistan‟a gitmiĢtir.57 ġah Ġsmail‟in Dulkadır

seferi için Osmanlı topraklarından geçmek istemesi, birçok tarihçi tarafından ġah Ġsmail‟in

buradaki KızılbaĢları yanına toplama amacı ile izah edilmiĢtir. Ġbn Kemâl Tevârih-i Âl-i

Osmân‟da bu meseleye Ģu Ģekilde değinmiĢtir: „„Şah İsmail Dulkadırlılara karşı Diyarbakır

içinden gitse olurdu. Ama bir taşla iki kuş vurmak istedi. Serhadd-i Rum‟da bir zaman turmak

istedi. Ta ki Anadolu Kızılbaşı onun geldiğini duyup her taraftan yanına cem ola.‟‟58

Osmanlı- Safevi iliĢkilerinin çatıĢmasının ilk belirtisi ġah Ġsmail‟in yüzünü Horasan‟a

çevirmesiyle cereyan etmiĢtir. Safeviler ile Özbekler arasında Merv yakınlarında yapılan

savaĢta Özbek Hân‟ı Muhammed ġeybânî Han59 (ö.916/1510) ve Özbeklerden yaklaĢık on bin

kiĢi öldürülmüĢ ve ġeybânî Han‟ın kesilen baĢı Sultan II. Bayezid‟e gönderilmiĢtir.60 Bu olay

ġah Ġsmail‟in, sınırlarını geniĢlettikçe Osmanlı Devleti‟ne bir gözdağı vermesi ve

düĢmanlığını belli etmesi Ģeklinde yorumlanmıĢtır. Nitekim bu dönemlerde Osmanlı

55 Anonim Tevârih-i Âli Osman, hz. ġerif BaĢtav, DTCF Yayınları No:237, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1973,

s.180

56 II. Bayezid devrine ait Ahkam Defteri‟ndeki Sultan ġehinĢah‟a yazılan hükmün bir kısmı: „„... bundan evvel

hükm-i hümâyun gönderüp:‟Yukarı tarafa varan Erdebil sûfilerinden varışda ve gelişde bulunanun siyâset

edesiz!‟ deyü buyurmuşdum. Ol bâbda hâliyâ şöyle buyurdum ki, ihtimâm-ı tâm üzere olup sâbıka gönderilen

hükm-i hümâyunum mûcebince amel edüp mezbûr sûfilerden ele girenin mecâl vermeyüp siyâset ettiresiz ve ol

bâbda gönderilen hükm-i hümâyunum tarihiden şimdiye dek ne denlü sûfi siyâset olunmuştur, defter edüp

dergâh-ı mu‟âllama gönderesiz...‟‟ (Ahkâm Defteri, s.126, nr.454) Belge için bkz. Feridun M. Emecen, Osmanlı

Klasik Çağında Siyaset, Kapı Yayınları 2018, s.354-362

57 Faruk Sümer, Safevi Devleti‟nin Kuruluşu ve Yükselişinde Anadolu Türklerinin Rolü, s.31

58 Ġbn Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VIII. Defter s.251

59 ġeybâni Han (d. M.1451), ġeybâniler (Özbekler) hanedanının kurucusu ve ġeybâniler‟in ilk hükümdarıdır.

M.1500-1501 yılında Buhara ve Semerkand‟ı ele geçirerek devleti kurmuĢtur. 1508 yılından itibaren Safeviler ile

sınır komĢusu olmuĢlardır. Merv Kalesi‟ni kuĢatan ġah Ġsmail, Sünni olan ġeybâni Han‟ı savaĢa çağırmıĢtır. 30

bin kiĢilik ġeybâni ordusu ve 70 bin kiĢilik Safevi ordusu arasında yapılan savaĢta ġeybâniler ağır bir yenilgiye

uğramıĢtır. SavaĢta ağır yaralanan ġeybâni Han 1 Aralık 1510 (29 ġaban 916) tarihinde vefat etmiĢtir. ġah

Ġsmail, ġeybâni Han‟ın baĢının yüzülen derisine saman doldurtup II. Bayezid‟e göndermiĢtir. Ayrıntılı bilgi için

bkz. Ġsmail Türkoğlu, „„ġeybânî Han‟‟, İslam Ansiklopedisi, c.39, Ġstanbul 2010, s.43-45

60 Adâ‟î-yi Şîrâzi ve Selimnâmesi, s.XLV; Abdüllatif Kazvinî, Safevi Tarihi, çev. Hamidreza Mohammednejad,

BirleĢik Yayınevi, Ankara 2011, s. 50

13

Devleti‟nde, Sultan Bayezid‟in Ģehzadeleri arasındaki taht yarıĢından ve Ġnebahtı, Mora ve

Koron seferlerinden faydalanan ġah Ġsmail, Anadolu‟da propaganda faaliyetlerine baĢlamıĢtır.

Ġbn Kemâl, ġah Ġsmail‟in çabucak gücünü yaymasını, II. Bayezid‟in Mora ve Koron seferine

bağlamaktadır.61

II. Bayezid‟in hükümdarlığının son yıllarına doğru, Osmanlı kaynaklarında daha çok

Şeytankulu olarak geçen Şahkulu Baba Tekeli62 adında bir KızılbaĢ, Batı Anadolu‟da ve

Rumeli‟de halkı ġah Ġsmail‟e biâte davet etmek için emrindeki on bin kiĢiyle ayaklanmıĢtır.

Akdeniz ve Doğu Anadolu‟daki Türkmen konargöçerlerin büyük bir kısmı Osmanlı

Devleti‟nin merkeziyetçi yapısına ve vergi toplama usûlune ayak uyduramadıklarından dolayı

Safevilere karĢı sempati duymuĢlar ve zamanla Safevi taraftarı haline gelmiĢlerdir.63 Ayrıca

tımarları ellerinden alınan Tekeli (Antalya ve çevresi) sipahiler, isyanın büyümesinde önemli

bir rol oynamıĢlardır. Zamanla büyük bir tahrîbâta uğrayan Anadolu‟da elli bin kiĢi ölmüĢ ve

birçok ev yağma edilmiĢtir.64 Celalzâde Mustafa‟ya göre bu isyancılar Ģehirlerde, kasabalarda

ve köylerde Müslümanların eĢyalarını yağmalayıp zarar vermiĢler, kendilerine muhalefet

edenleri de öldürmüĢlerdir.65 Osmanlı Devleti tarafından üzerlerine gönderilen ġehzade

Korkud‟un hazinesini yağmalayan isyancılar, Antalya ve Burdur çevresini ele

geçirmiĢlerdir.66 Ġsyancıların üzerine Anadolu Beylerbeyi Karagöz PaĢa gönderilmiĢ, fakat

yeteri kadar kuvvetle harekete geçmeyen Karagöz PaĢa isyancılara yenilmiĢ ve Kütahya

61 Ġbn Kemâl, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VIII. Defter, s.277. Ayrıca bkz. Feridun Emecen, Osmanlı Klasik Çağında

Siyaset, s.345; ġah Ġsmail‟in Ġran bölgesinde zuhûr ettiği ve Ģahlığını ilan ettiği zaman zarfında, Osmanlı

Devleti‟nin iç ve dıĢ siyasetinde birçok geliĢmeler yaĢanıyordu. 1495 yılları baĢında, Türk elçisi Macar Kralı ile

görüĢmelerde bulunarak Osmanlı- Macar barıĢı imzalanmıĢtı. Aynı yıl Cem Sultan‟ın ölümü ile (21 ġubat

1495/25 Cemaziyelevvel 900) Osmanlı Devleti serbestliğe kavuĢmuĢtu. XV. yüzyılın sonlarına gelindiğinde;

1499-1502 Osmanlı Venedik savaĢları sırasında, Ġkinci vezir Hadım Ali PaĢa (ö.1558/965) önderliğinde Venedik

kıyısındaki önemli Ģehirler olan Navarin, Modon (9 Ağustos 1500/14 Muharrem 906) ve Koron (15 Ağustos)

Osmanlılar tarafından ele geçirilmiĢtir. ġerafettin Turan, „„Bayezid II‟‟, İslam Ansiklopedisi, 1992, c.5, s.234-

238; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.217-224; Selahaddin Tansel, Sultan II. Bayezid‟in Siyasi Hayatı, Türk

Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2017, s.181-190

62 ġah Kulu Baba Tekeli, ġah Ġsmail‟in babası ġeyh Haydar‟ın halifelerinden Hasan Halife adında birinin

oğludur. Halife Hasan memleketi Teke‟yi ġeyh Haydar‟a bağlamakla görevlendirilmiĢtir. UzunçarĢılı, Osmanlı

Tarihi, c.2, s.230

63 Konuyla ilgili, Halil Ġnalcık‟ın aktardığına göre: „„Türkmen göçerlerinin büyük kısmı Toroslarda, Teke‟den

Maraş‟a kadar hakim durumda idiler. Suriye‟den gelen kışkırtmalara uyarak Osmanlı idaresine karşı zaman

zaman ayaklanmaktan geri kalmıyorlardı. Osmanlı Devleti merkeziyetçi bir devlet haline gelince, bu Türkmen

aşiretlerinin hareketlerini gittikçe daha çok kontrol altına almak istemiş, vergi tahrir defterlerine geçirmiş,

vergileri düzenli almaya çalışmıştır. Boy beyleri idaresinde bağımsız bir hayat süren ve hayvancılık

ekonomisinin gereklerine uyan bu aşiretler, merkezi idareyi dayanılmaz bir baskı ve zulüm idaresi olarak

hissediyorlardı. ... Kendi kabile adetlerine ve Şamanist inançlarına uygun bir şeklini telkin eden heteredoks

derviş tarikatlerine fanatik bir bağlılıkla bağlanıyorlardı.‟‟ Halil Ġnalcık, Devleti Aliye 1, ĠĢ Bankası Yayınları,

2018, s.135

64 M.C. ġehabeddin Tekindağ, „„Yeni Kaynak ve Vesikaların IĢığı Altında Yavuz Sultan Selim‟in Ġran Seferi‟‟,

İÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, c.17, S.22, 1967, s. 51

65 Celalzâde Mustafa, Selim-nâme, hz. Ahmet Uğur- Mustafa Çuhadar, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990, s.298

66Adâ‟î-yi Şîrâzi ve Selimnâmesi, s.XLVI

14

Kalesi‟nin önünde isyancıların gösterileriyle öldürülmüĢtür. (917/1511)67 Ardından

Vezîriâzam Hadım Ali PaĢa ve ġehzade Ahmet, üç bin yeniçeri ve dört bin bölük halkı ile68

isyanı bastırmakla görevlendirilmiĢtir. Sivas yakınlarında ġahkulu ve Hadım Ali PaĢa

kuvvetleri arasında yapılan mücadele sonucunda ġahkulu öldürülmüĢtür.69 Daha önce

ġahkulu‟nun yerine tayin edilen bir halife, isyana katılan on beĢ bin kiĢilik topluluk ile Ġran‟a

gitmiĢtir.70 Osmanlı Devleti ise tedbiren Anadolu‟dan Ġran‟a gitmeyi ve Ġran‟dan Anadolu‟ya

gelmeyi yasaklamıĢ ve Teke çevresindeki KızılbaĢların bir çoğunu Mora yarımadasının güney

batısındaki Modon ve Koron‟a sürgün etmiĢlerdir.71

2.3. Yavuz Sultan Selim Dönemi Osmanlı- Safevi İlişkileri (1512-1520)

Osmanlı- Safevi siyasi ve askeri iliĢkileri resmi olarak Safevi Devleti‟nin kurulup, Osmanlı

Devleti‟ne siyasî bir rakip olarak ortaya çıkmasından sonra geliĢmiĢtir.

II. Bayezid‟in saltanatının son yıllarında, Ģehzadeler arasındaki mücadelelerden galip çıkan

ġehzade Selim, Trabzon‟daki Ģehzadelik yıllarında (m.1481–1510) Safevilerin Anadolu‟daki

faaliyetlerini ve propagandalarını oldukça ciddiye alarak yakından takip etmiĢ ve devlet

merkezini bilgilendiren raporlar yazmıĢtır. Hatta Ģehzade iken, Safevi topraklarına akınlar

düzenlemiĢ ve bazı bölgeleri ele geçirmiĢtir. Fakat bu sıralarda ġah Ġsmail, II. Bayezid‟e bir

elçi göndererek oğlu ġehzade Selim‟in uyarılmasını istemiĢ, Sultan Bayezid de oğlu Selim‟i

ikâz ederek, ele geçirdiği yerlerden çekilmesini emretmiĢtir.72

Yavuz Sultan Selim‟in tahta geçtiği m.1512 (918) yılında ġah Ġsmail, halifelerinden Nur Ali

Halife‟yi, KızılbaĢ Türkmenleri Safevilere bağlamak amacıyla Anadolu‟ya göndermiĢ, Nur

Ali Halife de üç veya dört bin KızılbaĢ ile Tokat‟ı ele geçirip, burada ġah Ġsmail adına hutbe

okutup para bastırmıĢtır.73 Bu esnada ġehzade Ahmed‟in oğlu ġehzade Murad da, Selim‟in

padiĢah olmasına karĢı çıkarak Tokat‟ta Nur Ali Halife‟ye destek olmuĢ, oradan da Ġran‟a

67 Lütfi Paşa ve Tevârih-i Âli Osman, hz. Kayhan Atik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2001, s.108;

Celalzâde Mustafa, Selim-nâme, s.299-300; Solakzâde Tarihi, C.I, hz. Vahid Çabuk, Kültür Bakanlığı Yayınları,

Ankara 1989, s.446; Adâ‟î-yi Şîrâzi ve Selimnâmesi, s.XLVI

68Solakzâde Mehmed Hemdemî Çelebi, bu sayıyı dört bin yeniçeri ve dört bin bölük halkı olarak verir.

Solakzâde Tarihi, C.I, s.452; J.V. Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi C.1, Üçdal NeĢriyat, s.373

69 Bu mücadelede Veziriazam Hadım Ali PaĢa da isyancılar tarafından öldürülmüĢtür. Adâ‟î-yi Şîrâzi ve

Selimnâmesi, s.XLVIII; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.230

70 Sümer, Safevi Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s.35

71 Selâhattin Tansel, Sultan II. Bayezid‟in Siyasi Hayatı, s.266. „„Modon, Anadolu‟da Şahkulu isyanından sonra

takibata uğrayıp yakalanan Safevî yanlısı Türkmen gruplarının sürgün yeri olmuştur.‟‟ Machıel Kıel,

„„Modon‟‟, İslam Ansiklopedisi, 2005, c.30, s.222-224

72 G. ġükürov, „„Safevi Devleti‟nin KuruluĢu ve I. ġah Ġsmail Devri (907-930/1501-1524)‟‟, s.134

73 ġ. Tekindağ, „„Yeni Kaynak ve Vesikaların IĢığı Altında Yavuz Sultan Selim‟in Ġran Seferi‟‟, s.51; Tufan

Gündüz, „„Safeviler‟‟, s.452

15

giderek ġah Ġsmail‟e sığınmıĢtır.74 Bunun üzerine Sultan Selim, yeğeni ġehzade Murad‟a

katılanların tespiti için çeĢitli bölgelere hükümler göndermiĢ, 1513 yılı baĢlarında bu isimler

tespit edilerek merkeze gönderilmiĢtir.75 Bu tespitler sonucu, ġah Ġsmail adına çalıĢan,

propagandalar yapan veya ona karĢı sempati besleyenlerin bir kısmı hapse attırılmıĢ, bir kısmı

da sürgüne gönderilmiĢtir.76

Hükümdar olduktan sonraki ilk iki yılda iktidarını sağlamlaĢtıran ve tahta ortak olabilecek

ağabeyleri ġehzade Ahmed ve ġehzade Korkud‟u bertaraf eden Yavuz Sultan Selim, bundan

sonra tamamen Safevilere odaklanmıĢtır. Bütün siyasî ve ekonomik meseleleri dikkate

alırken, aynı zamanda ulemâdan ġah‟ın bir mülhid ve kâfir olarak katlinin vâcip olduğuna

dair fetvâlar almıĢtır.77 Görünürde, ġah Ġsmail‟in dîn-i mübîne aykırı davranması ve halkını da

buna zorlaması, ġehzade Murad‟ı desteklemesi ve koruma altına alması, daha önce Sultan II.

Bayezid‟e Özbek Hân‟ının kesik baĢını yollamasıyla düĢmanlığını göstermesi ve Osmanlı

Devleti‟ne karĢı Venediklilerle iĢbirliği yapmak istemesi78 gibi sebeplerden dolayı savaĢ

kararı alınmıĢtır.

Sefere karar verilmesinden itibaren, Haydar Çelebi Ruznâme‟sinde79 gün gün olayların

sürecini kaleme almıĢ ve Yavuz Sultan Selim‟in Edirne‟deki hareketinden itibaren sefer

menzillerini yazmıĢtır. 21 Mart 1514 (24 Muharrem 920) Pazartesi günü Edirne‟den

Ġstanbul‟a hareket eden Yavuz Sultan Selim, Ġzmit‟e geldiğinde Tacizâde Cafer Çelebi‟ye,

ġah Ġsmail‟e karĢı bir mektup yazdırmıĢ ve bu mektubu daha önce esir alınan Safevi

halifesiyle göndermiĢtir. Yavuz Sultan Selim, 23 Nisan 1514 (27 Safer 920) tarihli bu

mektupta, ġah Ġsmail‟in Ģeriata aykırı davrandığını, Müslümanlara eziyet ettiğini, mescit ve

türbeleri yıktığını belirterek kendisine düĢen görevin Ġslam dinini savunmak olduğunu

yazmıĢtır.80

74 Sümer, Safevi Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s.37

75 Feridun M. Emecen, Yavuz Sultan Selim, Kapı Yayınları, Ġstanbul 2017, s.104

76 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü‟t-Tevarih C. IV, hz. Ġsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yay. 1999, s.176;

Ġnalcık, Devlet-i Aliyye 1, s.138. Hoca Sadeddin ve Gelibolulu Mustafa Âli, bunların sayıları kırk bini bulduğunu

söylese de bu ifadenin abartı olduğu kabul edilmiĢtir. Safevi kaynaklarında ise, kırk bin KızılbaĢ‟ın kayda

alındığı ve katledildiğine dair bilgi bulunmamaktadır. Tufan Gündüz, Şah İsmail, Yeditepe Yayınları, Ġstanbul

2018, s.7

77 Ġnalcık, Devlet-i Aliyye 1, s138

78 Yılmaz Öztuna, Osmanlı Devleti Tarihi 1, Ötüken Yayınları, Ġstanbul 2004, s.98; Emecen, Yavuz Sultan

Selim, s.97

79 Haydar Çelebi Ruznâmesi, hz. Yavuz Senemoğlu, Tercüman, (tarihsiz), s.78; Ayrıca Feridun Bey‟in

Münşeâtü‟s-Selâtin‟inde Çaldıran seferinin gidiĢ ve dönüĢ menziller belirtilmiĢtir. Bkn. Feridun Bey,

Münşeâtü‟s-Selâtin, Ġstanbul 1264, C.I, s. 396

80 Mektup kısaltılarak alıntılanmıĢtır.„„... Her kim ki Allah‟ın buyruklarından uzaklaşır ve Allah‟ın emirlerine

uyma çizgisinden dışarı çıkar, din perdesini yırtar, gerçek şeriatın yapısını yıkar, ona karşı çıkma tüm

16

Mektubun gönderilmesinin ardından Osmanlı ordusu, YeniĢehir ovasına ulaĢmıĢ, burada

Rumeli‟den gelen askerler de orduya katılmıĢtır.81 Bu sırada vezir Dukakinoğlu Ahmet PaĢa

(ö.1515/921) yirmi bin tımarlı sipahi ile, Safeviler‟in durumunu öğrenmek üzere Sivas‟a

gönderilmiĢtir.82 Aylarca süren uzun yolculuğun ardından, Osmanlı ordusu Erzincan

yakınlarına geldiğinde dağlık bölgenin verdiği yorgunluk, yiyeceğin azalması ve Safevi

ordusunun hâla görünmemesinden dolayı Osmanlı ordusunda huzursuzluk oluĢmuĢtu. Devlet

erkânından ve yeniçerilerden bazıları geri dönmeyi istemiĢler ve bu isteklerini, padiĢah

tarafından sevilen ve sayılan Karaman Valisi Hemdem PaĢa‟dan padiĢaha iletmelerini

istemiĢlerdir. Fakat Safevilerle muhakkak savaĢmaya karar vermiĢ olan Yavuz Sultan Selim,

böyle bir tartıĢmanın tekrar ortaya çıkmasını engellemek için, uzun yıllardır tanıdığı Hemdem

PaĢa‟yı öldürtmüĢtür.83 Bundan sonra Yavuz Sultan Selim, ġah Ġsmail‟e bir mektup daha

göndermiĢ,84 bu mektupta günlerdir Safevi ülkesinde yürüdüklerini ama Safevi ordusundan bir

iz göremediklerini ve onlara „„mürüvvet‟‟ ederek Sivas ile Kayseri arasında kırk bin asker

bıraktığını yazmıĢtır.85

Nihayet 23 Ağustos 1514 (2 Recep 920) günü, iki ordu Çaldıran ovasında karĢılaĢmıĢtır. Ġlk

hamlede Safevi ordusu tarafından Osmanlı ordusunun sol kolu (Rumeli ordusu) çözülmüĢ ve

Rumeli Beylerbeyi Hasan PaĢa öldürülmüĢtür. Fakat Osmanlı ordusunun tüfekli olması

sayesinde, savaĢın sonunda Osmanlı ordusu Safevi ordusuna galip gelmiĢ ve ġah Ġsmail savaĢ

alanını terk etmiĢtir. M. 3 Eylül 1514 (13 Recep 920) günü Osmanlı ordusu Tebriz‟e

Müslümanlara genellikle adaletle hüküm süren padişahlara da özellikle düşen bir görevdir ki, „Ey iman edenler,

Allah‟ın yolunda olunuz‟(es-Saf 14) buyruğu can kulaklarına ulaşmış olsun. ... Zulüm ve eziyet kapılarını

Müslümanların yüzüne açtın. Zındıklık ve dinsizliğin her yönü ile kaynaşıp yoğruldun. ... Nefsinin hevasına

uyarak, yaradılışının isteklerine aldanarak şeriat bağlarını kopardın. Halkın temiz inançlarını yıkmayı

öngördün. Ettiklerin, yaptıkların hep, saygın kişileri utandırma, değerli kimselerin kanlarını akıtma, minber ve

mescitleri yıkma, mezar ve türbeleri yakma, bilginlere, seyyitlere hayınlık etme, Mushaf-ı Şerif‟leri kirletme

olduğu belli olmuştur. Allah cümlesinden hoşnut olsun dinimizin imamları, senin ve seninle olanların, sana

uyanların dinden çıktığına, küfre düştüğüne ki, fetvalar vermişlerdir. Böylece bize düşen dini savunmak, zulme

uğrayanlara yardım etmek, Allah‟ın buyruklarına boyun eğdirmek, ve padişahlık şanını yerine getirmek

olmuştur. .... Safer ayında denizin geçilmesini buyurdum. Kudretli anlayışımla erlere önder olmak sevdasını

dalgın kafandan silmek başlıca niyetimdir. ...‟‟ Hoca Sadeddin Efendi, Tacü‟t-Tevarih, s.177-180. Mektubun

orjinali için bkz. Feridun Bey, Münşeâtü‟s-Selâtin, C.I, s.379

81 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü‟t-Tevarih, s.180

82 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü‟t-Tevarih, s.181; Solakzâde Tarihi, c.2, s.17

83 Selâhattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, TTK Yayınları, Ankara 2016, s.57-58

84 Feridun Bey, Münşeâtü‟s-Selâtin, c.I, s.382. Yavuz Sultan Selim, ġah Ġsmail‟e toplam dört mektup

göndermiĢtir. Üçüncü mektup için; Münşeâtü‟s-Selâtin, c.I, s.383; dördüncü mektup; Münşeâtü‟s-Selâtin, c.I,

s.385; Yavuz Sultan Selim‟in ilk üç mektubuna karĢılık ġah Ġsmail‟in mektubu için bkn; Münşeâtü‟s-Selâtin, c.I,

s.384

85 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü‟t-Tevarih, s.186-187; Matrakçı Nasuh, Târîh-i Âl-i Osmân, Türkiye Yazma

Eserler Kurumu BaĢkanlığı, Ġstanbul 2019, s.311; Tansel, Yavuz Sultan Selim, Türk Tarih Kurumu Yayınları,

Ankara 2016, s.59

17

girmiĢtir.86 Böylece Tebriz, Harput, Diyarbakır Osmanlıların eline geçmiĢtir.87 Osmanlı

ordusunun taĢınabilir toplar kullanması ve tüfekli88 yeniçerilerin sayıca çok olması savaĢın

seyrini belirleyen önemli etkenlerden biri olmuĢtur.

Birçok Osmanlı yazarına göre,89 Yavuz Sultan Selim‟in Ġran üzerine sefere çıktığında amacı

Safevi meselesini tamamen halletmekti. Bu nedenle kıĢı Azerbaycan‟da geçirip bahar

mevsiminde tekrar Safeviler üzerine yürümeyi planlamıĢtı. Fakat yeniçeriler, çektiği

zorluklara tekrar katlanmak istemeyerek Ġstanbul‟a dönmekte ısrar etmiĢlerdir.90 SavaĢtan

sonra Yavuz Sultan Selim ordusuyla Tebriz‟e gelmiĢ, burada iki hafta kaldıktan sonra

Dukakinoğlu Ahmed PaĢa‟yı ve defterdar Pirî Çelebi‟yi beĢ yüz yeniçeriyle Tebriz‟i yasal

biçimde korumak için burada bırakarak91 kıĢı Amasya‟da geçirmek üzere Anadolu‟ya

dönmüĢtür.

Gelibolulu Mustafa Âli, savaĢ sonunda Safevi ordusundan ölenlerin sayısının on sekiz bin

civarında olduğunu belirtmektedir. Buna karĢılık bazı Safevi kaynaklarında iki ordudan

ölenlerin sayısının beĢ bin kiĢi olduğu belirtilmektedir. Safevi tarihçisi Rumlu Hasan ölenlerin

üç bininin Osmanlı askeri, iki bininin Safevi askeri olduğunu yazmıĢtır.92 Safevi ordusunun

önemli askerlerinden; Ustaca oğlu Muhammed Han, ġamlu Lala Hüseyin Bey, AfĢar Sultan

Ali Mirza gibi 70 emir savaĢta ölmüĢtür.93 Osmanlı ordusundan ise Rumeli Beylerbeyi Hasan

PaĢa ve 9 sancakbeyi hayatını kaybetmiĢtir.94

86 Matrakçı Nasuh, Târîh-i Âl-i Osmân, s.313

87 Abdüllatif Kazvinî, Safevi Tarihi, s.52-58;Tufan Gündüz, „„Safeviler‟‟, s.452

88Bu tüfekler değiĢik çap ve büyüklükte olup, oldukça kaba ve ağırdır. Ancak hayvanlar üzerinde taĢınabiliyordu.

Bu tüfeklerin kurĢunları; altı, dokuz, on beĢ ve yirmi beĢ dirhem (bir dirhem:3,2 gram) ağırlığındaydı. Toplar ise

hayvanlar üzerinde veya top arabasında taĢınırlardı. Kale topları çoğunlukla demirden olup yaklaĢık olarak 48

librelik (bir libre: 453,59 gram) ağırlığında taĢtan gülle atardı. Safevi ordusunda ise ateĢli silahlar yoktu. Sabit

toplar, ok, yay, kılıç, mızrak ve gürz gibi klasik silahlar ile donanmıĢlardı. Bkz. Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi,

III. Cilt II. Kısım, Osmanlı-İran Savaşı, Çaldıran Meydan Muharebesi, Ankara Genelkurmay Basımevi, 1979,

s.82-83

89 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü‟t-Tevarih, s.221; Lütfi PaĢa ve Tevârih-i Âli Osman, s.111; Celalzâde, Selimnâme

s.383; Solakzâde Tarihi, C.II, s.30

90 Celalzâde, Selim-nâme, s.383. Yusuf Küçükdağ, „„Osmanlı Devleti‟nin ġah Ġsmail‟in Anadolu‟yu ġîileĢtirme

ÇalıĢmalarını Engellemeye Yönelik Önlemleri‟‟, s.279; Ġnalcık, Devlet-i Aliye I, s.138

91 Hoca Sadeddin Efendi, s.219; Gelibolulu Mustafa Âli Efendi, Kitâbü't-Târih-i Künhü'l-Ahbâr, I. Cilt II.

Kısım, hz. Ahmet Uğur, Mustafa Çuhadar, Ahmet Gül, Ġbrahim Hakkı Çuhadar, Erciyes Üniversitesi Yayınları,

Kayseri 1997, s.1107; Haydar Çelebi bu sayıyı, kapı halkı ile birlikte toplam yirmi bin kiĢi olarak vermiĢtir.

Haydar Çelebi Ruznâmesi, s.78

92 Naklen; Emecen, Yavuz Sultan Selim, s.151

93 Adâ‟î-yi Şîrâzi ve Selimnâmesi, s.89; Sümer, Safevi Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu

Türklerinin Rolü, s.38

94 Lütfi PaĢa‟nın aktardığına göre: Rumeli beylerbeyi Hasan PaĢa, Mora Beyi Hasan Ağa, Sofya sancakbeyi

Malkoçoğlu Ali Bey ve kardeĢi Silisti Sancak Beyi Nur Ali Bey, Prizren Beyi Süleyman Bey, Karesi sancakbeyi

Mehmed Bey, Kayseri Beyi Üveys Bey, Niğde Beyi YüzbaĢı oğlu Ġskender Bey, BeyĢehir beyi Karlu oğlu Sinan

18

Bu döneme Ģahit oldukları bilinen Ġbn Kemâl, Celalzâde Mustafa, Lütfi PaĢa, Ġdrîs-i Bitlisî ve

Haydar Çelebi gibi Osmanlı yazarları, savaĢ sürecinden genel olarak benzer Ģekilde

bahsetmiĢlerdir. Sonraki yıllarda eserini kaleme alan ġah Ġsmail‟in oğlu Tahmasb (m.1514-

1576) Tezkire adlı eserinde Çaldıran yenilgisini; ġamlu beylerinden DurmuĢ Han‟ın, babası

ġah Ġsmail‟i aldatıp savaĢa sokmasına, Safevi ordusunun Osmanlı ordusuna göre sayıca çok

az (onda bir) olmasına ve savaĢ sırasında Safevi ordusunun tamamının sarhoĢ olmasına

bağlamaktadır.95 Nitekim, Lütfi PaĢa Tevârih-i Âli Osman‟da aktardığına göre; ġah Ġsmail

savaĢ baĢlamadan Osmanlı askerlerinden Malkoç adlı birinden Osmanlı ordusunun sayıca

kalabalık olduğu ile ilgili bilgiler öğrenmiĢ ve komutanlarına „„... Padişah bu kadar askerle

karşımıza geldi, bunlara karşı gelmek zordur. Bana tâbi olanlar şarap içsinler ki, bu işte

başarılı olalım‟‟ demiĢtir.96

KıĢı Amasya‟da geçiren Yavuz Sultan Selim, Erzincan çevresinde önemli bir mevkide

bulunan Kemah Kalesi‟ne97 sığınan bazı KızılbaĢların Osmanlı topraklarına saldırıda

bulundukları hakkında birtakım malumatlar almıĢtır. Bunun üzerine bir taraftan Kemah

üzerine yürümek için hazırlıklar baĢlatmıĢ, diğer taraftan vezir Bıyıklı Mehmet PaĢa‟yı önden

Kemah‟a göndermiĢtir. 19 Nisan 1515‟te (5 Rebiülevvel 921) Amasya‟dan hareket eden

Yavuz Sultan Selim ve ordusu 19 Mayıs‟ta Kemah önlerine varmıĢtır. Bıyıklı Mehmet PaĢa

kuvvetleri ile birlikte yoğun top ateĢine tutulan kale aynı gün ele geçirilmiĢtir.98

Kemah

Kalesi‟nin fethiyle; Erzincan, Bayburt ve Doğu Anadolu hâkimiyeti Osmanlılara geçmiĢtir.

Yavuz Sultan Selim, Safevilere karĢı siyasi ve askeri olarak mücadele ettiği gibi ekonomik

ambargo da uygulamıĢtır. Osmanlı Devleti ile yapılan ticaret Safevi Devleti‟nin önemli bir

gelir kaynağını oluĢturduğundan, Yavuz Sultan Selim Ġranlı tüccarların Anadolu ile ticari

iliĢkisini keserek, mallarına el koydurmuĢtur.99 Özellikle ham ipek, Ġran‟ın dıĢ ticaretinde

önemli unsurdu. Yavuz Sultan Selim‟in, Osmanlı pazarlarında ciddi rağbet gören ve buradan

Avrupa‟ya satılan Ġran ipeğini piyasadan toplatması, Anadolu‟daki çok sayıda tüccarı zarara

uğratmıĢ ve devletin gümrük gelirlerini önemli oranda azaltmıĢtır.100

Bey ve baĢka birçok bey ve savaĢ sırasında ölmüĢtür. Lütfi PaĢa ve Tevârih-i Âli Osman, s.110; Haydar Çelebi

Ruznâmesi, s.78; Öztuna, Osmanlı Devleti Tarihi 1, s.108;

95 ġah Tahmasb, Tezkire, s.39

96 Lütfi PaĢa ve Tevârih-i Âli Osman, s.110

97 Daha önce Yıldırım Bayezid döneminde fethedilen Kemah Kalesi‟ni, XV. yüzyılın baĢında Timur ele

geçirmiĢti. Kale, bir süre sonra Safevilerin eline geçti. Solakzâde Tarihi, C.II, s.33-34

98 Emecen, Yavuz Sultan Selim, s.163-164

99 Sümer, Safevi Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s.42

100 Özer Küpeli, „„Ġpek, Ticaret Yolları ve Osmanlı-Safevi Mücadelesinde Ekonomik Rekabet‟‟ Van Yüzüncü Yıl

Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2018 Ġslam Kongresi Özel Sayısı, s.324

19

Yavuz Sultan Selim Amasya‟ya döndükten sonra, anne tarafından dedesi olan Dulkadırlı

Alaüddevle Bey‟in üzerine yürümüĢ, (12 Haziran 1515/29 Rebiülâhir 921) Doğu Anadolu

üzerinde hâkimiyet sağlamıĢ, ardından Memluk Devleti‟ne karĢı sefer kararı almıĢtır. Bu

sıralarda ġah Ġsmail ise, devlet iĢlerinden büyük oranda elini çekmiĢ ve zamanını daha çok

avcılık ve eğlencelerle geçirmiĢtir.101 Devlet yönetimi ile Ustacalu Çayan Sultan, ġamlu

DurmuĢ Han, Rumlu Div Sultan gibi KızılbaĢ emirler ilgilenmiĢtir. Hamidreza

Mohammednejad‟ın „„Osmanlı - Safevi İlişkileri (1501-1576)‟‟ tezinde Kazvinî‟nin Lübbü‟t-

Tevârih adlı eserinden aktardığına göre; Safevi askerleri, özellikle Ehl-i Hak görüĢünde olan

KızılbaĢ Türkmenler, ġah Ġsmail‟i “Mürşid-i Kâmil” olarak kabul edip, ona kutsallık

atfetmiĢler ve ġah‟ın kendilerini koruyacağına inanarak savaĢa zırhsız girmiĢlerdi.102 Fakat

Çaldıran SavaĢı ile ġah Ġsmail‟in yenilmez olmadığı inancı büyük oranda sarsılmıĢtır. Ülkenin

farklı yerlerinde küçük çaplı isyanlar baĢ göstermiĢtir.103 Safevi Devleti, Osmanlı Devleti ile

barıĢ sağlamak için çalıĢsa da bunun Osmanlı Devleti tarafından bir karĢılığı olmamıĢtır.

Çaldıran SavaĢı ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu ele geçirilerek Anadolu‟nun bütünlüğü

sağlansa da, Osmanlılar tarafından Safeviler üzerinde kesin bir sonuç alınmamıĢtı. M.

1516‟dan sonra Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır ve Hicaz‟ı Osmanlı sınırlarına katan Yavuz

Sultan Selim, tekrar Safevi üzerine bir sefer planı hazırlamakta iken, 21 Eylül 1520 (8 ġevval

926) günü Çorlu yakınlarında vefât etmiĢtir.104

Osmanlı Devleti‟nin Safevi Devleti ile mücadele etmek istemesinin temel sebebi mezhep

farklılığı olarak görülmesiyle birlikte, bundan baĢka Osmanlı Devleti‟nin fetih politikasına

dayalı bir devlet oluĢundan ötürü, Safevi Devleti‟ni siyasi bir tehlike unsuru, geniĢlemesinin

önünde bir engel olarak görmesidir. Özer Küpeli‟ye göre: „„Mezhep ayrılığı, savaşın bir

nedeni olmaktan ziyade tarafların birbirine karşı olan kin ve düşmanlığını her daim besleyen

ve canlı tutan önemli bir araçtır.‟‟105

101 Tufan Gündüz, Şah İsmail, s.154

102 H. Mohammednejad, „„Osmanlı-Safevi ĠliĢkileri (1501-1576)‟‟, Doktora Tezi, Ankara 2015, s.11.

103 Gündüz, „‟ġah Ġsmail‟‟, İslam Ansiklopedisi, Ġstanbul 2010, c.38, s.255

104 Hoca Sadeddin Efendi, Tacü‟t- Tevarih, s.359

105 Özer Küpeli, „„Ġpek, Ticaret Yolları ve Osmanlı-Safevi Mücadelesinde Ekonomik Rekabet‟‟, Van Yüzüncü Yıl

Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Ġslam Kongresi Özel Sayısı 2018, s.323

20

2.4. Yavuz Sultan Selim’in Ölümünden Sonra Osmanlı- Safevi İlişkileri (1520-1533)

Yavuz Sultan Selim‟in ölümünün ardından Osmanlı tahtına geçen oğlu Kanuni Sultan

Süleyman‟ın (1520-1566/927-973) ilk faaliyetlerinden biri Safeviler ile yapılan ipek ticareti

yasağını kaldırmak ve mallarına el koyulan tüccarların zararlarını gidermek olmuĢtur.106

ġah Ġsmail, Yavuz Sultan Selim için baĢsağlığı dileme ve tahta geçen Kanuni Sultan

Süleyman‟ın cülûsunu tebrik etmek için, ancak Sultan Süleyman‟ın Bağdat ve Rodos

seferlerinden sonra bir elçi göndermiĢtir.107 Yavuz Sultan Selim döneminde barıĢ

sağlanamayınca, ġah Ġsmail Osmanlılara karĢı Avrupalı devletler ile ittifak kurmaya

çalıĢmıĢtır. Fakat mektupların geç gidip gelmesinden dolayı bir sonuca varılamamıĢ ve ġah

Ġsmail o sıralarda Tebriz‟de vefat etmiĢtir.108 (23 Mayıs 1524/19 Recep 930) Safevi tahtına

ġah Ġsmail‟in on yaĢındaki oğlu Tahmasb109 (m.1524-1576) geçmiĢtir.

Kanuni Sultan Süleyman‟ın tahta geçiĢinin hemen ardından, Yavuz Sultan Selim döneminde

ġam beylerbeyliğine getirilen Memluklu emir Canbirdi Gazâli110 ayaklanmıĢ, (1521/927)

fakat isyan fazla büyümeden kısa zamanda bastırılmıĢtır.111 Yine Kanuni‟nin Mohaç Seferi

(1527/933) sırasında, Anadolu‟nun Bozok bölgesinde -tıpkı II. Bayezid devrinden beri

106 Feridun Emecen, „„Süleyman I‟‟, İslam Ansiklopedisi, C.38, 2010, s.63

107 Feridun Bey, Münşeat I, s.525; Kanuni‟nin Kasım 1523 (Muharrem 930) tarihli, cevap olarak gönderdiği

mektup için bkz. Feridun Bey, Münşeat I, s.526

108 Kazvinî, Safevi Tarihi, s.60

109 22 ġubat 1514‟te (26 Zilhicce 919) doğan Tahmasb, Safevi Devleti‟nin kurucusu ġah Ġsmail‟in en büyük

oğludur. 23 Mayıs 1524‟te (19 Receb 930) babasının ölümü üzerine, on yaĢında iken Safevi tahtına çıkmıĢtır.

Elli iki yıllık saltanatının ilk yıllarında, yönetimde ağırlıklı olarak Türkmen devlet adamları söz sahibi

olmuĢlardır. Bu yıllarda Türkmen gruplar arasında iç çatıĢmalar yaĢanmıĢtır. Saltanatı döneminde meydana

gelen hâdiseleri Tezkire-i Şah Tahmasb adlı eserinde kaleme almıĢtır. Bkn. ġah Tahmasb, Tezkire, s.13-16;

Tufan Gündüz, „Tahmasb‟, İslam Ansiklopedisi, C.39, 2010, s.413-415

110 Memluk emîri Canbirdi Gazâli, 1516‟da Memluklulerin Mercidâbık SavaĢı‟ndaki yenilgisinden sonra ġam

taraflarına çekilmiĢ, Tomanbay‟ın Memluk hükümdarı olmasından sonra ġam nâibliğine getirilmiĢtir. 23 Ocak

1517‟de (29 Zilhicce 922) Tomanbay‟ın yanında Ridaniye SavaĢı‟na katılmıĢ ve yenilgiden sonra Gazze tarafına

gitmiĢtir. Bu sıralarda Tomanbay‟ın Osmanlılara karĢı yenilip kaçtığını duyunca, Yavuz Sultan Selim‟in yanına

gitmiĢtir. (8 ġubat 1517/16 Muharrem 923) Yavuz Sultan Selim de, Mısır‟da emniyetin tam olarak sağlanmasına

faydalı olabileceğini düĢünerek, Gazâli‟yi Gazze, Safed, Kudüs, Kerek ve Nablus‟un sancakbeyi olarak

atamıĢtır. (25 Eylül 1517/9 Ramazan 923) 15 ġubat 1518‟de (4 Safer 924) ise ġam beylerbeyiliğine getirilmiĢtir.

Fakat Kanuni Sultan Süleyman‟ın tahta geçmesiyle birlikte, Canbirdi Gazâli‟nin tutumu değiĢmiĢ ve bağımsızlık

hareketine giriĢerek Osmanlı Devleti‟ne baĢkaldırmıĢtır. Önce ġam ve çevresini ele geçirmek, daha sonra

Memlük Devleti‟ni tekrar canlandırmak amacıyla, etrafına Osmanlı idaresinden memnun olmayanlarla bir ordu

kurmuĢ, ardından Halep‟i kuĢatmıĢtır. (1 Kasım 1520/20 Zilkade 926) Ġsyan haberinin ve Halep kuĢatmasının

duyulması üzerine Osmanlı Devleti tarafından Karaman Beylerbeyi üzerine gönderilmiĢtir. Canbirdi Gazâli

ise ġah Ġsmail ile haberleĢerek ondan yardım istemiĢtir. Nihayet Osmanlı kuvvetlerinin baskısı sonucu

kuĢatmayı kaldırarak ġam‟a çekilmek zorunda kalmıĢtır. 27 Ocak 1521‟de (17 Safer 927) ġam yakınlarında

yapılan savaĢta Canbirdi Gazâli ve ordusu bozguna uğratılmıĢ ve Gazâli öldürülmüĢtür. Feridun Emecen,

„„Canbirdi Gazâlî‟‟, İslam Ansiklopedisi, C.7, 1993, s.141-143

111 Feridun Emecen, „„Süleyman I‟‟, s.63

21

Anadolu‟da Safevi meyilli Türkmen gruplarının ayaklanmaları niteliğinde- isyanlar112 baĢ

göstermiĢtir. Ġ.H. UzunçarĢılı‟ya göre: „„... bu ayaklanmaların meydana gelmesinde veya

büyümesinde arazi tahrir memurlarının yaptıkları haksızlıklarla, lüzumsuz yere hükümetçe

dirlikleri kesilerek zarurete düşen tımarlı sipahilerin isyan edenlere iltihaklarının da mühim

bir âmil olduğu görülmektedir.‟‟113

Çaldıran SavaĢı ile Safevilerin Osmanlı Devleti tarafından uzun süre faaliyetleri kısıtlansa da,

Osmanlı Devleti sınırlarında Safevi tehdidi tamamen sona ermemiĢ ve etkisini sürdürmeye

devam etmiĢtir.

112 1527 (933) yılında Bozok‟ta, Süğlün (ya da Sülün) diye bilinen Kadri Hoca Baba ile oğlu ġah Veli; Bozok

Safevi halifelerinden Baba Zünnun adlı biriyle birleĢerek ve etraflarına Bozok Türkmenlerini toplayarak

ayaklanmıĢ, sancakbeyini, kadıyı ve bölge memurlarını katletmiĢlerdir. UzunçarĢılı‟nın aktardığına göre, bu

ayaklanmanın sebebi arazi tahririnde yapılan hakszılıklardı. Dulkadır Türkmenlerinin katılmasıyla isyan daha da

büyümüĢ, bunun üzerine Karaman Beylerbeyi Hürrem PaĢa isyancıların üzerine gönderilmiĢtir. Ancak isyancılar

Kayseri civarında Karaman beylerbeyinin kuvvetlerini mağlup ederek Tokat taraflarına hâkim olmuĢlardır.

Ardından Diyarbakır beylerbeyi Hüsrev PaĢa ve Adana beyi Ramazanoğlu Piri Bey‟in görevlendirilmeleriyle

Höyüklü mevkinde yapılan mücadelede isyancılar bastırılmıĢtır. (1527/934) Yine aynı yıl içinde Karaman‟dan

MaraĢ‟a kadar uzanan bölgede, Hacı BektaĢ-ı Velî tekkesinin Ģeyhi Kalender Çelebi ve etrafına topladığı yirmiotuz

bin Alevi tarafından isyan baĢgöstermiĢtir. Veziriazam Ġbrahim PaĢa ve kuvvetleri tarafından 1527/934‟te

isyancılar dağıtılmıĢ ve Kalender Çelebi‟nin baĢı kesilmiĢtir. Bkn. UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.345-348;

Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi Ansiklopedisi, C.10, Kombassan Yayınları, Konya 1994, s.328-329

113 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.345-346; Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi Ansiklopedisi, s.328

22

23

3. OSMANLI YAZARLARINA GÖRE KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN

IRAKEYN SEFERİ (1533-1535)

Birçok Osmanlı vakayinamesinde ve yakın dönemde kaleme alınan umumi tarihlerde Sultan

Süleyman‟ın Avrupa ülkelerine karĢı seferleri ağırlıklı olarak politika, ekonomi ve güce

dayalı mücadeleler olarak ele alınırken; Safevi Devleti‟ne karĢı yapılan seferler, daha önce

ifade edildiği gibi bu sebeplerden ziyade daha çok hak ve batıl mezhebin mücadelesi olarak

öne çıkmıĢtır.

Bununla birlikte, Kanuni Sultan Süleyman‟ın Safevilere yönelik seferlerine dair, en ayrıntılı

bilgiler çağdaĢ kaynaklarda bulunsa da, sonraki dönemlerde yazılan kaynaklarda da önemli

muhteviyat bulunmaktadır.

Bilindiği üzere Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Sultan Mehmet‟ten sonra Belgrad ve

Rodos‟tan Viyana önlerine kadar uzanarak, Batı‟ya karĢı gazâ politikasını yeniden

canlandırmıĢtır. Böylece saltanatının ilk on yılı hem Batı‟ya karĢı yapılan seferler, hem de iç

isyanlar ile geçmiĢtir. Batı‟ya karĢı yapılan seferlerden baĢarıyla dönüldükten sonra Kanuni

Sultan Süleyman, Anadolu‟daki iç isyanların da kaynağı olarak görülen ve Osmanlılar için

tehdit unsuru olmaya devam eden Safevi meselesine eğilmeyi düĢünmüĢtür. 1533 Osmanlı-

Avusturya AntlaĢması‟nın ardından, Sultan Süleyman dikkatini doğuya çevirmiĢ ve büyük bir

sefer hazırlığına giriĢmiĢtir.

Kanuni Sultan Süleyman‟ın bu seferi, Osmanlı ordusunun hem Irak-ı Acem, hem de Irak-ı

Arap'a girmesi dolayısıyla Osmanlı kaynaklarında „Irakeyn Seferi‟ olarak anılmaktadır. Ġki

Irak manâsına gelen Irakeyn bölgesini Musul, Bağdat ve Basra taraflarını kapsayan Irak-ı

Arap ile; Hemedan ve KirmanĢah gibi Ġran dâhilinde olan Irak-ı Acem oluĢturur.114

Irak-ı Arap bölgesi; hem Osmanlılar hem de Safeviler için siyasî ve iktisadî açılardan olduğu

kadar dinî ve ideolojik anlamda da büyük bir öneme sahip olmuĢtur. Osmanlılar için Irak-ı

Arap topraklarının alınması, hem Suriye ve Mısır'ın güvenliği açısından, hem de Basra

Körfezi'nin alınması ile donanma faaliyetlerinin geliĢmesi ve ticaret yollarına hakimiyet

açısından önem arz ediyordu. Bu etkenlerin dıĢında Irak-ı Arap sahası yine iki devlet için de

dinî bakımdan önem taĢımaktaydı.115 Fakat çağdaĢ kaynaklarda, Irak ve Ġran topraklarının

114 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi C.II, s.348

115 Özer Küpeli, „„Irak-ı Arap'ta Osmanlı–Safevi Mücadelesi (XVI-XVII. Yüzyıllar)‟‟, History Studies, Ortadoğu

Özel Sayısı, 2010, s.229-230

24

ticari önemi fazla ön plana çıkartılmamıĢ; bu bölgelere yönelik politikalar dinî maksatlarla

açıklanmıĢtır.

Kanuni Sultan Süleyman‟ın bu ilk Ģark seferine dair bazı muhteviyat; Lütfi PaĢa‟nın Tevârih-i

Âli Osman‟ında, Matrakçı Nasuh‟un Tarih-i Âli Osman, Mecmû-ı Menâzil ve Süleymannâme

eserlerinde, Celalzâde‟nin Tabakatü‟l- Memalik adlı eserinde, Feridun Bey‟in MünĢeâtü‟s-

Selâtin‟inde, Bostan Çelebi‟nin Süleymannâme‟sinde, Ramazanzâde Mehmet Çelebi‟nin

Târih-i NiĢancı‟sında, Gelibolulu Mustafa Âli‟nin Künhü‟l- Ahbâr‟ında, Peçevî Ġbrahim‟in

Târih‟inde ve Solakzâde Mehmet Hemdemî‟nin Târih‟inde yer almaktadır. Bu eserlerde içerik

ve üslûp açısından belli bir seyir takip edilmesine rağmen, netice itibariyle yazarların kendi

bakıĢ açısına ve üslûbuna göre, eserlerin kaleme alındığı yer ve döneme göre birtakım

farklılıklar da ortaya çıkmıĢtır. Kanuni Sultan Süleyman‟ın Safeviler üzerine seferlerine dair,

sefere bizzat katılmıĢ yazarlar ile eserini daha sonra kaleme alan yazarlar arasında bu gibi bazı

farklar görülse de, incelenen Osmanlı kaynaklarında Irakeyn Seferi‟nin olay örgüsü oldukça

benzer Ģekilde iĢlenmiĢtir.

3.1. Osmanlı Yazarlarına Göre Sefere Yol Açan Sebepler

1524 yılında ġah Tahmasb‟ın Safevi tahtına geçtikten sonra, bu haberi Osmanlı Devleti

padiĢahı Kanuni Sultan Süleyman‟a resmi olarak bildirmemesi, Kanuni Sultan Süleyman‟ın

ġah Tahmasb‟a karĢı olumsuz bir tutum takınmasına ve buna karĢılık onun ġahlığını tebrik

etmemesine neden olmuĢtur. Tebriğin aksine, tahta geçiĢinden kısa süre sonra Tahmasb‟ı ġii

doktrine olan inancından vazgeçmesi için NiĢancı Celalzâde‟ye Safevilere karĢı tutumunu

açıkça gösteren, tehditnâme türünde bir mektup yazdırmıĢtır.116

Mektubun alıntılanan bir kısmından da anlaĢılacağı gibi, Kanuni‟nin ġah Tahmasb‟a tavrı ve

üslûbu, Yavuz Sultan Selim‟in ġah Ġsmail‟e karĢı olan mektuplarındaki tutumu ile benzerlik

göstermektedir:

„„... benim dâhi ân-ı karîb diyar-ı şarka tevcih-i hümayun vaziyeti ... mucîb ve baîs oldu.

... Otağ-ı nitâk arazi-i Tebriz ve Azerbaycan bil ki memâlik-i İran ve Turan vesâir

vilayet-i Semerkandî ve Horasan sahralarında kurulmak mukarrer oldu. ... İmdi haber-i

vâka olasın ki inân-ı azîmet zafer kıranım senin üzerine mün‟atıf olup asker zafer

rehberin hücum nusret mersumları vilayetinedir. Şöyle bil ki gürûh-u ehbûh kûh-ı şekûh

vilayetine dahil olup hânmân ve memleketin tarâc etmeden tâc ilhâd revâcın başından

116 Rhoads Murphey, „„Süleyman‟s Eastern Policy‟‟, Suleyman The Second And His Time, ed. Halil Ġnalcık,

Cemal Kafadar, The Isis Press, Ġstanbul 1993, s.230

25

çıkarıp târika-i ecdadına sâlik olup .... zâviye-i dervîşi ve meskenette tekke-i mezellette

münzevî olup ... edersin devlet ve saadet senin ola. ...‟‟117

Bu tehditnâmeden baĢka, Haydar Çelebi inĢâsıyla Diyarbakır Beylerbeyi Hüsrev PaĢa‟ya da

Temmuz 1525 (h. Ramazan 931) tarihli mektup gönderilmiĢtir:

„„... taife-i Kızılbaş-ı bed-mâ‟aşın kal‟a ve ... husûsunda kemâl-i ikdâm ve ihtimâm ile

râsih-dem ve sâbit kadem olduklarını î‟lam edip ve bu bâbda mühürlü mektuplarını

dâhi irâd eyledi. İmdi ... bu defa vilâyet-i şarka varıldık da taife-i maksûre-i mezbûrenin

bil‟külliye emirleri tamam olup vücûd-u merdûdlarından ol diyâr ... tathîr kılınmayınca

avdet olunmaya.‟‟118

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Safeviler üzerine sefer kararını hareketlendiren hâdise; Peçevî

Ġbrahim Efendi‟ye ve Solakzâde Mehmed Hemdemî‟ye göre; Bağdad Hâkimi Emir

Zülkifar‟ın Osmanlı Devleti‟ne biât ettikten sonra Safeviler tarafından öldürülmesi

olmuĢtur.119 Zülfikar Han‟ın Bağdat Kalesi‟nin anahtarlarını Osmanlı padiĢahına göndermesi

ve biât etmesi üzerine Safevi Ģahı Tahmasb, Osmanlı padiĢahının Bağdat‟a hâkim olup, o

yoldan Ġran üzerine gelebileceği korkusuyla Bağdat Kalesi‟ni kuĢatmıĢ,120 Zülfikar Han‟ın

askerleriyle olabildiğince dayanmasına rağmen içerideki Safevi meyilli adamlardan ikisi

Zülfikar Han‟ı öldürmüĢtü, böylece ġah Tahmasb kaleyi ele geçirmiĢtir. ġahın bu hareketinin

Osmanlılara ulaĢtığı tarihlerde, Kanuni Sultan Süleyman‟ın Macar topraklarında bulunması,

Safevilere karĢı derhâl bir fiilî harekete geçmesine engel teĢkil etmiĢtir.121

Macar seferinden döndükten sonra, Sultan Süleyman‟ın ġark diyarına seferi zarurî hale

gelmiĢti: „„Acem şahının bu tarîkle hükümete sâlik olup, ülkesine çekilip gittiği haberleri Der-

117 Feridun Bey, Münşeat I, s.541. Mektubun tamamı metne dahil edilmemiĢtir. Üç noktalı kısımlar mektubun

kesilen kısımlarını belirtmektedir.

118 Feridun Bey, Münşeat I, s.543-544

119 Solakzâde Tarihi, c.II, s.178-179. Zülfikar Han, Bağdat Beylerbeyi olan amcası Ġbrahim Han‟ın yanına asker

almadan yaylaya gittiği vakit, durumu fırsat bilerek onu ani bir baskınla öldürmüĢ (29 Mayıs 1528/10

Ramazan934); kırk gün kuĢattığı Bağdat‟ı ele geçirerek „kendiliğinden‟ Bağdat Beylerbeyliğine geçmiĢti.

Ardından, Tebriz‟in bu Ģekilde „oldu-bittiyi‟ tanımayacağını düĢünerek, Sünni Ģehir halkı ile anlaĢmıĢ ve

Bağdat‟ın anahtarlarını Kanuni‟ye gönderip, Ģehirde padiĢahın adına hutbe okutarak Ģehrin Osmanlı Devleti‟ne

bağlılığını bildirmiĢtir. Fahreddin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas-Ellerini Fethi, Türk Tarih Kurumu Yayınları,

Ankara 1998, s.128

120 Kaya ġahin, Kanuni Devrinde İmparatorluk ve İktidar – Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı Dünyası,

çev. Ahmet Tunç ġen, Yapı Kredi Yayınları, Ġstanbul 2014, s.101. naklen Celalzâde Mustafa, Tabakât, 242 a-b.

121Habsburgların Avusturya idaresini üstlenen Ferdinand, Viyana Seferi‟nden sonra, Macaristan Krallığı‟nın

kendisine verilmesi için Sultan Süleyman‟a elçiler gönderip red cevabı alınca, Osmanlılara ait Estergon, Vaç ve

ViĢegrad kalelerini ele geçirmiĢ, Budin‟i kuĢatmıĢtı. Bu haber Ġstanbul‟a ulaĢır ulaĢmaz Sultan Süleyman,

Solakzâde‟nin verdiği tarihe göre, 25 Nisan 1532 (19 Ramazan 938) günü Ġstanbul‟dan yüz binden fazla

kuvvetle, üçüncü kez Macaristan üzerine harekete geçmiĢtir. Alman Ġmparatoru ġarklen ve Ferdinand doğrudan

Osmanlı ordusunun karĢısına çıkmamıĢtır. Yedi ay süren sefer sonucu padiĢah 22 Kasım 1532 (23 Rebiülâhir

939) günü Ġstanbul‟a girmiĢtir. Bu hârekat, Osmanlı tarihlerinde „Alaman Seferi‟ olarak adlandırılmıĢtır. Bu

sefer hakkında ayrıntılı bilgi için bkn: Ġsmail Hakkı UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, TTK Yayınları, c.2 , s.331-337;

Feridun Emecen, „„Süleyman I‟‟, TDV İslam Ansiklopedisi, Ġstanbul 2010, c.38, s.74-75; Tayyip Gökbilgin,

Kanuni Sultan Süleyman, MEB Yayınları, Ġstanbul 1992, s.61-69

26

i Devlet‟e vâsıl olduğunda, şüphesiz gayret ve hamiyyetini zuhûra getiren Sultan Süleyman

Han‟ın Şark diyârına bir sefer eylemesi iktizâ eyledi.‟‟122

Celalzâde Mustafa, Doğu Seferi‟nin sebeplerinden bahsederken diğer çağdaĢ Osmanlı

yazarları ile hemfikir olarak Zülfikar Han‟ın öldürülmesini gösterse de, aynı zamanda ikinci

bir sebepten de bahsetmektedir. Bu sebep, aslen Teke sancağı tımarlı sipahilerinden olan fakat

ġahkulu isyanına katılarak Safevilere sığınan ve daha sonra Azerbaycan valiliğine getirilen

Ulama Han‟ın123 1531 yılında Osmanlı Devleti‟ne, Bitlis Beyi ġeref Han‟ın124 ise Safevilere

iltica etmesidir.125

Matrakçı Nasuh ve Ramazanzâde Mehmet PaĢa Târih‟lerinde, Gıese‟in neĢrettiği Anonim

Tevarih-i Ali Osman‟da ve ġeref Han ġerefnâme‟sinde bu seferin asıl sebebini Ulama Han‟ın

ilticasına bağlamaktadırlar.126 UzunçarĢılı da muhtemelen bu eserlere atıfta bulunarak aynı

sebebe ağırlık vermektedir.127 Bunun yanı sıra ġah Tahmasb‟ın Tezkire‟sinde ve Anonim bir

Safevi kaynağında da, Ulama Han‟ın Kanuni Sultan Süleyman‟ı Safeviler üzerine sefere

teĢvik ettiği belirtilmektedir.128 Günümüz tarihçilerinden bazıları da, muhtemelen bu

kaynaklara dayanarak, seferin sebebini Ulama Han‟a bağlamaktadırlar.

Ulama Han‟ın Osmanlı Devleti‟ne ilticasının tam tarihi, incelenen vakayinamelerin çoğunda

bulunmamaktadır. Ġsmail H. DaniĢmend (1899-1967) ise, Ulama‟nın 1531 (937) yılında iltica

122 Solakzâde Tarihi, c.II, s.179

123 ġah Ġsmail döneminde, Muhafız (yasavul) olan Ulama Han, kısa zamanda görevinde yükselmiĢtir. 1531‟de

Tekelü Çuha Sultan‟ın öldürülmesinden sonra, Azerbaycan valiliğine kendisinin getirilmesini istemiĢtir. Bu

nedenle yedi bin kiĢiyle Tebriz üzerine yürümüĢ, ġah Tahmasb da kendisine karĢı harekete geçince Van

taraflarına çekilip Osmanlı Devleti‟ne sığınmıĢtır. Kanuni Ulama Han‟a altın iĢlemeli elbise ve kavuk

göndererek onu merkeze davet etmiĢtir. Tarih-i Kızılbaşan, hz. Tufan Gündüz, Yeditepe Yayınları, 2016, s. 53

1241515 yılında (921) Osmanlı egemenliğini kabul eden ve Bitlis ve çevresine hâkim olan ġeref Han, Safevilere

iltica etmesiyle 1533‟te (940) Tekelü Ulama Han tarafından öldürülmüĢtür. Bkn. Osman Gazi Özgüdenli, „„ġeref

Han‟‟, İslam Ansiklopedisi, c.38, 2010, s.548

125 Kaya ġahin, Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı Dünyası, s.102. (Celalzâde Mustafa, Tabakât, 242 b-

243 a) Celalzâde Mustafa, Ulama‟nın faaliyetleri ile ilgili fazla ayrıntı vermemektedir.

126 Matrakçı Nasuh, Tarih-i Âli Osman, s.361; Anonim Tevârih-i Âli Osman, (Gıese neĢri), s.143; ġeref Han,

Şerefname s.180; Ramazanzâde NiĢancı Mehmet PaĢa, Tevarih-i Âli Osman, s.227

127 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.349

128 ġah Tahmasb, Tezkire s.49; ġeref Han, Şerefname s.180; Kızılbaşlığın Tarihi, s.46. ġah Tahmasb,

Tezkire‟sinde; Ulama Han‟ın veziriazam Ġbrahim PaĢa ile oldukça samimi olduklarını, hatta Ġbrahim PaĢa‟nın

Ulama Han‟a, ġehzade Mustafa‟dan korktuğunu söylediğini aktarmaktadır. Ulama Han ise Ġbrahim PaĢa‟ya

„ġark diyarının boĢ olduğunu ve bölgedeki KızılbaĢ beylerin kendisiyle müttefik olduğunu‟ söyleyerek, ġark

bölgesine sefer yaparsa Azerbaycan ve Irak bölgesini ele geçirebileceğini söylemiĢtir. Bununla birlikte Ulama

Han, Ġbrahim PaĢa‟ya yardımcı olabilmek için Bitlis‟in yönetimi istemiĢtir. Ulama Han‟a Bitlis yönetiminin

verilmesi ise ġah Tahmasb tarafından düĢmanlık olarak algılanmıĢ, bunun üzerine Tahmasb, Kanuni Sultan

Süleyman‟a bir elçi göndererek Ulama‟nın kendi ülkesine gönderilmesini, karĢılığında da ġeref Han‟ı Osmanlı

ülkesine göndereceğini belirtmiĢtir. Fakat Kanuni Sultan Süleyman bu teklifi reddetmiĢtir. Bkn. ġah Tahmasb,

Tezkire, s.31-32

27

ettiğini belirtmektedir.129 Peçevî‟nin ifade ettiğine göre; Ulama Han‟ın iltica ettiği zaman

zarfında Osmanlı beyi Bitlis hâkimi ġeref Han da Safevi Devleti‟ne iltica etmiĢtir. Buna göre,

DaniĢmend Ulama‟nın iltica etme tarihini, Peçevî‟nin verdiği ġeref Han‟ın iltica ettiği yıla

göre vermektedir.

ġeref Han‟ın Safevi taraftarı olması üzerine, Ulama Han Bitlis beyliği ile vazifelendirilerek

ġeref Han‟ın üzerine gönderilmiĢtir. Hemen ardından Veziriazam Ġbrahim PaĢa da130 (ö.

942/1536) 21 Ekim 1533‟de, (2 Rebiülahir 940) üç bin yeniçeri ve yeterli sayıda kapıkulu ile

önden Halep‟e gönderilmiĢtir.131 Târîh-î Âlem-Ârâ-yi Abbâsi yazarı Safevi tarihçisi Ġskender

Bey ise, Ġbrahim PaĢa‟nın seksen bin askerle hareket ettiğini belirterek, Osmanlı kaynaklarına

göre oldukça yüksek bir sayı vermektedir.132

ġerefname‟de yazıldığı üzere; Bitlis Beylerbeyliğine getirilen Ulama Han, MaraĢ ve

Diyarbakır Beylerbeyleri ile ittifak ederek Bitlis Kalesi üzerine yürümüĢ ve kaleyi

kuĢatmıĢtır. Bu durum Bitlis hakimi ġeref Han‟ı ġah Tahmasb‟a iltica etmek zorunda

bırakmıĢtır. ġeref Han‟ın belirttiğine göre, Ulama‟nın Bitlis üzerine yürümesi ve ġeref Han‟ın

Safevilere ilticası 1532 (938) yılına denk gelmektedir.133 Ulama‟nın bu tarihlerdeki

faaliyetlerinden, yakın dönem tarihçilerinden Fahrettin Kırzıoğlu, birçok Safevi kaynağını

tetkik ettiği Osmanlılar‟ın Kafkas Elleri‟ni Fethi baĢlıklı doktora tezinde ayrıntılı olarak

bahsetmiĢtir. Onun aktardığına göre Ulama Han Ġstanbul‟a geldiğinde, yapılan divanda ġeref

129 DaniĢmend, İzahlı Osmanlı Kronolojisi, c.2, s.159

130 Ġbrahim PaĢa, padiĢaha olan yakınlığı sebebiyle Belgrad Seferi‟ne (927/1521) ve Rodos Seferi‟ne katılmıĢtır.

(928/1522) 27 Haziran 1523 (13 ġâban 929) tarihinde vezîriâzam olmuĢ ve on iki yılı aĢkın bir süre bu görevde

kalmıĢtır. 1524 yılında Mısır‟da zuhûr eden Ahmed PaĢa isyanı dolayısıyla, Mısır‟da güvenliği sağlama ile

görevlendirilmiĢ, burada idarî ve ekonomik düzenlemeler yapmıĢtır. Böylelikle kendisine Mısır beylerbeyi

unvanı verilmiĢtir. Ġki yıl sonra yapılan Macaristan seferindeki serdarlığının ardından Anadolu‟da çıkan iç

isyanları bastırmakla görevlendirilmiĢtir. Aldığı tedbirlerle kimlerin hangi sebeplerle isyancılara katıldığını tesbit

ederek isyanı kolayca bastırmıĢtır. Ġkinci Macaristan seferinden önce kendisine padiĢah tarafından oldukça geniĢ

yetkiler tanınmıĢ ve serasker unvanı verilmiĢtir. Bundan sonra yine „‟serasker sultan‟‟ vasfı ile Safevîler‟e karĢı

giriĢilen seferde önden hareketle Tebriz‟e girmiĢtir. Bkn. Feridun Emecen, „„Ġbrahim PaĢa, Makbul‟‟ İslam

Ansiklopedisi, TDV, c.21, 2000, s.333-335

131Ġbrahim PaĢa‟nın Doğu seferine serasker olarak tayin edilmesine dair padiĢahın fermanı, Topkapı Sarayı

arĢivinde ve Feridun Bey‟in MünĢeât‟ında yer almaktadır. Feridun Bey, Münşeat I, s.556; Gelibolulu Mustafa

Âli, Künhü‟l-Ahbâr, hz. Ali ÇavuĢoğlu, TTK Yayınevi, Ankara 2019, s.588; Solakzâde Tarihi, s.179. 21 Ekim

1533 tarihi F. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu‟nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), ĠĢ Bankası Kültür

Yayınları, Ġstanbul 2018, s.263‟den alıntılanmıĢtır. Kanuni Sultan Süleyman‟ın, Ġbrahim PaĢa‟yı serasker olarak

Ġran seferine gönderdiğine dair Ağustos 1534 tarihli fermanı için bkz. Tayyip Gökbilgin „„Arz ve Raporlarına

Göre Ġbrahim PaĢa‟nın Irakeyn Seferindeki Ġlk Tedbirleri ve Fütuhatı‟‟ Belleten, C.XX1, s. 471. (Topkapı Sarayı

ArĢivi No: 2759)

132 Ġskender Bey MünĢî, Târîh-î Âlem-Ârâ-yi Abbâsi, Azerbaycan Milli Ġlimler Akademisi, Bakü 2009, s.161

133 ġeref Han, Şerefname, s.180

28

Bey‟in ġah‟a meyli olduğunu, hatta Ġstanbul‟a çağrılsa bile itaat edip gelmeyeceğini

söylemiĢtir.134

Safevi kaynaklarında ise, durum biraz daha farklı açıdan sunulmaktadır. Kazvinî Lübbü‟t-

Tevârih baĢlıklı eserinde Kanuni Sultan Süleyman‟ın, ġah Tahmasb‟ın Azerbaycan

bölgesinde bulunmadığını fırsat bilerek bu bölgeye harekete geçtiğini belirtmekle

yetinmektedir.135 Ġskender Bey de, Ulama Han‟ın Sultan Süleyman‟a elçiler göndererek ġah

Tahmasb‟ın Özbeklerle mücadelede bulunduğunu ve böylece Azerbaycan ve Ġran bölgesinin

boĢ olduğunu ilettiğini belirtir. Bu Ģekilde Kanuni Sultan Süleyman, Azerbaycan tarafına

harekete karar vermiĢtir.136

3.2. İbrahim Paşa’nın İran Üzerine Hareketi

Ulama Han‟ın ġeref Bey üzerine gönderilmesinin tarihine dair dönemin birçok Osmanlı

kaynağında bir kayıt bulunmamaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere ġeref Han ile birlikte Lütfi

PaĢa, bu hâdisenin 1532 (939) yılı içerisinde gerçekleĢtiğini kaydetmektedirler.137

Osmanlı ordusu bölgeye intikal etmeden önce Ulama Han ve ġeref Han kuvvetleri arasında

yapılan çatıĢmada, Safevi askerleri bozguna uğratılmıĢ ve ġeref Han‟ın baĢı kesilerek

Veziriazam Ġbrahim PaĢa‟ya gönderilmiĢtir.138 Bu hâdisenin tarihi kesin olarak bilinmemekle

beraber, UzunçarĢılı ġeref Bey‟in kesilen baĢıyla birlikte bir mektubun 25 Kasım 1533 (8

Cemaziyelevvel 940) tarihinde veziriazam Ġbrahim PaĢa‟ya gönderildiğini aktarmaktadır.139

Fakat J.V. Hammer ise bu mektubun, veziriazamın Konya‟ya gelmeden Çınarlı ordugâhında,

21 Ekim (2 Rebiülahir) günü Ġbrahim PaĢa‟ya ulaĢtığını söyler. Her iki tarihçi de, Ġbrahim

PaĢa‟nın Ġstanbul‟dan hareketinin tam tarihini vermemekle birlikte, daha önce adı geçen

Osmanlı kaynaklarında Ġbrahim PaĢa‟nın Ġstanbul‟dan hareket tarihi en erken 21 Ekim olarak

verildiğinden ötürü, Hammer mektubun Ġbrahim PaĢa‟ya Konya yakınlarında ulaĢtığını

söylediğine göre, muhtemelen Ġbrahim PaĢa‟nın Ġstanbul‟dan hareketini daha erken bir tarihte

düĢünmüĢtür.

134 F. Kırzığlu, Osmanlıların Kafkas-Ellerini Fethi, s. 129

135 Abdüllatif Kazvinî, Safevi Tarihi, s.67

136 Ġskender Bey MünĢî Türkmen, Târîh-î Âlem-Ârâ-yi Abbâsi, s.161

137 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, Ġstanbul, Matbaa-i Amire, 1341, s.341

138 Peçevî Tarihi, hz. Bekir Sıtkı Baykal, c.I, K.B Yayınları, Ankara 1999, s.175-176

139 UzunçarĢılı, ġeref Han‟ın baĢının Ġbrahim PaĢa‟ya gönderiliĢ tarihini Gelibolulu Âli‟ye dayanarak 21 Ekim

1533 (8 Cemaziyelevvel 940) olarak verir. Fakat burada tarih çevirme hatası vardır. 8 Cemaziyelevvel 940 tarihi

miladi 25 Kasım 1533 tesadüf eder. UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.349

29

Lütfi PaĢa Bitlis vilayetinin çoğunun ele geçirilip, Bitlis Kalesi‟nin alınamadığını ifade

ederken, Peçevî Ulama Han‟ın Bitlis‟e hâkim olduğunu yazmaktadır.140 Peçevî‟nin

naklettiğine göre, Bitlis‟in yönetimi ġeref Bey‟in oğlu ġemseddin‟e verilmiĢtir. UzunçarĢılı,

Bitlis yönetiminin ġemseddin‟e verilmesini, Kürt beylerinin itaâtsizlik göstermesine karĢı

alınan bir tedbir olarak izah etmektedir.141 Ulama PaĢa‟ya ise, -Peçevî‟nin kaydettiğine göredaha

önce kendisine verileceği vadedilen Bitlis beyliği vazifesi ġeref Han‟ın oğluna verilincebaĢka

seçkin bir vazife vaadi ile teminat verilmiĢtir.142

Celalzâde Mustafa baĢta olmak üzere çoğu vakayiname yazarı Irakeyn Seferi bahsine,

veziriazam Ġbrahim PaĢa önderliğindeki Osmanlı ordusunun Halep‟e doğru yola çıkmasıyla

baĢlamaktadır. Celalzâde ve muhtemelen ona dayanarak Gelibolulu Âli, Solakzâde ve Bostan

Çelebi, Ġbrahim PaĢa‟nın Halep istikametine doğru önden gönderilmesinin tarihini 21 Ekim

1533 (2 Rebiülahir 940); Matrakçı Nasuh 29 Ekim (10 Rebiülahir); Peçevî 22 Ekim (3

Rebiülahir) olarak vermektedir.143

Osmanlı ordusunun kıĢı geçirmek üzere Halep‟e ulaĢtığı tarihi yalnızca Celalzâde, 30 Kasım

1533 (13 Cemaziyelevvel 940) olarak vermektedir.144 Halep Ģehrindeyken sefere memur olan

beylerbeyiler ve askerler Halep‟te toplanmaya baĢlamıĢlardır. Burada iken Van Kalesi de

aman yoluyla ele geçirilmiĢtir. Van Kalesi muhafazası için, ġam emîrü‟l-umerâsı Hüsrev PaĢa

önden gönderilmiĢtir.

Ġbrahim PaĢa Halep‟te iken Ahlat, Âdilcevâz, ErciĢ, Umur, Sultan kaleleri ile diğer birkaç

kalenin alındığı haberi gelmiĢtir.145 Celalzâde; Ġbrahim PaĢa‟nın, bu kalelerin alınıp bir

savunma çemberi oluĢturulduktan sonra Bağdat‟a ilerleme kararını aldığını belirtmektedir.146

Öte yandan Matrakçı‟ya göre ise, bu kalelerin fetih haberi Ġbrahim PaĢa Tebriz‟e geldiğinde,

140 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.342; Peçevî Tarihi, c.I, s.175

141 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.350

142 Peçevî Tarihi, c.I, s.175-176

143Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.360; Matrakçı Nasuh, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irakeyn, hz. Hüseyin G.

Yurdaydın, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, s.40; Gelibolulu Âli, Künhü‟l Ahbâr, s.588; Peçevi

Tarihi, c.I, s.175; Solakzâde Tarihi, c.II, s.179; Bostan Çelebi, Süleymannâme, v.146b-148a. Bostan Çelebi‟nin

tarihinin alıntılandığı yer; Remzi Kılıç, „„Kanuni Sultan Süleyman Devri Osmanlı- Ġran Münasebetleri‟‟, Dr.

Tezi, Kayseri 1994, s.125

144 Diğer kaynaklar net bir tarih vermemektedir. Ġ.Hâmi DaniĢmend‟e göre bu tarih 27 Aralık 1533‟tür. (10

Cemaziyelahir 940) bkn. DaniĢmend, Kronoloji 2, s.180

145 Ramazanzâde, Tevârih-i Âli Osman, s.228; MüneccimbaĢı Ahmet Efendi, Sahâifu‟l- Ahbâr, tercüme eden:

Nedim Efendi, Ġstanbul Matbaa-i Âmire 1285, c.3, S.490; Solakzâde Tarihi, c.II, s.180; Kaya ġahin, Celalzade

Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı Dünyası, s.103; Evliya Çelebi Seyehatnamesi: Ġstanbul, 1. Cilt 1. Kitap, hz. Seyit

Ali Kahraman, Yücel Dağlı, s.162; Yapı Kredi Yayınları, Ġstanbul 2008; Hammer, Osmanlı Tarihi, Üçdal

NeĢriyat 2015, c.5, s.158; DaniĢmend, Kronoloji 2, s.163

146 Celalzâde, Tabakât, v.243b-247 b (Kaya ġahin, Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı Dünyası, s.100-

105)

30

yani daha ileri bir vakitte verilmiĢti.147 Peçevî, veziriazam Ġbrahim PaĢa‟nın, bu kaleleri ele

geçirmek için güvenilir, becerikli, gönül kazanma yeteneğine sahip ve iletiĢimi iyi olan birkaç

adamını, bu kalelerin muhafazasında olan Safevi yanlısı beylere gönderdiğini; gönderilen bu

kiĢilerin, beylerin güvenlerini kazandığını ve onların Osmanlı padiĢahına meyletmesini

sağladıklarını aktarmaktadır.148

3.3. İbrahim Paşa’nın Tebriz’e Yönelmesi

Ordu Diyarbakır‟a geldiğinde, veziriazam Ġbrahim PaĢa ile defterdar ve serasker kethüdâsı

olan Ġskender Çelebi arasında ordunun harekâtı konusunda anlaĢmazlık baĢ göstermiĢtir.

Peçevî‟nin aktardığına göre, ġah Tahmasb‟ın Tebriz‟den uzaklaĢıp Horasan‟a gittiğini haber

alan Ġbrahim PaĢa Diyarbakır ve Musul‟a, oradan da Bağdat‟a gitme kararında idi. Fakat

Ġskender Çelebi, -Ulama Han‟dan da etkilenerek- Safevi ordusunun Tebriz‟de olduğundan

dolayı bu bölgenin ele geçirilmesine öncelik vermiĢtir. Bu teklife uyan Ġbrahim PaĢa ordunun

yönünü Tebriz‟e çevirmeye karar vermiĢtir.

Peçevî Ġbrahim‟e göre Ġbrahim PaĢa‟nın, Ġskender Çelebi‟ye uyarak ordunun yönünü

değiĢtirmesi, seferden önce Sultan Süleyman‟ın, Ġskender Çelebi‟yi serasker kethüdâsı olarak

tâyin etmesi ve Ġbrahim PaĢa‟dan, sefer sırasında verilecek kararlara dair Ġskender Çelebi‟ye

itaat etmesini istemesinden kaynaklanmıĢtır.149 Fakat J. V. Hammer ise, Ġskender Çelebi‟nin

Tebriz üzerine hareket etmeyi istemesinin nedenini farklı bir sebeple izah etmektedir. Buna

göre, bu zamanlarda Ġbrahim PaĢa ile Ġskender Çelebi birbirlerine karĢı düĢmanlık besledikleri

için, baĢarısızlık yaĢandığı takdirde Ġskender PaĢa, veziriazam Ġbrahim PaĢa‟yı padiĢahın

gözünden düĢürmüĢ olacaktı. Ona göre Ġbrahim PaĢa Tebriz fatihi unvanıyla anılma hayaline

ve gururuna kapılarak, yönünü Tebriz‟e çevirmiĢ ve Ġskender Çelebi‟nin tuzağına

düĢmüĢtür.150 Buna karĢılık, yakın dönem tarihçilerinden YaĢar Yücel ise, Ġbrahim PaĢa‟nın

sefer yönünü değiĢtirmesinin nedenini; ordu baĢarısızlığa uğradığı takdirde, durumun

sorumluluğunu Ġskender Çelebi‟ye yükleyerek, onu ortadan kaldırmanın fırsatını elde edeceği

Ģeklinde yorumlamaktadır.151

147 Matrakçı‟nın kaydettiğine göre bu kale ve kasabalar; Ahlat, Adilcevaz, Izmâr, Vastân, Van, Amîk, ErciĢ,

Taht-ı Tebriz, NevĢar, Hoy, Nahcıvan, Merend, Süfyân, UĢnî, Serdâru, Uri, Derâru, HüsrevĢâh, Merâga, Serav,

Erdebil, Meyâne kaleleridir. Bkn. Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.361

148 Peçevî Tarihi, c.I, s.176

149 Peçevî Tarihi, c.I, s. 177

150 Joseph Von Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s.160

151 YaĢar Yücel, Muhteşem Türk Kanuni ile 46 Yıl, TTK Yayınları, Ankara 2019 s.45

31

Celalzâde, Ġbrahim PaĢa‟yı kibri yüzünden yakınındaki güvenilir adamlarının nasihatlerini

dinlemeyerek, Ġskender PaĢa‟nın tuzağına düĢtüğü için eleĢtirmektedir. Ona göre, Ġbrahim

PaĢa Tebriz üzerine hareket edince ġah Tahmasb‟a teslim olmak zorunda kalacak, veyahut

Safeviler karĢısında yenilgiye uğrayarak padiĢahın gözündeki itibarını yitirecekti. Aynı

zamanda Ġbrahim PaĢa‟nın padiĢahın orduya katılmasını sonradan istemesini onun zayıflığının

bir göstergesi olarak görmüĢtür.152 Bununla birlikte UzunçarĢılı, Ġbrahim PaĢa‟nın Ġskender

Çelebi‟nin sözüyle hareket etmesi ve kendisinin ikinci derecede kalması gücüne gidiyor olsa

da, Ġskender PaĢa‟nın padiĢah tarafından görevlendirilmesinden dolayı durumu kabullendiğini

belirtmektedir.153

Yakın dönem tarihçilerinden Feridun Emecen ise Ġskender PaĢa‟nın

etkisinden bahsetmeyerek, Ġbrahim PaĢa‟nın doğrudan Ulama‟nın tesiri ile, ġah Tahmasb‟ın

Horasan‟da olmasından faydalanarak Tebriz‟e yöneldiğini belirtmektedir.154

Lütfi PaĢa‟nın Tevarih-i Âli Osman‟ında ve Anonim Tevarih-i Âli Osman‟da geçtiği üzere;

Ġbrahim PaĢa harekât değiĢikliği hakkında alınan bu karardan sonra, ġah Tahmasb‟ın

Horasan‟dan Tebriz üzerine yürüyebileceği ihtimaline karĢı padiĢahı Tebriz‟e davet etmek

için Kanuni Sultan Süleyman‟a bir mektup göndermiĢtir.155 Bu sefer sırasındaki Ġbrahim

PaĢa‟nın Kanuni Sultan Süleyman‟a ilk mektubu, ordunun Halep‟ten Diyarbakır‟a doğru yola

çıktığı tarih olan 6 Nisan 1534 (22 Ramazan 940) tarihlidir. Bu mektupta, ġah Tahmasb‟ın

kıĢı Horasan taraflarında geçirdiği bilgisinin alındığı ve Kürdistan beylerinden bazılarının,

haber almak için Ġran içlerine doğru yola çıktığı padiĢaha bildirilmektedir. Mektupta aynı

zamanda Ġbrahim PaĢa‟nın, bütün beylerbeyilerin askerleriyle Diyarbakır tarafına

yürümelerini emrettiği ve padiĢahın da bu yöne hareketini talep ettiği bildirilmektedir.156

Bu sıralarda ġah Tahmasb‟ın bölgedeki hareketlerini ve faaliyetlerini ise, ġerefname (Şeref

Han) ile birlikte; Lübbü‟t-Tevârih (Kazvinî), Tezkire (Şah Tahmasb) ve Ahsenü‟t Tevârih

(Hasan-ı Rumlu) baĢlıklı bazı Safevi kaynakları da ayrıntılı olarak vermektedirler. ġeref

152 Celalzâde Mustafa‟nın Tabakât‟ül Memalik‟te Ġran seferine dair olan kısımlar oldukça, alınan isabetsiz

kararlara eleĢtiriler ve stratejik sorunları içermektedir. (Kaya ġahin, Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı

Dünyası, s.103-104) Osmanlı kaynaklarında, Kanuni Sultan Süleyman‟ın sefere katılma kararının, Ġbrahim PaĢa

hareket etmeden önce, Ġstanbul‟da mı verildiği, yoksa Ġbrahim PaĢa‟nın hareketinden sonra mı verildiği

belirtilmemektedir.

153 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi 2, .s.353

154 Feridun Emecen, Osmanlı İmparatorluğu‟nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), ĠĢ Bankası Yayınları,

Ankara 2018, s.263

155 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.344; Anonim Tevârih-i Âli Osman, (F. Gıese neĢri) hz. Nihat Azamat,

Edebiyat Fakültesi Basımevi, Ġstanbul 1992, s.144. Ġbrahim PaĢa‟nın Kanuni Sultan Süleyman‟ı, ġah

Tahmasb‟ın Tebriz‟den Sadabad mevkisine yürüdüğü hakkında bilgilendirdiği ve padiĢahın acele hareket

etmesini rica ettiği mektup için bkn. TSMA-e. No: 5878/2

156 Topkapı Sarayı ArĢivi No:11997. Bkn. Tayyip Gökbilgin, „„Arz ve Raporlarına Göre Ġbrahim PaĢa‟nın

Irakeyn Seferindeki Ġlk Tedbirleri ve Fütuhatı‟‟, Belleten XXI/83 (1957), s.452, vesika III

32

Han‟ın aktardığına göre, ġah Tahmasb ġeref Han‟ın öldürüldüğünü ve veziriazam Ġbrahim

PaĢa ile Ulama Han‟ın Tebriz‟de olduklarını haber alır almaz kardeĢi Sâm Mirza‟yı Herat‟ta

bırakarak Irak ve Azerbaycan taraflarına yönelmiĢtir.157 (1534/940)

Ġbrahim PaĢa‟nın Tebriz‟e girmesinin tarihi, kaynaklarda çeĢitlilik göstermektedir. Matrakçı

Nasuh‟un Mecmâu‟t- Tevârih ile Mecmû-ı Menâzil eserlerinde, Anonim Tevarih-i Âl-i

Osman‟da ve muhtemelen bu kaynaklara dayanarak yazan Ġ. H. DaniĢmend‟in ve

UzunçarĢılı‟nın eserlerinde belirtilene göre, bu tarih 13 Temmuz 1534 (1 Muharrem

941)‟tür.158 Hammer ise, 27 Eylül 1534 (18 Rebiülevvel 941); Emecen 6 Ağustos 1534 (25

Muharrem 941) tarihini vermektedir.159

Ġbrahim PaĢa ve ordusu, Tebriz önlerinde halk tarafından karĢılandıktan sonra 2 Ekim 1534

(23 Rebiülevvel 941) günü Gilân Hanı Muzaffer Han kabul edilmiĢtir. Muzaffer Han, 10 bini

aĢkın askeri ile Osmanlı ordusuna katılmıĢtır.160

Celalzâde, Peçevî ve Solakzâde‟nin aktardığına göre; her zaman padiĢah ile sefere çıkmaya

alıĢmıĢ olan Osmanlı askeri, bu sefer sırasında ordu komutasında yalnızca seraskerveziriazam

bulunduğu için, içten içe huzursuzluk duymuĢlardır. Veziriazam Ġbrahim PaĢa bu

geliĢmeleri padiĢaha bildirmiĢti, fakat padiĢahın sefere katılma kararı orduya ulaĢmadığından,

asker arasında „Şaha şah gerek imiş, zorda kalındığı yerde askere dayanacak kimse yok imiş.

Şah gelirse karşısına kim çıkar? İslam askerinin hâli ne olur?‟161 Ģeklinde dedikodular

dolaĢmaya baĢlamıĢtı. Vakayinamelerde iĢlenildiğine göre, bu hâdiseden sonra Ġbrahim PaĢa,

padiĢaha durumu ayrıntılı olarak bildirerek kendisinin orduya ulaĢmasını rica etmiĢtir.162

Bu duruma bakacak olursak; Peçevî ve Solakzâde, Kanuni Sultan Süleyman‟ın ordu arasında

dolaĢan bu dedikodulardan dolayı harekete geçerek Tebriz‟e geldiğini belirtmektedirler.

Matrakçı Nasuh, Lütfi PaĢa ve Ramazanzâde ise böyle bir durumdan bahsetmemektedirler. Ġ.

H. DaniĢmend‟in ifade ettiğine göre ise, ordu arasındaki bu dedikodu gerçeği

157 ġeref Han, Şerefname, s.183; Faruk Sümer, Safevî Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin

Rolü, s.64

158 Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, ed. Erhan Afyoncu, Yazma Eserler Kurumu BaĢkanlığı, Ġstanbul 2019,

s.361; Matrakçı Nasuh, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irakeyn, s.40; Anonim Tevârih-i Âli Osman, (Gıese neĢri) s.

144; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.166; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi c.2, s.350

159 Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s.163; F. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu‟nun Kuruluş ve Yükseliş

Tarihi, s.263

160 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.272; Ramazanzâde Mehmet PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.228; Peçevî

Tarihi, c.I, s.180; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.181

161 Peçevî Osmanlı askeri için Ġslam askeri ifadesini kullanmaktadır. Peçevî Tarihi, c.I, s.178; MüneccimbaĢı,

Sahâifu‟l- Ahbâr, c.3, s.490

162 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.594; Peçevî Tarihi, c.I, s.178; Solak-zâde Tarihi, c. II, s.181

33

yansıtmamaktadır. Çünkü Kanuni Sultan Süleyman bu hadiselerden önce Ġran bölgesi üzerine

yola çıkmıĢtır. Ġbrahim PaĢa‟nın, padiĢahın bölgeye gelmesini istemesini, onun ġah

Tahmasb‟ın büyük bir ordu ile yaklaĢmakta olduğunu haber alıp telaĢlandığı için, padiĢahın

hareketini hızlandırma amacıyla olduğunu belirtmektedir.163 Nitekim Ġbrahim PaĢa‟nın,

Kanuni Sultan Süleyman‟a gönderdiği ilk mektubun164 tarihine bakacak olursak (6 Nisan

1534/22 Ramazan 940) Ġbrahim PaĢa‟nın, padiĢahı daha önce bir vakitte, Halep‟ten hareketi

esnasında orduya katılmasını talep ettiği anlaĢılmaktadır.

Veziriazam Ġbrahim PaĢa‟nın, Tebriz Ģehrine padiĢah gelmeden önce girmesi,

vakayinamelerin çoğunda olumsuz tutumla yazılmamasına rağmen, Ġ. H. DaniĢmend‟e göre

Ġbrahim PaĢa‟nın padiĢah gelmeden ve ordular birleĢmeden önce „Tebriz fatihliğine‟ kalkıĢıp

Ġran‟a girmesi ve Safevilerin taarruzuna imkan vermiĢ olması, onun en mühim hatasıdır.

Bununla beraber Sultan Süleyman, Ġbrahim PaĢa‟nın harekâtını haber alınca hemen divanı

toplayıp durumu müzakere ederek, Safevilerin olası taarruzundan önce, oldukça hızlı bir

Ģekilde hareket ederek orduya yetiĢmeye çalıĢmıĢtır.165

3.4. Kızılcadağ’da Yaşanan Hâdiseler ve Gazan Kalesi’nin Yapımı

Gelibolulu Mustafa Âli, Peçevî ve Solakzâde; Osmanlı ordusu Tebriz‟de iken Kızılcadağ

yaylasında yaĢanan bir hadiseden bahsetmektedirler. Gelibolulu ve Peçevî bu hadiseyi daha

ayrıntılı olarak aktarmıĢlardır.166 Buna göre, Ulama Han ve Ġskender Çelebi birlik olup

Ġbrahim PaĢa‟nın huzuruna giderek; „bu memlekette eşkiyanın asıl ocağı Kızılcadağ

yaylağıdır, bir miktar asker ile varıp dağını, ocağını yok etmek kolayca yapılabilecek bir iştir‟

diyerek Ġbrahim PaĢa‟dan Kızılcadağ‟a intikal etmek için izin istemiĢlerdi. Bunun üzerine

Ulama Han, on bin kiĢilik seçkin bir birlik ile Kızılcadağ yaylasına gönderilmiĢti. Ulama

Han‟ın askerleri Kızılcadağ yaylasına götürüp; „buradan ötesi bayındır memleketleridir, siz

talan için girin, ben dışardan size bekçilik ederim‟ diyerek onları dar ve zorlayıcı geçitlere

soktuğunu, böylece bu askerlerin çoğunun burada Ģehit olduğunu rivayet etmiĢlerdir.167

Solakzâde de, Târih‟inde bu hadiseden bahsetmektedir, fakat o bu hadiseyi büyütmeyerek

kısaca iĢlemiĢtir. O, buradaki askerlerin çoğunun Ģehit düĢmesine rağmen, Ulama Han‟ın ve

163 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.165

164 TSMA No:11997. Bkn. Tayyip Gökbilgin, „„Arz ve Raporlarına Göre Ġbrahim PaĢa‟nın Irakeyn Seferindeki

Ġlk Tedbirleri ve Fütuhatı‟‟, s.452

165 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.169-170

166 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.594; Peçevî Tarihi, c.I, s. 179-180. Peçevi; Ulama Han için

„‟Ulama denen o büyük fesatçı‟‟ olarak bahsetmektedir.

167 Peçevî Tarihi, c.I, s. 179-180

34

maiyetindekilerin Kızılcadağ ve yakınındaki yaylayı yakıp yıktıklarına ağırlık vermektedir.168

Hammer‟in aktardığına göre, bu kayıptan ordu fazla etkilenmemiĢ, kayıpların yerini Gilan

hâkimi Muzaffer Han ve ġirvan ġahı‟nın askerleri almıĢtır ve böylece ordunun bu kaybı çok

da göze batmamıĢtır.169

Bununla birlikte, kaynaklarda bahsi geçen Tebriz taraflarında bir kale yapılmasından, Peçevî

ve Solâkzade oldukça eleĢtirel bir üslûpla bahsetmiĢlerdir. „„Kötü niyetli insanlar Tebriz

yöresinde bir kale yapılmasını istediler.‟‟170 „„Şah Gazân adlı makamda bazı aklı kısa

ukalânın mâkul görmesi ile, o tarafları hıfz ve hırâset için beyhûde mal telef olunduğu gibi

ricâl de eziyet çekti.‟‟171 Ġbrahim PaĢa kalenin yapımına ilk seferde razı olmasa da, „burada

Sünnî mezhebinin ancak sağlam bir kaleyle yerleĢebileceği‟ Ģeklindeki ısrarlara karĢı, Cengiz

Han soyundan Ġslam‟ı ilk kabul eden Gazan Han‟ın türbesi (ġeb-i Gazan) geniĢletilerek

sağlam bir kale haline getirilmiĢ ve buraya üç sancakbeyi, yeterli sayıda yeniçeri ve Mirza

Muhammed‟in komutasında beyler ve askerler tahsis edilmiĢtir.

Lütfi PaĢa ve Matrakçı Nasuh‟un kısaca değindiği bu konuya dair aktardıklarına göre,

Solakzâde‟nin söylediğinin aksine, bu kalenin yapımı Tebriz‟de padiĢah tarafından

emredilmiĢtir. Fakat Solâkzade‟ye göre bu kalenin yapımı, padiĢah daha Ġstanbul‟dan hareket

etmeden önce kararlaĢtırılmıĢtı.172

3.5. Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’dan Hareketi ve Tebriz’e Girişi

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Ġstanbul‟dan hareketi de çoğunlukla 10 Haziran 1534 (28 Zilkade

940) olarak yazılmıĢ olsa da173; Matrakçı‟nın Mecmâu‟t- Tevârih‟inde 9 Haziran (27 Zilkade)

olarak geçerken diğer eseri Mecmû-ı Menâzil‟de 13 Haziran (1 Zilhicce)174 olarak

kaydedilmektedir. Ġ. Hâmi DaniĢmend ise, vakayinamelerde 28 Zilkade tarihinin miladi

takvime göre Haziran‟ın 11. gününe denk düĢtüğünün gösterildiğini, halbuki o sene

168 Solak-zâde Tarihi, c. II, s.181

169 Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s.161

170 Peçevî Tarihi, c.I, s. 180. SadeleĢtirilmiĢ Ģekilde alıntılanmıĢtır.

171 Solak-zâde Tarihi, c.II, s.181. SadeleĢtirilmiĢ Ģekilde alıntılanmıĢtır. Evliya Çelebi Seyehatnamesi‟nde ġam-ı

Gazan adıyla geçen ġeb-i Gazan Kalesi, 1295 (694) yılında Muhammed ġam-ı Gazan tarafından yaptırılmıĢtır.

Bkn. Evliya Çelebi Seyehatnamesi, 2. Cilt 1. Kitap, hz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Yapı Kredi Yayınları,

Ġstanbul 2008, s.304

172 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.346; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.362

173 Feridun Bey, Münşeat I, s.584; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Âhbar, s.594; Peçevî Tarihi, c.I, s. 179;

Solakzâde Tarihi, c.II, s.181; Anonim Tevârih-i Âli Osman (Giese neĢri) s.144; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2,

s.351

174 Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.361; Matrakçı Nasuh, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irakeyn s.40; Hammer

bu tarihi 23 Haziran 1534 (11 Zilhicce 940) olarak vermektedir. Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s.162

35

Haziran‟ın 11. gününün 29 Zilkade‟ye tesadüf ettiğini belirtmektedir.175 Fakat tarih çevirme

iĢlemi yapıldığında 28 Zilkade 940 tarihi 10 Haziran 1534 tarihine denk düĢmektedir.

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Ġstanbul‟dan Tebriz‟e kadar olan sefer menzilleri ayrıntılı olarak

Mecmû-ı Menâzil‟de, MünĢeâtü‟s-Selâtîn‟de ve Cihannümâ‟da tarihleriyle mevcuttur. Buna

göre, Üsküdar‟a gelen padiĢah buradan baĢlıca; Maltepe, Tekûr Çayırı,176 Gebze, Hereke,

Sazlıdere, Sitâre Köprüsü, Kazıklıdere, DikilitaĢ, YeniĢehir, Bozöyük, Ġnönü, Ilıca, Kütahya,

Karahisar, AkĢehir, Konya, Kırkpınar, Kayseri, Engir Gölü, Gedik Hanı, Sivas, Aktepe,

Erzincan ve Tercan menzilleriyle Erzurum‟a ulaĢmıĢtır.177

PadiĢah AkĢehir‟de iken, Ġbrahim PaĢa‟dan ikinci bir mektup gelmiĢ (4 Temmuz 1534/ 22

Zilhicce 940), bu mektupta; Van, Ahlat, Âdilcevaz gibi kalelerin fütûhatı bildirilmiĢtir.178

Ġbrahim PaĢa‟nın Kanuni Sultan Süleyman‟a gönderdiği 21 Ağustos 1534 (10 Safer 941)

tarihli üçüncü mektubu ise, padiĢah Erzurum yakınlarında iken ulaĢmıĢtır. Bu mektupta; çoğu

vakayinamede geçmeyen; Azerbaycan'ın ele geçirilmesi ve Ulama PaĢa‟ya Azerbaycan

Beylerbeyliği‟nin verilmesi ile yapılan diğer tayinler ve aynı zamanda Ġbrahim PaĢa‟nın sefer

sırasında aldığı tedbirler ve kararlar bildirilmiĢtir.179

Kanuni Sultan Süleyman, üç buçuk ay süren yolculuğun sonunda Tebriz‟e varmıĢ, ertesi gün

Ucan mevkînde Ġbrahim PaĢa ve ordusu tarafından karĢılanmıĢtır.180 Kanuni‟nin Tebriz‟e giriĢ

175 Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s.165

176 Feridun Bey‟de geçen Tekûr Çayırı, Ġran Seferi Ruznamesi‟nde Tekfur Çayırı, Katip Çelebi‟de Sultan Çayırı

ve Tekür Çayırı olarak geçmektedir.

177 Her bir güzergâh, güzergahlara varıĢ tarihleri ve minyatürleriyle birlikte Matrakçı Nasuh‟un Beyân-ı Menâzili

Sefer-i Irakeyn ismi ile yayınlanan eserinde mevcuttur. Buna göre Kanuni Sultan Süleyman;

7 Ağustos 1534 (27 Muharrem 941) tarihinde Konya ve Kayseri üzerinden Sivas‟a gelmiĢtir.

20 Ağustos 1534‟te (10 Safer 941) Sivas‟tan ayrılıp Erzincan‟a gelmiĢtir. (varak 20b)

22 Ağustos 1534‟te (12 Safer 941) Erzincan‟dan ayrılmıĢtır. (varak 22b)

21 Eylül 1534‟te (12 Rebiülevvel 941) ErciĢ‟ten Tebriz istikametine doğru harekete geçmiĢtir. (v.26a)

27-28 Eylül 1534‟te (18-19 Rebiülevvel 941) Tebriz‟e ulaĢmıĢtır.

Bkn. Matrakçı Nasuh, Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn, s.41-58; Feridun Bey, Münşeat I, s.584

178 Topkapı Sarayı ArĢivi, No: E.4080. Bkn. Gökbilgin, „„Arz ve Raporlarına Göre Ġbrahim PaĢa‟nın Irakeyn

Seferindeki Ġlk Tedbirleri ve Fütuhatı‟‟ s.453; Remzi Kılıç, „„Kanuni Sultan Süleyman Devri Osmanlı Ġran

Münasebetleri (1520-1566)‟‟, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi, Kayseri 1994, s.139

179 Topkapı Sarayı ArĢivi, No: E.4080/2; Mektup ve mektubun içeriği ile ilgili ayrıntılı bilgiler için, Gökbilgin,

„„Arz ve Raporlarına Göre Ġbrahim PaĢa‟nın Irakeyn Seferindeki Ġlk Tedbirleri ve Fütuhatı‟‟, s.454

180 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Âhbar, s.595; Peçevî Tarihi, s.182. MüneccimbaĢı, Sahâifü‟l- Ahbâr, c.3,

s.490; Hammer, padiĢahın Ġbrahim PaĢa‟nın ordusuna katıldığı bölgenin adını Avican olarak yazmıĢtır. Hammer,

Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s.163; ġerefname‟de ise Evcan olarak geçmektedir. ġeref Han, Şerefname, s.183.

Kazvinî, Kanuni‟nin 300 bin atlıyla geldiğini yazmaktadır. Kazvinî, Safevi Tarihi, s.67. Osmanlı kaynaklarında

bu bilgi bulunmamaktadır.

36

tarihi çoğunlukla 28 Eylül 1534 (19 Rebiülevvel 941) olarak verilmektedir.181 Ertesi günler

Muzaffer Han, Akkoyunlu Ģehzadesi Murat Bey ve Timur soyundan bazı mirzalar padiĢaha

itaâtlerini bildirmiĢlerdir. Bundan sonra yeniçeri, kapıkulu, Karaman, Halep, ġam, Dulkadır,

Diyarbakır ve Kürdistan askeri ile birleĢen Osmanlı ordusu, Irak-ı Acem denilen bölgeye

dâhil olmuĢtur.

4-5 günlük dinlenmeden sonra, Sultan Süleyman önderliğindeki Osmanlı ordusu, Ucan

Yaylası‟ndan Sultaniye‟ye, oradan da kıĢı geçirmek üzere Bağdat üzerine hareket etmiĢtir.

Matrakçı Nasuh bu hareketin tarihini 5 Ekim 1534 (26 Rebiülevvel 941) olarak

kaydetmektedir.182 Faruk Sümer, Osmanlı ordusunun Sultaniye‟de konakladığı sırada, ġah

Tahmasb‟ın emirlerinden Dulkadıroğlu Muhammed Han, Kaya Sultan ve Tekelü Hüseyin

Sultan‟ın üç bine yakın asker ile Osmanlılara itaât ettiklerini aktarmaktadır.183

Bu tarihlerde kıĢ mevsimi geldiğinden, anlaĢıldığı üzere Osmanlı ordusu Bağdat yolunda

oldukça zor bir yolculuk geçirmiĢtir. Feridun Bey 1534 yılının Ekim ayında (Rebiülahir 941)

sık sık kar yağmaya baĢladığını aktarmaktadır.184 Bu zor yolculuğun bahsi Lütfi PaĢa,

Matrakçı Nasuh, Mustafa Âli ve Solakzâde‟de kısaca geçmiĢtir. Celalzâde, Peçevî ve

MüneccimbaĢı‟dan öğrenildiğine göre, Osmanlı ordusunun Hemedan üzerinden Bağdat‟a

gittiği yolda kıĢ bastırdığından dolayı askerler çok zorluk çekmiĢ; pek çok hayvan telef olmuĢ,

toplar yağmurlardan çamurlu hale gelmiĢ ve yüz top arabası Safevi askerlerinin eline

geçmemesi için kullanılamadan toprağa gömülmüĢtür. Bununla birlikte büyük bir iaĢe

sıkıntısı baĢ göstermiĢtir. Peçevî bu olumsuz durumun yanında; ordunun güçlükle Karabağ

geçidinden Isfahan sınırındaki Dergüzin‟e, oradan da Kasr-ı ġirin yakınlarındaki Dokuz Ulum

adlı nehrin kenarına ulaĢtığında, nehrin sularının kabarıp taĢtığından ve nehrin akıntısına

kapılan birçok asker olduğundan bahsetmektedir. Aynı Ģekilde Feridun Bey de, bu konaklarda

çok fazla yağmur yağdığını ve KasrıĢirin‟in harap vaziyete geldiğini aktarmaktadır.185

Öte yandan Safevi tarihçisi Ġskender Bey Tarih-i Abbasi‟de kıĢ soğuğundan donarak ve karlar

altında kalarak ölen Osmanlı askerleri olduğundan bahsetmektedir.186 Fakat bütün bu

olumsuzluklara rağmen yürüyüĢe devam edilmiĢ ve Bağdat‟a ulaĢılmıĢtır. KıĢ mevsiminin

181 Kaya ġahin, Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı Dünyası, s.105; Matrakçı Nasuh, Sefer-i Irakeyn, s.40;

Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.595; Peçevî Tarihi, c.I, s.182; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.182;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.169; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.351

182 Matrakçı Nasuh, Sefer-i Irakeyn, s.40; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.170

183 Faruk Sümer, Safevî Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s.64

184 Feridun Bey, Münşeat I, s.588-589

185 Feridun Bey, Münşeat I, s.590; Peçevî Tarihi, C.I, s.183

186 Ġskender Bey MünĢî, Târîh-î Âlem-Ârâ-yi Abbâsi, s.163

37

zorluğu altında ordunun harekete devam etmesi ile ilgili Ġ.H. UzunçarĢılı‟nın yerinde bir

eleĢtirisi olmuĢtur: „„..O kış Tebriz‟de kalınıp teşkilat yapılarak elde edilen yerler kuvvetlice

idare altına alınması ve Bağdat seferi bahar mevsimine kalması icap ederken bunlar

yapılmayıp bin meşakkat ve pek çok telefat ve yüz kadar top götürülemediği için yerlere

gömülmek suretiyle hesapsız ve plansız hareket olundu.‟‟187

3.6. Şah Tahmasb’ın Hareketi

Dönemin bazı kaynaklarına göre ġah Tahmasb, Kanuni Sultan Süleyman‟ın Sultaniye

mevziine geldiğini haber alınca bu bölgeye gelip karargâhını kurmuĢtu.188 Bununla birlikte

ġeref Han‟ın belirttiğine göre ise, ġah Tahmasb Sultaniye‟ye geldiğinde, Osmanlı ordusu

Tebriz‟de bulunuyordu ve Sultan Süleyman, ġah Tahmasb‟ın yerini öğrenip, onu takip

etmeye karar vererek peĢinden Sultaniye‟ye gelmiĢti.

Ucan‟da iki Osmanlı ordusunun birleĢmesi, Safevi ġahı Tahmasb‟da taarruza ve savaĢa

cesaret bırakmayarak, onun geri çekilmeyi emretmesine sebep olması Ģeklinde

yorumlanmıĢtır. Osmanlı ordusunun Safevi ordusu karĢısında sağladığı bu üstünlük, Ġbrahim

PaĢa‟nın faaliyet ve tedbirlerinden ziyade, Kanuni‟nin büyük bir süratle bölgeye

ulaĢmasındaki gayretle elde edildiği söylenmektedir.189

Celalzâde‟nin belirttiğine göre Safevi Ģahı Tahmasb, kendisinin yanında yedi bin atlı askeri

varken, Osmanlı ordusunun elli bine ulaĢan birliklerine karĢı koyamayacağını düĢünerek,

gerilla savaĢ taktiğini uygulamaya karar vermiĢtir; Osmanlı ordusunun geçeceği yerleri ve

mahsulleri tahrip ederek, otlakları yakarak, ordunun karĢısına doğrudan çıkmamıĢtır.190 ġah

Tahmasb‟ın bu taktiği diğer çoğu Osmanlı dönem kaynağında geçmemesine rağmen, ġah

Tahmasb‟ın kendi eseri Tezkire‟de: „„Orduyu birkaç bölüme ayırıp Rumilerin çevresini çöle

çevirip harap etmeye karar verdik.‟‟ Ģeklinde geçmektedir.191

Yine Tezkire‟de ġah Tahmasb, birçok çağdaĢ Osmanlı kaynağında yer verilmeyen, Kanuni

Sultan Süleyman‟ın kendisine gönderdiği bir mektuptan bahsetmektedir. Mektupta Kanuni

Sultan Süleyman‟ın: „„... Senin baban Şah İsmail rahmetli, benim babamla savaşmıştı. Sen de

187 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.351

188 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.348

189 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.170; Remzi Kılıç, ġah Tahmasb‟ın, Osmanlı ordusu Tebriz‟i ele geçirince,

baĢkenti Kazvin‟e taĢıdığını belirtmektedir. Remzi Kılıç, „„Kanuni Sultan Süleyman Devri Osmanlı- Ġran

Münasebetleri‟‟, s.155-156

190 ġerefname‟de ġah Tahmasb‟ın yanında yedi bin kızılbaĢ olduğu, üç binden fazla iĢe yarayan at olmadığını

yazılmaktadır. ġeref Han, Şerefname, s.184; F. Emecen, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi,

s.263-264

191 ġah Tahmasb, Tezkire, s.38

38

şecaât iddiasındasın. Gel savaşalım. Savaşmazsan bir daha şecaâtte bulunma.‟‟ diyerek

kendisini savaĢa çağırdığını yazmıĢtır. Buna karĢılık kendisi de, cevap olarak padiĢaha

gönderdiği mektupta Ģunları iletmiĢtir: „„... şânı yüce Hz. Rab şerefli kelâmında kâfirlerle

yaptığınız gazâ ve cihatta kendinizi tehlikeye atmayınız buyurmuşken, sayıca on kişinin

karşısına bir kişinin bile olmadığı iki Müslüman ordunun savaşması için nasıl fetva verip bu

müslümanları tehlikeye atarım?‟‟192 Faruk Sümer, ġah Tahmasb‟ın bu mektubu gönderdikten

sonra Ebher‟e doğru çekildiğini belirtmektedir.193

3.7. Osmanlıların Bağdat’ı Fethi ve Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’taki Faaliyetleri

Zorlu ve uzun süren bir yolculuktan sonra, ordunun önünden giden Ġbrahim PaĢa‟nın Bağdat‟a

giriĢ tarihini Celalzâde Mustafa ve Solakzâde 29 Kasım 1534 (22 Cemaziyelevvel 941)

Ģeklinde kaydederken, Matrakçı Nasuh 30 Kasım (23 Cemaziyelevvel); Ġ. H. DaniĢmend ise

28 Kasım (21 Cemaziyelevvel) olarak vermektedir.194

Bağdat valisi Tekeli Muhammed Han Osmanlı ordusunun geldiğini duyunca, adamı Hoca

Hüseyin b. Danyal ile padiĢahtan aman dilediği ve Bağdat‟ı teslim edeceğine dair bir mektup

göndermiĢtir. Peçevî‟de bahsi geçtiğine göre; Mehmet/Muhammed Han bu mektubu

gönderdikten kısa süre sonra, ailesiyle birlikte Bağdat‟ı terk etmiĢtir.195 Öte yandan; Lütfi

PaĢa‟ya, Matrakçı Nasuh‟a ve Feridun Bey‟e göre ise, Mehmet Han padiĢaha itaat etmiĢ, iyi

bir Ģekilde ağırlanmıĢ, ileri bir tarihte firar etmiĢtir.196

Böylece savaĢsız Ģekilde Bağdat‟a giren Ġbrahim PaĢa, Ģehri yağmaya karĢı önleme ve

padiĢahın geliĢi için Ģehri hazırlama faaliyetlerinde bulunmuĢtur.

Ġbrahim PaĢa‟dan sonra Kanuni Sultan Süleyman‟ın Bağdat‟a giriĢ tarihi kaynaklarda farklılık

göstermektedir. Lütfi PaĢa Tevârih-i Âli Osman‟da 29 Kasım 1534 (21 Cemaziyelevvel 941)

tarihini verirken, Matrakçı Nasuh 8 Aralık (1 Cemaziyelahir), Gelibolulu Âli ve Solakzâde 1

Aralık (24 Cemaziyelevvel); Peçevî 6 Aralık (29 Cemaziyelevvel) tarihini vermektedir.197

Ġbrahim PaĢa‟nın Bağdat‟a girdiği tarih 29 Kasım olarak ve Kanuni‟nin Ġbrahim PaĢa‟dan iki

192 ġah Tahmasb, Tezkire, s.38-39

193 Sümer, Safevî Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s.64

194 Matrakçı Nasuh, Sefer-i Irakeyn, s.40; Solakzâde Tarihi, c.II, s.184; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.173

195 Peçevî Tarihi, s.184

196 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.349; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.364; Feridun Bey, Münşeat I,

s.590

197Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.350; Matrakçı Nasuh, Sefer-i Irakeyn, s.40; Gelibolulu Âli, Künhü‟l-

Ahbâr, s.597; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.184

39

gün sonra Ģehre girdiği kabul edilirse, Mustafa Âli ve Solakzâde‟nin verdiği tarih gerçeğe en

yakın tarih olmalıdır.

Bağdat‟ın askersiz olmasından dolayı savaĢsız ele geçirilmesinin ardından, kısa süre içinde

Divân-ı Hümâyun kurulmuĢ, arazi tahriri yapılmıĢ ve Bağdat‟ta düzen sağlanmıĢtır.

Sultan Süleyman‟ın Bağdat Ģehrine girmesinden önce yapılan ilk faaliyetlerden biri, Ġmam-ı

Âzam Ebû Hanife‟nin mezarının bulunmasıdır. Bu konuya ayrıntılı olarak Celalzâde, Âli ve

Peçevî değinmiĢtir. Celalzâde Mustafa, Kanuni‟nin bunca zorluklara katlanarak Bağdat‟a

gelmesinin nedeninin, daha önce ġii topraklarında kalmıĢ olan Ebû Hanife‟nin mezarını

Ģereflendirmek olduğunu savunmaktadır.198 Ebû Hanife‟nin mezarı bir türbe haline getirilmiĢ

ve yanına bir cami inĢa edilmiĢtir. Bununla birlikte Cuma hutbesinde Kanuni Sultan

Süleyman‟ın adı okunmuĢ ve onun adına para bastırılmıĢtır.199

Bununla birlikte, Kanuni Sultan Süleyman‟ın Bağdat‟ta bulunduğu süre zarfında birçok türbe

ziyareti gerçekleĢtirdiği aktarılır. Matrakçı Nasuh‟un Mecmû-ı Menâzil adlı eserinde, ziyaret

edilen türbeler minyatürleriyle birlikte verilmiĢtir.200

3.8. Osmanlı Yazarlarına Göre İskender Çelebi’nin İdamı

Mustafa Âli ve Solakzâde‟den anlaĢıldığına göre, doğu seferinden önce her hususta Ġbrahim

PaĢa ile Ġskender Çelebi arasında baba-oğul muhabbeti vardı; Ġbrahim PaĢa, Ġskender

Çelebi‟yi baba olarak görüp, ona karĢı sevgi ve saygı beslemiĢti.201 Sultan Süleyman, Ġbrahim

PaĢa‟yı serdar olarak nereye gönderirse göndersin, onun Ġskender Çelebi ile istiĢare etmesini

istiyordu.

Bazı vakayinamelerde geçen bir meseleye göre, doğu seferine gönderileceği sırada birtakım

kiĢiler Ġbrahim PaĢa‟ya, Ġskender Çelebi‟nin tanınan, iĢe yarar, silahĢör adamlarının

olduğundan bahsetmiĢlerdi. Bunun üzerine Ġbrahim PaĢa, Ġskender Çelebi‟ye seçkin

adamlarından yüz on kiĢi bağıĢlaması için haber göndermiĢti. Fakat, kaydedilene göre

198 Celalzâde Mustafa, Tabakât, v.258b-259a. Naklen ġahin, Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı Dünyası,

s.106

199 Matrakçı Nasuh, Sefer-i Irakeyn, v. 48b-49a; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.184

200 Matrakçı Nasuh‟un minyatürlerde verdiği üzere bu türbelerden bazıları; ġihâbeddin Sühreverdî, Necibüddin

Sühreverdî (varak 49b), ġeyh Ġbrahim, ġeyh Sekrân, ġeyh Cömerd Kassâb (v. 51a), Esedullah Gâlibî (v.51b),

Musa el-Kâzım, Seyyid-i Ġbrahim, ġeyh Tâhireddîn (v.52a), Ġmam Musa b. Ġmam Cafer-i Kâzım (v.52b), Ġmam

Ahmet b. Muhammed b. Hanbel (v.53b), Ġmam Ebû Yusuf Sadeddin, Lokman Hekim (v.54a), ġeyh Ġbrahim el-

Efdal,Serî es-Sakatî, Mâruf Kerhî (v.54b), Hasan Belhî, Cüneyd-i Bağdadî, Davud-ı Tâî (v.55a), Behlül-i

Divâne, Hallac-ı Mansur (v.55b) Selmân-ı Fârisî, Muhammed Mehdî Sâhibüzzamân, Ebû Ubeydullah Hüseyin,

Zeynel Abidin (v.57a), Ġmam Cafer Muhammed Sadık (v.57b) Ayrıca ziyaret edilen türbeler için bkn; Matrakçı

Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.366-367; Evliya Çelebi Seyehatnamesi, 2. Cilt 1. Kitap, s.302

201 Solak-zâde Tarihi, c.II, s.184; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.353

40

Ġskender Çelebi, veziriazamın bu isteğinden rahatsız olmuĢ, ancak yine de seksen kiĢi kendi

adamlarından, otuz kiĢi de dıĢardan toplam yüz on silahlı asker göndermiĢtir. Ġbrahim PaĢa

daha sonra bu askerleri gözden geçirdiğinde, bazılarının Çelebi‟nin kendi adamları olmadığını

fark edince Ġskender Çelebi‟ye karĢı rahatsızlık duymaya baĢlamıĢtı. Bu hâdiseden sonra

aralarındaki mesafe zaman geçtikçe artmıĢtı. Solakzâde, bu mesafenin oluĢmasında ikisini

birbirleri aleyhine kıĢkırtan kiĢilerin de sebep olduğunu belirtmektedir. Tarihçi Zuhuri

DanıĢman bu kiĢilerden birisinin de, Ġskender Çelebi yerine defterdar olmak isteyen Suriye

defterdarı NakkaĢ Ali olduğunu belirtmektedir.202 Aynı zamanda, Ġbrahim PaĢa‟nın Ġskender

Çelebi hakkında padiĢaha devamlı Ģikâyette bulunduğunu, böylelikle onun padiĢah ile

Çelebi‟nin arasını açtığını belirtmektedir.203

Ġskender Çelebi, Bağdat yolculuğundaki zorluklardan dolayı Ġbrahim PaĢa tarafından sorumlu

tutulmuĢ ve onun padiĢaha ısrarları neticesinde 24 Ekim 1534‟te (15 Rebiülahir 941)

Dergüzin civarında defterdarlık vazifesinden azledilmiĢtir.204 Hammer, Ġskender Çelebi

azledildikten sonra siyasi nüfûzunu kaybetse bile onun sahip olduğu büyük servetinin Ġbrahim

PaĢa‟yı endiĢelendirdiğinden bahsetmektedir.205

Lütfi PaĢa, Ġskender Çelebi‟nin idamının sebebine dair; „bazı evzâ‟ından ötürü‟ Ģeklinde

kısaca bahsederken; Solakzâde‟nin kaydına göre, Kanuni Sultan Süleyman Tebriz‟e geldiği

vakit Ġbrahim PaĢa‟ya „Bu kadar mühim bir seferde, kıĢ ortasında düĢman memleketinde

kalınmasının ve orduyu tehlikeli bir duruma düĢürmesinin nedenini‟ sorduğunda, Ġbrahim

PaĢa;

„„Meğer biz adem mi idik ki, emir ve nehy ile hall‟ü- akd İskender Çelebi kullarına

vazife olarak verilmiştir. Atebe-i Ulyâ‟dan ayrıldığımızdan beri, zaman görmüş,

başından iç geçmiş diye bu kulunuzu, onlara sipariş buyurmuştur. Şüphesiz onların

tedbiri ile böyle iktizâ eyledi‟‟ Ģeklinde cevap vermiĢtir. Solakzâde Ġbrahim PaĢa‟nın bu

sözlerinin, Sultan Süleyman‟ın Çelebi‟den soğumasına neden olduğunu

söylemektedir.206

Kaynaklarda; ordunun Diyarbakır‟dan harekâtını değiĢtirerek Tebriz‟e yönelmesine neden

olması, Ġbrahim PaĢa‟ya „Serasker sultan‟ yerine „Serasker paĢa‟ Ģeklinde hitap edilmesini

istemesi Ġskender Çelebi‟ye atfedilen suçlar olmuĢtur. Dahası, Ġbrahim PaĢa‟nın Tebriz‟e

202 Zuhuri DanıĢman, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Yeni Matbaa, Ġstanbul 1965, c.7, s.33

203 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.599-601; Solak-zâde Tarihi, C.II, s.185-186

204 Feridun Bey, Münşeat I, s.589; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.599; Solak-zâde Tarihi, c.2 s.183;

Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s. 164

205 Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s. 171

206 Solak-zâde Tarihi, c.2, s.186. PadiĢah ile Ġbrahim PaĢa arasında geçen konuĢma için bkn. UzunçarĢılı,

Osmanlı Tarihi, c.2, s.354

41

padiĢah gelmeden girmesine Ġskender Çelebi‟nin neden olduğu söylenir.207 Solakzâde‟ye göre

Ġskender Çelebi haksız Ģekilde öldürülmüĢtür.208 Ġ. Hâmi DaniĢmend de benzer Ģekilde,

Ġskender Çelebi‟nin ölümüne Ġbrahim PaĢa‟nın sebep olduğunu ve haksız yere öldürüldüğünü

iddia etmektedir.209

Ġskender PaĢa‟nın idam edilme tarihi çoğunlukla 13 Mart 1535 (8 Ramazan 941) olarak

verilmektedir.210

3.9. Şah Tahmasb’ın Yeniden Tebriz’e Hâkim Olması ve Sultan Süleyman ile

Mektuplaşmaları

ġah Tahmasb, Osmanlı ordusunun Azerbaycan‟dan Bağdat‟a gitmiĢ olmasından istifade

ederek, Tebriz üzerine yürüyüp ġeb-i Gazân Kalesi‟ni ele geçirerek Tebriz‟e yeniden hâkim

olmuĢtur. Osmanlılar tarafından Tebriz valiliğine tayin edilen Ulama PaĢa ise, Van Kalesi‟ne

kaçmıĢ, onu takip eden ġah Tahmasb da Anadolu topraklarına girerek Van Kalesi‟ni

kuĢatmıĢtır.211 ġah Tahmasb Tezkire‟sinde, asıl düĢmanının Kanuni Sultan Süleyman değil,

Safevi Devleti‟nden yüz çeviren Ulama PaĢa olduğunu söylemektedir. Bu nedenle Osmanlı

ordusunun karĢısına çıkmak yerine Ulama‟nın peĢine düĢtüğünü belirtmektedir.212

ġah Tahmasb‟ın Tebriz‟e girmesi ve Ulama PaĢa‟nın yardım isteği haberi, -kaynaklarda ortak

Ģekilde belirtildiği üzere- Kanuni Sultan Süleyman‟a, onun Bağdat‟a yerleĢmesinden iki gün

sonra ulaĢmıĢtır. Fakat kıĢ mevsiminden dolayı yeniden hareket için bahar mevsiminin

beklenilmesine karar verilmiĢtir. Yine de, Ulama PaĢa‟nın ısrarlarından sonra, yaklaĢık altı ay

Bağdat‟ta konaklamanın ardından, 1 Nisan 1535 (27 Ramazan 641) tarihinde Kanuni Sultan

207 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.174; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.353; Remzi Kılıç, „„Kanuni Sultan

Süleyman Dönemi Osmanlı-Ġran Münasebetleri‟‟, s.171

208 Solak-zâde Tarihi, C.II, s.190

209 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.174

210 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l-Ahbâr, s.599; Peçevî Tarihi, c.I, s.187; Solak-zâde Tarihi, c.2, s.184;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.174; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.352. Devrin zengin ve nüfûzlu isimlerinden

olan Ġskender Çelebi‟nin zenginliği ile ilgili Solakzâde Tarihi‟nde detaylı bilgiler bulunmaktadır. Buna göre,

Ġskender PaĢa‟nın asıldığında yüzden fazla içoğlanı bulunmaktaydı. Bunlardan on seçkin asker Harem-i

Hümâyun‟a gönderilmiĢtir. Diğerleri bazı paĢaların hazinesine dâhil olmuĢtur. Daha sonra padiĢah, alınan

oğlanların hizmetlerinden çok memnun kalarak diğerlerinin de saraya alınmasını emretmiĢtir. Bu isimlerden

bazıları, (veziriazam) Ahmet PaĢa, Sokullu Mehmet PaĢa, Piyale PaĢa, (vezir) Hasan PaĢa, Behram PaĢa,

Geylâni PaĢa, Pertev PaĢa, Zâl Mahmut PaĢa idi. Bkn. Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l-Ahbâr, s.602; Solakzâde

Tarihi, c.II, s.187

211 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l-Ahbâr, s.602; Peçevî Tarihi, c.I, s.174; Bostan Çelebi, Süleymannâme, TTK

Kütüphane Y/0018, v.162b

212 ġah Tahmasb, Tezkire, s.42

42

Süleyman önderliğinde, Bağdat‟a beylerbeyi olarak atanan Süleyman PaĢa kumandasında bin

tüfekçi ve bin okçu asker bırakılarak, ikinci kez Tebriz üzerine harekete geçilmiĢtir.213

26 Nisan 1535 (22 ġevval 941) tarihinde Göktepe mevkiine ulaĢan ve 24 gün boyunca burada

konaklayan Osmanlı ordusuna, Safevi ordusunun Van çevresinden çekildiği haberi

gelmiĢtir.214

Osmanlı kaynaklarının bir çoğunda yer verilmeyen; ġerefnâme, Lübbü‟t-Tevârih ve

Tahmasb‟ın Tezkire‟sinde yer alan bilgilere göre, Safeviler tarafından Van Kalesi‟nin

kuĢatılması sırasında, Tahmasb‟ın kardeĢi Sâm Mirza (ö. 1566/974) Osmanlılara sığınmıĢtı.

Zikredilen Safevi kaynaklarına göre, Van Kalesi halkı bu sıralarda ġah Tahmasb‟dan aman

dilemek üzereydi ki, bu hâdiseyle birlikte aman dilemekten vazgeçmiĢlerdi. Böylece Safevi

askerleri kuĢatmayı kaldırmak mecburiyetinde kalmıĢlardı. Dolayısıyla bazı Safevi yazarları,

Van Kalesi‟nin ele geçirilememesine, Sâm Mirza‟nın Osmanlılara iltica etmesinin sebep

olduğunu belirtmektedirler. Bundan sonra ġah Tahmasb‟ın, kuĢatmayı kaldırarak Irak-ı Acem

taraflarına hareket ettiği öğrenilmektedir.215

Osmanlı ordusunun ikinci kez Tebriz‟e ulaĢmasının tarihi kaynaklarda nispeten ortak Ģekilde

verilmiĢtir. Celalzâde‟ye göre bu tarih, 1 Temmuz 1535‟dir. (29 Zilhicce 941) Peçevî 5

Temmuz (4 Muharrem); Mustafa Âli ve Solakzâde Temmuz baĢları (Muharrem baĢları)

olarak aktarmıĢlardır.216

3 Ağustos 1535 (3 Safer 942) tarihinde Osmanlı ordusu Dergüzin yakınlarında

konuĢlandığında, ġah Tahmasb Emir ġeyh b. Emir Hüseyin‟i ve eĢikağasını elçi olarak,

mütareke ve barıĢ talep eden bir mektupla Kanuni Sultan Süleyman‟a göndermiĢtir. Mektubun

içeriği Matrakçı Nasuh‟un ve Lütfi PaĢa‟nın eserlerinde neredeyse birebir aynıdır:

„„Hazret-i sâhib-kıran-ı zemâna ma‟lûm ve mübeyyindir ki dünya ve mâfî-hânın vücûdu

ve „ademi müsâvidir. Anın sebebi ile hilâf-u kıtâl ve harb‟u cidâl lâyık değildir. ...

Pûşîde buyurulmaya ki, bu hakîrlerin gelip maslahat gördükleri budur ki, makâm-ı

itâ‟atte ikdâm-ı itâ‟at üzerine saykal maslahat birle silesiz, erbâb-ı fesâd olanların

213Feridun Bey, Münşeat I, s.595; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.188. Hammer, Sultan Süleyman‟ın Bağdat‟ta dört ay,

bir gün geçirdiğini aktarmaktadır. Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s.171. DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.174;

Feridun Emecen, İmparatorluk Çağı‟nın Osmanlı Sultanları, Ġsam Yayınları, Ġstanbul 2014, s.130

214 Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.368; Peçevî Tarihi, c.I, s.187; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.175

215 ġah Tahmasb, Tezkire, s.43; ġeref Han, Şerefname, s.185; Kazvinî, Safevi Tarihi, s.62. ġeref Han, Sâm

Mirza‟nın, abisi ġah Tahmasb‟a karĢı isyan ederek Osmanlı Devleti‟ne sığındığını ve Kanuni Sultan Süleyman‟a

itaatini sunduğunu aktarır. Kanuni Sultan Süleyman ise, Sâm Mirza‟yı evlat olarak tanımıĢ ve kendisine hil‟atler

giydirmiĢtir. Aynı zamanda kendisini Safevi Hükümdarı olarak tanımıĢtır.

216 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l-Ahbâr, s.602; Peçevî Tarihi, c.I, s.187-188; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.188

43

kelimâtın istimâ‟ etmeyip Irak-ı Acem şahın; ve Irak-ı Arap padişahın olup sulh

oluna...‟‟217

Kanuni Sultan Süleyman‟ın; „„Eski dost düşman olmaz ve „âdiye mühlet ve zâlime şefkat

etmek bâtıldır. Naklen ve aklen onun katline icâzet olunmuştur. Hemen vaktine hazır olsun.‟‟

Ģeklindeki cevabı, yine Matrakçı Nasuh ve Lütfi PaĢa‟da aynı Ģekilde geçmektedir.218

Matrakçı Nasuh, ayrıca ġah‟a „tenbîh-ü ilâm‟ için önden gönderilen bir hükm-ü Ģeriften

bahsetmektedir, fakat bu mektubun tarihini vermemektedir:

„„Sen ki siper-sâlâr-ı kızılbaş ve şehriyâr-ı nikbet-me‟âşsın. ... Ben ki sultân-ı cihânım.

Adl u dâd ve ta‟mîr-i bilâd üzre olup vilâyetleri mâ‟mur ve memleketleri mesrûr edip

sipâh-ı nusret-penâhımla yürüyüp sahralar yüzün bürüdüm. Hâbir-ü âgâh olasın, ...

memâlik-i Osmâniyye‟den add edip teslim edersen inâyet-i hüsrevânem ile behre-mend

olup sa‟âdet-i dü-cihânı bulursun. Ve illâ lecc ü inâda musırr ü mücidd olursan

müslümanlara eylediğin hayfı kendinde müşahede edersin. ...‟‟219

Dergüzin yakınlarında, ġah Tahmasb‟ın Isfahan yakınlarına çekildiği haberinin gelmesi ve

onun yeniden mütarekeyi arzulayan teklifleri üzerine, Sultan Süleyman bu kadar ileri gitmeyi

yeterli görerek, Dergüzin‟de bir hafta ikâmetten sonra 21 Ağustos 1535 (21 Safer 942) günü

Tebriz‟e dönmeye karar vermiĢtir.220

ġah Tahmasb Tezkire‟de, Isfahan‟a gitmeden önce Dergüzin ve çevresindeki tahılı tamamen

yaktıklarından bahsetmektedir. Ayrıca ordusunu Isfahan‟a gönderdiğini, kendisinin ise

Hemedan tarafına gittiğini kaydetmektedir. Aktardığına göre, Osmanlı ordusu Dergüzin‟e

gelince askerler ve binek hayvanları yiyecek içecek sıkıntısına maruz kaldığından oradan geri

dönmüĢtü. Bundan sonra Tahmasb, Elvend Dağı‟nın ardından tekrar Tebriz‟e yöneldiğini

aktarmaktadır.221

3.10. Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı Ordusunun İstanbul’a Dönüşü

Osmanlı ordusunun Dergüzin‟den Ġstanbul‟a dönüĢündeki sefer menzilleri de yine ayrıntılı

olarak Mecmû-ı Menâzil‟de yer almaktadır. Burada verilene göre, Dergüzin‟den Tebriz‟e

geçilmiĢ, 27 Ağustos 1535‟te (27 Safer 942) buradan ayrılarak, 11 Kasım‟da (15

Cemaziyelevvel) Halep‟e gelinmiĢtir. 3 Aralık‟ta (7 Cemaziyelahir) Halep‟ten hareket

217 Lütfi PaĢa bu tarihi 18 Temmuz (17 Muharrem) olarak verir. Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.353; Matrakçı

Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.370-371

218 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.353; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.371

219 Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.369

220 Celalzâde Mustafa, Tabakât, y.220a-223b. naklen; F. Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas-Ellerini Fethi, s.156;

Feridun Bey, Münşeat I, s.595; Peçevî Tarihi, c.I, s.188

221 ġah Tahmasb, Tezkire, s.49

44

edilerek, 8 Ocak‟ta (14 Recep) Ġstanbul‟a ulaĢılmıĢtır.222 DaniĢmend, ordunun Halep‟e

gelmesinin tarihini 24 Kasım (28 Cemaziyelevvel) olarak verir. Halep‟ten sonraki menzilleri

ise Ģu Ģekilde vermektedir: 5 Aralık‟ta (9 Cemaziyelahir) Antakya, 7 Aralık‟ta (11

Cemaziyelahir) Ġskenderun, 14 Aralık‟ta (18 Cemaziyelahir) Adana, 29 Aralık‟ta (4 Recep)

EskiĢehir, 4 Ocak‟ta (10 Recep) Ġzmit, 8 Ocak‟ta (14 Recep) Ġstanbul‟a gelinmiĢtir.223

Ordunun Ġstanbul‟a varıĢ tarihine dair kaynaklarda muhtelif bilgiler mevcuttur. Celalzâde 4

Ocak (10 Recep), Matrakçı Nasuh 7 Ocak 1536 (13 Recep 942) tarihini verirken;

Ramazanzâde Mehmet PaĢa, Peçevî ve Anonim Tevarih-i Âli Osman 8 Ocak (14 Recep);

Gelibolulu Âli ve Solakzâde ise 29 Aralık 1535 (4 Recep 942) tarihini vermektedir.224

ġah Tahmasb‟ın Tebriz‟i yeniden ele geçirme meselesine, birçok Osmanlı kaynağında detaylı

olarak yer verilmemiĢtir. Genel olarak kısaca ordunun hareket günlerinin tarihi verilmiĢ ve

Tebriz‟de kapıkullarına bahĢiĢler dağıtılması, Sultan Hasan Cami‟nde Cuma namazının

kılınması gibi faaliyetlerden bahsedilmesinin ardından ordunun Ġstanbul‟a dönüĢü yazılmıĢtır.

Giese‟in neĢrettiği Anonim Tevarih-i Âli Osman‟da; Osmanlı askerlerinin, ġah Tahmasb‟ın

ve onun beylerinin saraylarını ve köĢklerini harap bir vaziyete getirdiklerinden ve Tebriz

halkından birçok kiĢiyi Ġstanbul‟a sürgün ettiklerinden bahsedilmektedir.225 Rumen tarihçi

Nicolae Iorga ise, bu hâdisenin iyi tarafını sunarak, Ġstanbul‟a gitmek istemeyen altı bin

zanaatkâr aileye müsamahakâr davranılarak sürgün edilmelerinden vazgeçildiğini

yazmaktadır.226

3.11. İbrahim Paşa’nın İdamı ve Osmanlı Yazarlarının İbrahim Paşa Hakkında Tutumu

Ordunun Ġstanbul‟a dönüĢünün ardından kısa bir süre sonra; 12 yıl, 8 ay veziriazamlık

makamında kalan Ġbrahim PaĢa, çoğu Osmanlı yazarının verdiği tarihe göre 14 Mart gecesi

(1536/22 Ramazan 942) idam edilmiĢtir.227 Osmanlı vakayinamelerinde bu idamın kesin ve

222 Matrakçı Nasuh‟un kaydettiğine göre, Tebriz‟den 27 Ağustos‟ta ayrılan Osmanlı ordusu, Van gölü

kenarındaki Ahlat‟a (v.90b-91a); Ahlat‟tan 29 Eylül‟de (1 Rebiülahir) Amid/Diyarbakır‟a (v.92a-99b);

Diyarbakır‟dan 11 Kasım‟da (15 Cemaziyevvel) Halep‟e ulaĢmıĢtır. (v.102b-14a) Bkn. Matrakçı Nasuh, Sefer-i

Irakeyn, s.41; Gelibolulu Âli, ordunun Halep‟e geldiği günü 6 Ekim (8 Rebiülahir); Peçevî 26 Ekim (28

Rebiülahir) olarak vermektedir. Künhü‟l- Ahbâr, s.602-603; Peçevî Tarihi, c.I, s.188.

223 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.180-181

224 Celalzâde Mustafa, Tabakât, v.272b; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.374; Ramazanzâde, Tevârih-i Âli

Osman, s.233; Peçevî Tarihi, c.I, s.188; Anonim Tevârih-i Âli Osman (Gıese neĢri), s.145; Gelibolulu Âli,

Künhü‟l- Ahbâr, s.602; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.189

225 Anonim Tevârih-i Âli Osman‟da bu sefer kısaca geçmektedir. Anonim Tevârih-i Âli Osman (Gıese neĢri),

s.145

226Nicolae Iorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, çev. Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınevi, Ġstanbul 2005, s.720

227Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.355; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.374; Bostan Çelebi,

Süleymannâme, s.201; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.604; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.190. Ramazanzâde,

45

tek bir sebebi bulunmasa da, yazarların veziriazam hakkındaki bahis ve tutumları, onun

idamının sebebine yönelik genel bir çerçeve sunmaktadır.

Celalzâde Mustafa, Matrakçı Nasuh, Gelibolulu Mustafa Âli, Peçevî Ġbrahim, Bostan Çelebi

ve Solakzâde M. Hemdemî Irakeyn Seferi‟nden önceki kısımlarda, Ġbrahim PaĢa hakkında

„hâris-i ma„âlimü‟l-mülk‟, „bülend pâye ve azîm mertebeye eriĢmiĢ‟, „Ģânı yüce‟, „yiğit

serdar‟, „ülkeler fatihi‟ gibi ifadeler228 kullanarak; iyi bir idareci ve dindar olduğundan

bahsederek onun hakkında oldukça olumlu bir perspektif sunmuĢlardır. Fakat yine bu isimler,

Ġbrahim PaĢa‟nın doğu seferi esnasında olumsuz yönde değiĢtiği, gurura kapıldığı konusunda

hemfikirdirler.

Ġbrahim PaĢa‟nın yanında divan kâtipliğinde bulunmuĢ olan ve o zamanlar onunla yakın

iliĢkide olan Celâlzâde Mustafa, onun padiĢahın fermanlarının ve kanunların uygulanmasına

titizlikle önem verip, iĢini adaletle yerine getirdiğini, son derece dindar olduğunu; fakat

Bağdat‟ın fethinden sonra „ahlâkının‟ değiĢtiğini, gurura kapılıp kötü niyetli insanların

sözleriyle uygunsuz iĢler yaptığını, serdarlığı sırasında elde ettiği pek çok fırsatı kaçırdığını,

Irakeyn Seferi‟nde kibrinin dindarlığına galip geldiğini ve bütün bunların da padiĢahın

gazabına yol açtığını yazmaktadır. Ona göre Ġbrahim PaĢa, her ne kadar daha önce Ģeriattan

ayrılmamıĢsa da, bu sefer esnasında çok fazla kan dökerek Ģeriatın dıĢına çıkmıĢtı. Ayrıca ona

göre Ġbrahim PaĢa‟nın ihmalkârlığı ve zamanını boĢa harcamasından dolayı, Osmanlı ordusu

ġah Tahmasb‟ı yakalayamamıĢ, dolayısıyla da hedefine ulaĢamamıĢtı.229

Matrakçı Nasuh ise Ġbrahim PaĢa‟nın “memleketgîrlik” sevdasına kapıldığını

belirtmektedir.230 Ona dayanarak Hammer de Ġbrahim PaĢa‟nın ihtiras ve gururlu olduğunu,

padiĢaha mahsus unvanları almak istediğini yazmaktadır.231 Dahası, Gelibolulu Mustafa Âli

Ġbrahim PaĢa‟nın dindarlığının da büyük oranda değiĢtiğini, hatta kendisine Kur‟an-ı Kerim

hediye getirenleri reddettiğine değinmektedir:

„„... serdarlıkta Bağdat Seferi‟ne müteveccih olduktan sonra ihtilât-ı erâzil-i nâsla

meclisinin inbisâtı mîzaç-girlik idüp rîş-hand olan esâfil-i bî-kıyâsla olmayın bir

derecede tebdîl-i ahlak eyledi ki sefk-i dimâ ve bî-günahın vücûd-u kâr-bârını hebâ

mikdar-ı zerre „aynına gelmezdi ve musâhif-i şerîf getürenlere ırakdan gördüğü gibi

Ġbrahim PaĢa‟nın öldürüldüğü tarihi 18 Mart (26 Ramazan) olarak kaydetmiĢtir. Bkn. Ramazanzâde, Tevârih-i

Âli Osman, s.233

228Matrakçı Nasuh, Süleymannâme, hz. Sinan Çukuryurt (Yüksek Lisans Tezi), Ġstanbul 2003, v.285a; Peçevî

Tarihi, c.I, s.176; Bostan Çelebi, Süleymannâme, s.200; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.181

229 Celalzâde Mustafa, Tabakāt, vr. 277a-278b. Naklen; Kaya ġahin, Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı

Dünyası

230 Matrakçı Nasuh, Süleymannâme, v. 289a. Feridun Emecen „„Ġbrahim PaĢa, Makbul‟‟, s.333-335

231 Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5, s.180

46

küftâr-ı sahtla redd-i temâm ve niçe bir getürürsüz bende mushafun nihâyeti yokdur

diyü düşnâm etmesi mürâren vukû buldu.‟‟232

Bostan Çelebi de Süleymannâme‟sinde, Ġbrahim PaĢa‟ya karĢı benzer tutum takınmıĢtır: „„...

sehâb-ı gurur u icâb dimağı havasın ihâtâ edip pertev-i basîret ve nûr-ı fikret şurfe-i

itibarından ref‟olup, gidip daire-i edepten hurûç eyleyip gururu şol mertebeye yetişmişti

ki südde-i saadette yazılan menâşir-u ahkâmda kendi nâmın Serleşker Sultan unvanı ile

yâd eylemeye şur‟û eylemişti.‟‟233

Solakzâde Mehmet Hemdemî‟nin, seferden önce Ġbrahim PaĢa‟yı destekleyici bir tutum

benimsemiĢken, özellikle Ġskender Çelebi‟nin idamı sonrasında, Ġbrahim PaĢa‟ya karĢı

tavrının değiĢtiği daha net bir Ģekilde görülmektedir. Ġbrahim PaĢa‟nın, ġah Tahmasb‟ın

Horasan‟dan geldiğini duyunca can derdine düĢüp, bu nedenle padiĢahı Tebriz‟e davet ettiğini

rivayet etmektedir. Buna karĢılık Solakzâde daha önce, padiĢahın Ġstanbul‟dan Tebriz‟e davet

edilmesi durumunu, askerin „Ģaha karĢı Ģah‟ dedikodusuna istinâden yapıldığını belirtmiĢti.

Bu durum, onun Ġbrahim PaĢa‟ya karĢı tutumunun sonradan değiĢtiğinin göstergelerinden

biridir.

ġeref Han da benzer Ģekilde, Ġbrahim PaĢa‟nın „„Acem savaĢı‟‟ sırasında gurura kapılıp

kendisine sultan unvanını verdiğinden ve hutbe ve sikkelerde padiĢahın adının yanında kendi

adını okuttuğunu/yazdırdığını belirtmektedir.234

Irakeyn Seferi‟nin mesuliyetini Ġbrahim PaĢa‟ya yükleyenlerden biri de Ġsmail Hami

DaniĢmend‟dir. O, Ġbrahim PaĢa‟yı kendi kendine sultanlık unvanı takınmasından dolayı

Ģımarık ve küstah olarak tanımlamaktadır.235

Bununla birlikte Safevi yazarları da Ġbrahim PaĢa‟ya karĢı aynı tutumu sergilemektedirler.

ġah Tahmasb baĢta olmak üzere, çoğu Safevi kaynağı yazarı, Osmanlı Devleti‟nin Safevilere

karĢı düĢmanca hareketlerinin sorumluluğunu Kanuni Sultan Süleyman‟a değil, Ġbrahim

PaĢa‟ya yüklemiĢtir. Hatta ġah Tahmasb, Irakeyn Seferi‟ne yol açanın Ġbrahim PaĢa olduğuna

inanmaktadır.236

Adı geçen Osmanlı yazarları Ġbrahim PaĢa‟ya karĢı tutumlarını açıkça belirtseler de, onun

idamı hakkında net bir sebep vermemektedirler. Dolayısıyla, Kanuni Sultan Süleyman‟ın tam

olarak hangi sebep ya da sebeplerle Ġbrahim PaĢa‟nın idamına karar verdiği muallakta

kalmıĢtır.

232 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.603; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.189

233 Hüseyin G. Yurdaydın, „„Bostan‟ın Süleymannâme‟si‟‟, Dr. Tezi Mukaddimesi, Ankara Üniversitesi, Haziran

1952, s.200-201

234 ġeref Han, Şerefname, s.188

235 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.167

236 ġah Tahmasb, Tezkire, s.31

47

3.12. Osmanlı Yazarlarına Göre Irakeyn Seferi’nin Neticesi

Osmanlılar Safevi Devleti‟ni ortadan kaldırma hedefiyle Ġran üzerine hareket etmiĢ, fakat

sefer sonunda Bağdat Ģehrinin alınmasının hâricinde tam anlamıyla hedefine ulaĢamamıĢtır.

Ancak, vakayinamelerde Irakeyn Seferi sırasındaki baĢarısızlıklar ve alınan yanlıĢ kararlar

seferin neticesini etkilememiĢ, aksine Kanuni Sultan Süleyman‟ı ve Osmanlı ordusunu

baĢarılı çıkarır mâhiyette yazılmıĢtır. Celalzâde Mustafa, önceleri sefer sırasında alınan

isabetsiz kararları eleĢtirse de, aslında bu seferin gerçek amacının Bağdat‟ı ele geçirmek

olduğunu söylemektedir.237 Peçevî ise Safevilerin Osmanlı ordusuna karĢı koyma gücünün

olmadığının görüldüğünü yazmaktadır.238

Celalzâde‟ye göre, bu sefer Osmanlı Devleti‟nin Safeviler üzerindeki ideolojik üstünlüğünü

kesin olarak göstermiĢtir. Safevilerin on iki Ġmam‟ın desteğini aldıklarını düĢünmeleri ve

Ģahlarının keramet sahibi olduğunu iddia etmelerinin gerçek dıĢı olduğunu ve bu seferin,

keramet sahibinin sadece Kanuni Sultan Süleyman olduğunu gösterdiğini belirtmektedir.239

Yakın dönem tarihçileri ise, ağırlıklı olarak sefer sırasındaki yapılan hataları açıklayarak,

Osmanlı Devleti‟nin kısmen baĢarısızlığından bahsetmiĢlerdir. DaniĢmend‟e göre, „„bu sefer,

Ġbrahim PaĢa‟nın Safevi ordusuyla karĢılaĢabileceğini zannedip kuruntuya kapılmasından ve

Ģahın ileri-geri hareketleriyle oynadığı oyun aldanmasından çıkmıĢ lüzumsuz bir

yorgunluktan baĢka bir netice vermemiĢtir.‟‟ Hatta ona göre, Osmanlı ordusunun savaĢacak

düĢman bulamayarak dönmek mecburiyetinde kalması, ġah Tahmasb için bir baĢarı olmuĢtur.

Çünkü Osmanlı ordusu Ġstanbul‟a dönüĢ için Anadolu‟ya yöneldiğinde, Safeviler

Azerbaycan‟ı çok kısa sürede geri almıĢtır.240

Faruk Sümer ise, „„Irakeyn Seferi‟nin, Safevi Devleti‟nin varlığına son verilemeyeceğini

açıkça ortaya koyduğunu‟‟ iddia etmektedir.241 Feridun Emecen de bu seferin „‟Osmanlı

Devleti‟nin ġark meselesine bir çözüm getirmediğini‟‟ belirtir. Ona göre, bu harekâtın tek

faydası, Bağdat‟ta Osmanlı hâkimiyetinin sağlanması ve doğu sınırında yeni bir

beylerbeyliğinin kurulması olmuĢtur.242

237Celalzâde Mustafa, Tabakāt, vr. 254a-257a; ġahin, Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı Dünyası, s.106

238 Peçevî Tarihi, c.I, s.188

239 Celalzâde Mustafa, Tabakāt, vr. 254a-257a; ġahin, Celalzade Mustafa ve 16. Yüzyıl Osmanlı Dünyası, s.106

240 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.179

241 Sümer, Safevi Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, s.66

242 Emecen, Osmanlı İmparatorluğu‟nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi, s.264-265; Emecen, Osmanlı Klasik

Çağında Savaş, TimaĢ Yayınları, Ġstanbul 2015, s.222

48

„„Osmanlı Devleti‟nin ġah Ġsmail‟in Anadolu‟yu ġiileĢtirme ÇalıĢmalarını Engellemeye

Yönelik Önlemleri‟‟ baĢlıklı yazısında Yusuf Küçükdağ konuyla ilgili önemli bir tespitte

bulunmaktadır:

„„Çaldıran zaferi sırasında Azerbaycan halkı henüz şiiliği benimsememiş, bu nedenle

Osmanlı ordusunun Azerbaycan‟a gelişini memnuniyetle karşılamıştı. Fakat kendileri

yüzüstü bırakılarak tekrar Şah‟ın insafına terk edilmişlerdir. Bu ilk fırsatın kaçırılması

dengelerin zamanla değişmesine neden olmuş, Azerbaycan halkının şiileşmesi yüzünden

daha sonra yapılan seferler sonuç vermemiştir.‟‟243

Böylelikle, ġah Tahmasb Osmanlıları iaĢe sıkıntısı ve sefer yorgunluğu ile yıpratarak geri

çekilmeye mecbur kılmıĢ, kendi ordusunun bütünlüğünü ve dinçliğini korumuĢtur.

243 Yusuf Küçükdağ, „„Osmanlı Devleti‟nin ġah Ġsmail‟in Anadolu‟yu ġiileĢtirme ÇalıĢmalarını Engellemeye

Yönelik Önlemleri‟‟, Osmanlı Ansiklopedisi, c.1, Ankara 1999, s.279

49

4. OSMANLI YAZARLARINA GÖRE KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN İKİNCİ

İRAN (TEBRİZ) SEFERİ (1548-1549)

Irakeyn Seferi‟nden sonra, Kanuni Sultan Süleyman uzun bir müddet Batı ülkelerindeki siyasi

geliĢmelere odaklanmıĢtır. Macar Kralı Zapolya‟nın ölümünden sonra, (20 Temmuz 1540/15

Rebiülevvel 947) Ferdinand‟ın Macar topraklarını ele geçirmek istemesiyle, Osmanlı

Devleti‟nde Macar meselesi yeniden gündeme gelmiĢti. Ferdinand‟ın Budin‟i kuĢatmasıyla

Kanuni Sultan Süleyman Macar Seferi‟ne çıkmayı kararlaĢtırmıĢ, 1541 yılı Ağustos

sonlarında (Rebiülahir 948) Budin önlerine gelmiĢtir. Macar‟da Osmanlı hâkimiyetini

sağlamlaĢtıran Sultan Süleyman, Irakeyn Seferi‟nden sonra yaklaĢık on üç yıl Orta Avrupa ile

ilgilenmiĢti.244

Safevi cephesine bakıldığında ise, ġah Tahmasb bu süre zarfında (1541/947) Gürcistan

bölgesine taarruz etmiĢ, Tiflis bölgesini yağmalayarak ele geçirdiği ganimetleriyle Tebriz‟e

dönmüĢtür.245 Yine bu tarihlerde, ġeref Han‟ın aktardığına göre, Irakeyn Seferi esnasında

Ulama PaĢa‟ya katılarak Osmanlı Devleti‟ne iltica eden Tekelü beylerinden Gazi Han Tekelü,

1541 (947) yılında altı bin süvarisi ile tekrar ġah Tahmasb‟a itaat etmiĢtir. ġah Tahmasb

tarafından ilgiyle karĢılanan Gazi Han‟a, ġirvan Vilayetinden bazı kesimlerin yönetimi

verilmiĢtir.246

4.1. Osmanlı Yazarlarına Göre İkinci İran Seferi’ne Hareketin Sebepleri: Elkas

Mirza’nın İlticası

Osmanlı kaynaklarının çoğunda, Sultan Süleyman‟ın tekrar Ġran üzerine seferini

kararlaĢtırmasındaki etken, ġah Tahmasb‟ın kardeĢi Elkas Mirza‟nın247 Osmanlı Devleti‟ne

sığınması ile izah edilmektedir. Buna göre, Ģah olma davasına kapılan ġirvan valisi Elkas

244 Emecen, „„Süleyman I‟‟, İslam Ansiklopedisi, Ġstanbul 2010, c.38, s.62-74

245 ġeref Han, Şerefname, s.193

246 ġeref Han, Şerefname, s.193

247 ġah Ġsmâil‟in dört oğlundan ikincisi olan Elkas Mirza 15 Mart 1516‟da (10 Safer 922) doğmuĢtur. (Elkas

Mirza ile Sam Mirza aynı anneden, Tahmasb ile Behram Mirza ise farklı anneden doğmuĢlardır.) Elkas Mirza on

iki yaĢında devlet iĢlerine dahil olmaya baĢlamıĢ ve ġah Tahmasb‟ın yanında yer almıĢtır. ġah Ġsmail‟in kızıyla

evli olan ve Irakeyn Seferi sırasında Osmanlılara tâbi olan Sultan Halil 1535‟te (941) ölünce, ġirvan tahtına

amcası Ferruh Yesar‟ın oğlu ġahruh geçmiĢti. 1539 (945) yılında ġah Tahmasb, Elkas Mirza‟yı yirmi bin kiĢilik

orduyla ġirvan valisi ġahruh b. Ferruh Yesar üzerine göndermiĢtir. ġah‟ın da bölgeye hareketiyle ġirvan, Ekim

1538‟de (Cemaziyelevvel 945) ele geçirilmiĢ ve bölgenin yönetimi Elkas Mirza‟ya verilmiĢtir. Bkn. Cornell

Fleischer, “Alqas Mirza,” Encyclopædia Iranica, I/9, s. 907-909. Ayrıca bkn. MüneccimbaĢı DerviĢ Ahmet

Efendi, Sahâifu‟l- Ahbâr, c.3, s.188; ġeref Han, Şerefname, s.192; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.254; F.

Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas-Ellerini Fethi, s.167. Bazı tarihçiler ġah Tahmasb‟ın Elkas Mirza‟ya ġirvan

yönetimini vermesini, aile fertlerinden en çok onu sevmesi ile açıklamaktadırlar. Nitekim ġah Tahmasb

Tezkire‟sinde Elkas Mirza ile kendisini „bir kında iki kılıç gibi‟ tanımlayarak, „„ben onu bütün kardeĢlerimden

ve oğullarımdan daha çok severdim‟‟ demektedir. ġah Tahmasb, Tezkire,s.55. Kazvinî ise konuyla ilgili, Elkas

Mirza‟nın eğitimi ile ġah Tahmasb‟ın bizzat kendisinin ilgilendiğini belirtmektedir.

50

Mirza, sekiz yıllık ġirvan hâkimiyetinden sonra abisi ġah Tahmasb‟a baĢkaldırarak; Kanuni

Sultan Süleyman‟ın Edirne‟de bulunduğu sırada Kırım üzerinden Kefe‟ye geçmiĢ, oradan da

Ġstanbul‟a gelerek Osmanlı Devleti‟ne sığınmıĢtır.248

Birçok Safevi kaynağında, Elkas Mirza‟nın Osmanlı Devleti‟ne sığınmasının arka planındaki

hâdiseler daha detaylı olarak yer almaktadır. Özellikle, ġah Tahmasb Tezkire‟sinde Elkas

Mirza ile iliĢkilerine geniĢ yer vermektedir. O, Elkas Mirza‟nın bazı kızılbaĢların

kıĢkırtmasıyla Ģöhret sahibi ve asî olduğunu düĢündüğünü belirtmektedir. Onun ifade ettiğine

göre, Elkas Mirza Osmanlı Devleti‟ne iltica etmeden önce birtakım baĢına buyruk faaliyetlere

giriĢmiĢ ve kendisine karĢı âsi hareketlerde bulunmuĢtu. ġah Tahmasb ise Elkas‟ın yanına,

isyanından dönmesi için Ali Âkâyi Aksakallı adında saygı duyduğu birini göndermiĢ, onun

iknaları ile Elkas Mirza ġah‟ın ve Safevi beylerinin huzurunda isyankâr hareketlerinden

vazgeçeceğine dair yemin etmiĢtir. Fakat Tahmasb devamında, Elkas‟ın huzurdan ayrıldıktan

sonra yeminine uymayarak, ülkede kendi adına hutbe okuttuğundan ve para bastırdığından

söz etmektedir. Bu sıralarda kendisinin Gürcistan taraflarında olduğunu ve Elkas‟ın

faaliyetlerinden haberdar olunca onun üzerine yürümek istediğini belirtir. Elkas Mirza ise,

yanındaki birkaç kiĢiyle Çerkes taraflarına gitmiĢtir fakat Çerkes halkının Elkas Mirza‟yı

yakalayıp ġah‟a göndermek istemesi üzerine Elkas Mirza kaçarak Osmanlı Devleti‟ne

sığınmıĢtır.249 ġah Tahmasb aynı zamanda, Elkas Mirza‟nın Ġstanbul‟da bulunduğu sırada

kendisine tehditkâr mektuplar gönderdiğinden bahsetmektedir.250

ġeref Han ise, Tezkire‟de yazılandan farklı Ģekilde, ġah Tahmasb‟ın Kazvin‟den hareket edip

Evcan bölgesine geldiğinde, Elkas Mirza‟nın annesi Han Bigi Hanım‟ın, ġah‟ın huzuruna

gelerek oğlu Elkas Mirza‟nın affını istediğinden ve ġah‟ın da bunun üzerine onu

bağıĢladığından bahsederek, Elkas Mirza‟nın kendisine aykırı hareketlerde bulunmayacağına

dair yemin etmesi üzerine onu tekrar ġirvan‟a gönderdiğini aktarmaktadır.251

Osmanlı vakayinamelerinde Elkas Mirza‟nın Osmanlı Devleti‟ne iltica ederek, Sultan

Süleyman‟ı ġah‟a karĢı kıĢkırtması öne çıkan sebep olsa da; bazı yakın dönem tarihçileri

248Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.424; Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.435; Ramazanzade, Tevârih-i

Âli Osman, s.240; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.627; Peçevî Tarihi, c.I, s.259; Solakzâde Tarihi,

c.II, s.211; Anonim Tevârih (Gıese neĢri) s.240; ġeref Han, Şerefname, s.199; Evliya Çelebi Seyehatnamesi:

Ġstanbul, 1. Cilt 1. Kitap s.163; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.254

249ġah Tahmasb, Tezkire, s.56; Ġskender Bey, Tarih-i Âlemara-yi Abbasi, s.166-167; Nader Nejad, XVI. Asırda

Ġran Kaynaklarına Göre Osmanlı Safevi Münasebetleri (1502-1590,1620) Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi,

Erzurum 1986, s.23

250 ġah Tahmasb, Tezkire, s.56

251 ġeref Han, Şerefname, s.198

51

yeniden bir Safevi seferinin gündeme gelmesini; ġah Tahmasb‟ın, Kanuni Sultan Süleyman‟ın

Orta Avrupa‟da bulunmasını fırsat bilerek, Anadolu‟da ve Azerbaycan bölgesindeki

Türkmenler arasında ġiî propagandaları yapmaya devam etmesi, bazı Özbek hanlarının

Safevilere karĢı Sultan Süleyman‟dan yardım istemeleri ve Osmanlılar tarafından uzun

yıllardır çabalanan ġiiliği ortadan kaldırma ve siyasî- mezhebî birliği sağlama gibi sebeplerle

yorumlamaktadırlar.

Bununla birlikte J.V. Hammer, Safeviler üzerine sefer kararının alınmasında Hürrem

Sultan‟ın da büyük bir rol oynadığını iddia etmektedir. Ona göre Hürrem Sultan, damadı

veziriazam Rüstem PaĢa‟nın (ö.1561/968) „„askerî liyâkatını gösterebileceği bir vesile

çıkması‟‟ isteğinden ötürü, Sultan Süleyman‟ı Safeviler üzerine sefere ikna etmiĢti. Aynı

zamanda Ġ.H. DaniĢmend, bu konuda farklı açıdan Hürrem Sultan‟ın önemli etkisi

olduğundan bahsetmektedir, fakat o bu durumu Rüstem PaĢa ile ilgili olarak değil, veraset

meselesi ile ilgili olarak açıklamaktadır.252

Elkas Mirza‟nın 1547 (954) yılı sonlarına doğru Ġstanbul‟a geldiği bilinmekle beraber, saraya

kabul edildiği gün tam olarak belli değildir. Osmanlı kaynaklarında Elkas Mirza vezir

edindiği Seyyid Azîzullah ġirvanî ile birlikte Ġstanbul‟a geldiğinde, Edirne‟de bulunan

Kanuni Sultan Süleyman‟ın emriyle büyük bir törenle kabul edildiği ve Sultan Süleyman‟ın

Ġstanbul‟a doğru hareket ettiği nakledilmektedir.253

Bazı Safevi kaynaklarında, Elkas Mirza‟nın Ġstanbul‟a geldiğinde Edirne‟deki Sultan

Süleyman‟a gönderdiği mektuptan bahsedilir. Buna göre Elkas Mirza, abisi ġah Tahmasb‟dan

Ģikayette bulunduğu ve Ģahlığın kendisine ait olduğunu belirttiği tarihsiz bir mektupta özetle

Ģöyle demiĢti;

“Osmanlı memleketine sığınmamın nedeni kardeşimden gördüğüm hile ve cefâdır.

Tahmasb hilekârlıkla babamdan kalan mirasa sahip çıktı ve benim yerime şah oldu; ben

ise kardeşimin yeminine güvendim ve küffar Çerkezlerin savaşına gittim. Şah Tahmasb

kardeşim, ben uzaklaşınca Şirvan‟a saldırdı. Bu haber bana ulaşınca Osmanlı

toprağına, ulu Sultan‟ın yardımları ve merhametiyle ırsî memleketimi ele geçirmeye

geldim.‟‟254

252 Rüstem PaĢa‟nın Sultan Süleyman‟ın Ģehzadeleri arasında, Hürrem Sultan‟ın oğlu ġehzade Selim‟i

desteklediği rivayet edilir. Bkn. Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.6, s.12-13; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.255.

Ġbrahim PaĢa‟nın idamından sonra veziriazamlık makamına Ayas Mehmet PaĢa atanmıĢtır. (14 Mart 1536/21

Ramazan 942) 1539‟da Ayas PaĢa‟nın ölümüyle yerine ikinci vezir makamında bulunan Lütfi PaĢa getirilmiĢtir.

(13 Temmuz 1539/26 Safer 946) 1541 yılına gelindiğinde, Lütfi PaĢa‟nın azledilmesi üzerine Damat Rüstem

PaĢa veziriazamlığa atanmıĢtır. (28 Kasım 1544/13 Ramazan 951)

253 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.627; Peçevî Tarihi, c.I, s.259; Solakzâde Tarihi, c.II, s.211

254 Nader Nejad, „„XVI. Asırda Ġran Kaynaklarına Göre Osmanlı Safevi Münasebetleri‟‟, s.26; Hamidreza

Mohammednejad, „„Osmanlı-Safevi ĠliĢkileri (1501-1576)‟‟, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, 2015, s.549-550

52

Vakayinamelerin bir çoğunda, Elkas Mirza‟nın padiĢahı karĢılamak üzere yüksek bir köĢke

çıkarılarak, Ģehre giren (2 Mayıs 1547/12 Rebiülevvel 954) padiĢah ile alayının ihtiĢamının

gösterilmesi nakledilmektedir. Elkas Mirza‟nın; padiĢahın önünden Ģehre giren askerlerin,

vezirlerin, yeniçeri ağasının, veziriazamın görkemli giriĢini gördüğünde, padiĢah geldi

sanarak ayağa kalkıp saygı gösterdiği vurgulanmaktadır.255

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Ġstanbul‟a girmesinden birkaç gün sonra, ÇavuĢbaĢı ve

CebecibaĢı tarafından Elkas Mirza‟nın Divan-ı Hümayun‟a getirildiği, ardından büyük bir

ziyafetle ağırlandığı söylenmektedir.256 Hatta Solakzâde, böyle bir ziyafetin daha önce eĢi

benzerinin görülmediğini yazmaktadır.

Kanuni Sultan Süleyman‟ın vüzeraya ve ümeraya, Ģehzade Elkas Mirza‟nın büyük bir

ihtimamla ağırlanmasını emrettiği ve kendisine birçok hediye gönderdiği kaydedilmektedir.257

Gelibolulu Âli, gönderilen bu hediyeleri uzun uzun kaleme almaktadır:

„„Cenab-ı saltanattan kîse kîse zer ü sîm ve hemyân hemyân nukûd ve dâmen dâmen

cevâhir ve hırmen hırmen tefârik u nevâdir, hususen bogça bogça zer-endûd ü şîb

hilatler ve sanduk sanduk akmişe-i mütenevvi‟a ile riâyetler, lâsiyyemâ tavîle tavîle tâzî

atlar ve mücevher raht ve murassa zeyn ve rikâb-ı müzeyyen tarîfî semendler, katar

katar esterler, mihâr mihâr eşterler, gürûh gürûh semen-sîmâ ve dilâverâ kullar, fırka

fırka özr-i a‟zâr ve şirin-güftâr dûşîzeler ve bilcümle heyc-i tuhef kısmında bir nesne

kalmadı ki ana yükle gönderilmemiş ola.‟‟258

Bununla birlikte, Peçevî ise Elkas Mirza‟ya gönderilen oldukça değerli hediyelerden sonra,

halk arasında Elkas Mirza‟nın canını kurtarmak için geldiği, batıl mezhebe bağlı olduğu ve bu

nedenlerle boĢa masraf yapıldığı hakkında söylentiler çıktığını aktarmaktadır. Bu söylentilere

karĢı Sultan Süleyman‟ın ise, „biz saltanat namusuna düşeni yaptık, hainlik edenin cezasını

Allah‟a havale ettik‟ Ģeklinde cevap verdiğini belirtmektedir.259

255 Celalzâde, Tabakat, y.306a-b. Naklen; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas-Ellerini Fethi, s.180; Gelibolulu

Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.627-628; Peçevî Tarihi, c.I, s.259-260; Solakzâde Tarihi, c.II, s.212; Hammer,

Büyük Osmanlı Tarihi, c.6 s.11-12; DaniĢmend, Kronoloji, c.2 s.254. DaniĢmend‟in burada verdiği görevlilere

göre (üzengi ağaları, toçu ağaları) Solakzâde ve Peçevî tarihlerinden alıntı yaptığı anlaĢılmaktadır.

256 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.628; Solakzâde Tarihi, c.II, s.212

257Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s. 435; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.426; Gelibolulu Mustafa Âli,

Künhü‟l- Ahbâr, s.628; Peçevî Tarihi, c.I, s.260; Solakzâde Tarihi, c.II, s.212

258Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.628. Gelibolulu Âli, bu eĢyaların on bin altından değerli olduğunu

belirtmektedir. Peçevî ise, mutfak, kiler, yataklar, çadır ve otağlar, katır ve develer gibi hediyeler verildiğini

yazmaktadır. AnlaĢıldığı üzere Peçevî ve Solakzâde, Gelibolulu Âli‟den alıntılayarak aktarmıĢtır. Peçevî Tarihi,

c.I, s.260; Solakzâde Tarihi, c.II, s.212. Ayrıca, Elkas Mirza‟ya gönderilen hediyelerin listesi için bkn. TSMA-e

No:3960/1. Bunlarla birlikte, Hürrem Sultan‟ın da Elkas Mirza‟ya iĢlemeli elbiseler, ipek gömlekler, altın

kaplamalı yatak, yorgan ve yastık hediye etttiği rivayet edilmektedir.

259 Peçevî Tarihi, c.I, s.260

53

Ġstanbul‟da Ġbrahim PaĢa Sarayı‟nda ağırlanan Elkas Mirza‟nın, resmi olarak Kanuni Sultan

Süleyman ile Safevi meselesi hakkında görüĢtüğü günün tarihini, Feridun Emecen Lokman b.

Hüseyin‟in Zübdetü‟l Tevârîh adlı eserinden aktararak, 4 Temmuz 1547 (16 Cemaziyelevvel

954) olarak vermektedir.260 Diğer çağdaĢ Osmanlı kaynaklarının bir çoğunda, Elkas Mirza‟nın

padiĢah ile görüĢtüğü tarihler verilmemektedir.

Osmanlı kaynaklarında, Kanuni Sultan Süleyman‟ın Elkas Mirza‟nın teĢvikiyle ikinci bir Ġran

seferine karar verdiğinin söylenmesiyle birlikte; Sultan Süleyman‟ın Irakeyn Seferi‟nden beri,

Safeviler üzerinde kesin bir hakimiyet sağlama amacıyla doğu üzerine yürüme niyetinde

olduğu ve Elkas Mirza‟nın ilticasının bu seferin bahanesi olduğu da ifade edilmektedir.261

Konuyla ilgili Ġ. H. DaniĢmend‟in görüĢleri Ģu Ģekildedir: „„Elkas Mirza'nın ilticası, esasen

mukarrer olan bu büyük seferin belki ancak tâcilinde âmil olabilmiştir: Herhalde Elkas‟dan

istifade edilmek istenildiği ve hattâ edinilmiş olduğu muhakkaktır; fakat böyle bir seferin sırf

o fırsattan istifâde için açılmış olduğunu zannetmek doğru değildir.‟‟262

4.2. Kanuni Sultan Süleyman’ın Yeniden İran Üzerine Hareketi

Kanuni Sultan Süleyman Ġran üzerine hareket etmeden birkaç gün önce, Bosna Beylerbeyliği

vazifesinden alınan ve Ġstanbul‟a çağırılan Ulama PaĢa, Erzurum Beylerbeyi olarak atanmıĢ

ve Elkas Mirza‟ya lala tayin edilmiĢtir. Bunun sebebi Ulama PaĢa‟nın Ġran bölgesine hâkim

oluĢuyla açıklanmaktadır.263 Ulama PaĢa ve Elkas Mirza, emirlerindeki Gurebâ Bölükleri ve

bölük ağası ile 21 Mart 1548 (10 Safer 955) günü önden Ġran üzerine gönderilmiĢtir.264 Fakat

Lütfi PaĢa tarih vermeyerek, Elkas Mirza ve Ulama PaĢa‟nın ordudan bir kaç gün önce değil,

padiĢah ve ordu ile birlikte aynı zamanda yola çıktığını yazmaktadır.265 Zikredilen diğer

Osmanlı kaynakları ile birlikte, ġah Tahmasb‟ın da Tezkire‟de Elkas Mirza ile Ulama

260 Emecen, Osmanlı Sultanları, s.139

261 Celalzâde, Tabakât, y.311a, naklen: Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas-Ellerini Fethi, s.180; Gelibolulu Mustafa

Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.629; Peçevî Tarihi, c.I, s.260; Solakzâde Tarihi, c.II, s.213

262 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.255

263 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.629; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.257; Tayyib Gökbilgin, Kanuni

Sultan Süleyman, s.132

264 Celalzâde, Tabakât, v.312a; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, 430; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l-

Ahbâr, s.629; Peçevî Tarihi, c.I, s.262; Solakzâde Tarihi, c.II, s.214; Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.6, s.13;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.256; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.359; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas

Ellerini Fethi, s.180

265 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.435

54

PaĢa‟nın önceden Sivas‟a geldiğini belirtmesi, Lütfi PaĢa‟nın Tevârih‟indeki yanlıĢlığı

göstermektedir.266

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Ġstanbul‟dan Üsküdar‟a hareketinin tarihini Celalzâde, Matrakçı

Nasuh, Ramazanzâde, Gelibolulu Âli, ve Peçevî 29 Mart 1548 (18 Safer 955) olarak

kaydetmektedirler.267

Sultan Süleyman‟ın Ġran üzerine ikinci seferinin menzilleri, çağdaĢ Osmanlı kaynaklarında

bütünüyle yer almamakla birlikte, ordunun konakladığı bazı vilayetler verilmiĢtir. Bu nedenle

bu seferde konaklanılan menzillerin, Irakeyn Seferi‟ndeki menziller ile aynı olup olmadığı

hükmüne tam olarak varılamamaktadır. Yalnız Hammer, bu sefere iĢtirak eden Fransız elçisi

Gabriel d‟Aramon‟un sefer rûznâmesini içeren, Johannes Leunclavius‟un „„Türk Milletinin

Tarihi‟‟ baĢlıklı çalıĢmasında verdiği, Osmanlı ordusunun Üsküdar‟dan Diyarbakır‟a olan

sefer menzillerini tarihsiz olarak vermiĢtir.268 Buna göre genel itibariyle, Üsküdar‟dan hareket

eden Osmanlı ordusu; Maltepe, Ġzmit, YeniĢehir, Bozöyük ve EskiĢehir konaklarından sonra

10 Nisan günü (1 Rebiülevvel) Seyyidgazi mevkine ulaĢmıĢtır.

Vakayinamelerin bir çoğunda, sefer menzillerinde konaklanılan tarihler verilmemekle birlikte,

Ģehzadelerin Osmanlı ordusuna katıldıkları menziller ve tarihleri yer almaktadır. Buna göre

Seyyidgazi menzilinde, sancağından gelerek padiĢahın huzuruna çıkan Saruhan sancakbeyi

ġehzade Selim, buradan baĢkent ve Rumeli tarafları ile ilgilenmesi için Edirne‟ye

gönderilmiĢtir.269 Seyyidgazi‟den hareket eden ordu, Bolvadin ve AkĢehir menzillerinden

sonra 19 Nisan (10 Rebiülevvel) günü Konya‟ya ulaĢtığında, ġehzade Bayezid orduya dâhil

olmuĢ ve Konya muhafazası için vazifelendirilmiĢtir.270 Niğde ve Kayseri yoluyla 25 Mayıs‟ta

(16 Rebiülahir) Sivas‟a gelindiğinde ise, ġehzade Mustafa orduya vusûl ederek, buradan

266 ġah Tahmasb Tezkire‟de, Elkas Mirza‟nın, Ulama PaĢa ile Osmanlı ordusundan daha önce Sivas‟a

geldiğinde, Van hakimi ġah Ali Sultan-ı Çegenî‟ye gönderdiği bir mektuptan bahsetmektedir. Mektubun

içeriğine göre, Elkas Mirza Sultan Süleyman‟ın kendisini Safevi ülkesinin Ģahı olarak tanıdığını belirtmiĢ ve Van

Kalesi‟nin anahtarlarını gönderdiği takdirde ona Horasan‟da büyük bir bölgenin hakimiyetini vereceğini

vaadetmiĢtir. ġah Tahmasb, Tezkire, s.58

267Giese neĢri Anonim Tevarih-i Âli Osman‟da bu tarih 30 Mart (19 Safer) olarak geçmektedir. Anonim Tevârih,

s.151. Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, 430; Ramazanzâde, Tevârih, s.240; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l-

Ahbâr, s.629; Peçevî Tarihi, c.I, s.262; Evliya Çelebi Seyehatnamesi, Cilt 4, 1. Kitap, s.235

268 Üsküdar‟dan, Tebriz‟e kadar uğranılan 129 konağın isimleri için bkn. Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.6,

s.13-14

269Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.629; Peçevî Tarihi, c.I, s.262; Solakzâde Tarihi, c.II, s.214;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.256

270 Zikredilen kaynaklarda ordunun Konya‟da konakladığı ve ġehzade Bayezid‟in geldiği tarih verilmemektedir.

DaniĢmend bu tarihi 10 Rebiülevvel 955 (19 Nisan 1548) olarak vermektedir. Bkn. Kronoloji, c.2, s.256

55

Amasya muhafazasına memur edilmiĢtir.271 Yakın dönem tarihçilerinden bazıları, ġehzade

Mustafa ve ġehzade Bayezid‟in Anadolu‟da vazifelendirilmesini, bölgede muhtemel bir

KızılbaĢ ayaklanmasına engel olmaları sebebiyle açıklamaktadırlar.272

Ordunun Erzurum‟da konakladığı sırada, Lütfi PaĢa‟nın aktardığına göre; Erzurum, Sivas,

Karaman, MaraĢ ve Diyarbakır beylerbeyleri, askerleriyle birlikte padiĢahın ordusuna

katılmıĢlardır.273 Erzurum üzerinden Adilcevaz‟a gelindiğinde, Irakeyn Seferi sırasında

Osmanlıların hâkim olduğu fakat daha sonra Safevilerin tekrar ele geçirdiği Van Kalesi‟ne, 10

Temmuz‟da (3 Cemaziyelahir) Ulama PaĢa ve Karaman Beylerbeyi Pîrî PaĢa kaleyi

kuĢatmakla görevlendirilerek gönderildiği aktarılmaktadır.274 DaniĢmend‟in belirttiğine göre

„„Bu iki paşanın Van‟a karşı hareketi bazı menbâlara göre, çok müstahkem olan bu kalenin

muhasara ve fethinden ziyade yolların tutulması ve ablukası içindir.‟‟275

Bazı Osmanlı kaynaklarında Kanuni Sultan Süleyman‟ın Adilcevaz‟dan Van üzerine yürüme

niyetinde olduğu fakat Elkas Mirza‟nın yönlendirmesi ile Tebriz‟e gidildiğinden

bahsedilmektedir. Elkas‟ın orduyu Tebriz üzerine yönlendirmesinin nedeni ise, Tebriz

halkının Osmanlı ordusuna katılacağını söylemesi olarak verilmektedir.276

Lütfi PaĢa ise, padiĢahın yönünü Tebriz‟e çevirmesindeki nedenini Elkas‟ın etkisinden ziyade,

ġah Tahmasb‟ın Tebriz‟de bulunduğuna dair haberler alındığına dayandırmaktadır.277

4.3. Kanuni Sultan Süleyman’ın Tebriz’e Girişi

21 Haziran 1548 tarihinde (14 Cemaziyelevvel 955) Hoy Ģehrine gelen Kanuni Sultan

Süleyman, buradan hareket ederek 27 Temmuz (20 Cemaziyelahir) günü Tebriz‟e girmiĢ,

ġeb-i Gazan‟da ordugâh kurdurmuĢtur.278 ġeref Han, Kanuni Sultan Süleyman‟ın ordusuyla

birlikte Tebriz‟e girdikten sonra, hiçbir Tebrizlinin Osmanlı ordusunu karĢılamadığından,

271Celalzâde, Tabakât, v.312a: Naklen Remzi Kılıç, „„Osmanlı-Ġran Münasebetleri‟‟, s.214; Gelibolulu Mustafa

Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.630; Peçevî Tarihi, c.I, s.262

272 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.255-257; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Feth, s.183

273 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.436

274 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.630; Peçevî Tarihi, c.I, s.262-263; Solakzâde Tarihi, c.II, s.214;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.255. Evliya Çelebi, Ulama PaĢa ve Piri PaĢa‟nın yanına kırk bin asker

görevlendirildiğini yazmaktadır. Evliya Çelebi Seyehatnamesi, c.4, 1. Kitap, 2010, s.236. Elkas Mirza ve Ulama

PaĢa‟nın hangi gün ve nerede padiĢahın ordusuna katıldığına incelenen kaynaklarda yer verilmemiĢtir.

275 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.257

276 ġeref Han, Şerefname, s.199; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.630; Peçevî Tarihi, c.I, s.264;

Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.6, s.14-15; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.257

277 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.437

278 Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.465; Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.438; Ramazanzâde, Tevârih,

s.240; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.630; Solakzâde Tarihi, c.II, s.214; Hammer, Büyük Osmanlı

Tarihi, c.6, s.13-14; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.255-257

56

hatta bu bölgedeki Elkas Mirza‟nın taraftarlarının da ġah Tahmasb‟a yönelip, bölgeyi terk

ettiklerinden bahsetmektedir.279 Bu konuda ġah Tahmasb, Sultan Süleyman‟ı Elkas Mirza‟nın

niyetini irdelemeden onun sözlerine uyarak hareket etmesinden dolayı eleĢtirmektedir.280 Bu

durum karĢısında ise Sultan Süleyman‟ın, Tebriz bölgesinde herhangi bir yağma yapılmaması

ve halkın güvenliğinin sağlanması için askerlere çok sıkı emirler verdiği kaydedilmektedir.281

Tebriz‟e gelindiğinde söz verildiği üzere, Elkas Mirza Tebriz tahtına geçirilecekken, Kanuni

Sultan Süleyman‟ın bu niyetinden vazgeçtiği aktarılır. Bu durumu Celalzâde, Gelibolulu Âli,

Peçevî ve Solakzâde; Elkas Mirza‟nın daha önce ġirvan‟da vali bulunduğu sırada olduğu gibi,

Tebriz‟de de reayaya zulmetmesi ve ağır vergiler koyması ile izah etmektedirler.282 Bu

nedenle Osmanlı yazarları, özellikle Gelibolulu Âli, Elkas Mirza‟yı halka davranıĢlarından

dolayı oldukça eleĢtirmektedir. Fakat –DaniĢmend‟in aktardığına göre- MüneccimbaĢı

(ö.1702/1113) bu durumu, Elkas Mirza‟nın Sultan Süleyman‟a Tebriz halkının kendisine biat

edeceğini vaadetmesiyle yönünü Tebriz‟e çevirdikten sonra, hem Elkas‟ın adamlarının hem

de Tebriz halkının ġah Tahmasb‟a meyletmesi ile açıklamaktadır.283

Dört gün Tebriz‟de kalan Sultan Süleyman, ġah Tahmasb‟ın daha önce olduğu gibi yine

savaĢ meydanına çıkmamasından ötürü, 1 Ağustos 1548 günü (25 Cemaziyelahir 955) Maraga

ve Salmas yoluyla Van cânibine harekete geçmiĢtir.284 Zikredilen Osmanlı kaynaklarında,

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Tebriz‟de kısa süre kalmasının sebebi ġah Tahmasb‟ın

muharebeden kaçınması olarak verilse de, Fahrettin Kırzıoğlu‟nun bazı Safevi kaynaklarından

aktardığına göre; orduda yiyecek sıkıntısı ve hayvanların yemsizliği sorunları baĢ göstermesi

ve KızılbaĢ gruplarının saldırıları üzerine padiĢah Tebriz‟den ayrılmıĢtır.285

ġah Tahmasb, Kanuni Sultan Süleyman Tebriz‟de iken kendisinin Âhâr (Eher) bölgesinde

olduğunu kaydetmektedir. Bununla beraber, Anadolu‟ya gönderdiği casusları vasıtasıyla

Osmanlıların ordugâh yerlerinden haberdar olduğundan bahsetmektedir. Irakeyn Seferi‟nde

olduğu gibi, yine aynı savaĢ stratejisini izlediğini Ģu cümlelerle belirtmiĢtir:

„„Kendi askerlerimden bir grubu Rum askerlerinin önünden giderek tahıl ve mahsulleri

yakmak ve yedirebildiklerini de hayvanlara yedirmek üzere tayin ettim. O mahallin

tahılını yedirtip yaktırdık, arkları doldurttuk. ... Rum ordusunun devâsı için bundan

279 ġeref Han, Şerefname, s.199

280 ġah Tahmasb, Tezkire, s.57

281 Celalzâde, Tabakât, v.315b: Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.186; ġeref Han, Şerefname,

s.199; Peçevî Tarihi, c.I, s.264

282 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.630; Peçevî Tarihi, c.I, s.264; Solakzâde Tarihi, c.II, s.214

283 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.257-258

284 Lütfi PaĢa, Tevarih-i Âli Osman, s.438; Matrakçı Nasuh, Târih, s.465; ġeref Han, Şerefname, s.199; Anonim

Tevarih (Gıese) s.151; Ġskender Bey, Târih-i Âlemara-yi Abbasi, s.169; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.258

285 Ġskender Bey, Târih-i Âlemara-yi Abbasi, s.169; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.187

57

başka çare yoktur. Bizim ülkemizde kalırlarsa bizim ilacımız, erzak yolunu her yandan

kapatmaktır. Onlarla savaşmak işte budur. Bundan başkası delilik ve ziyankârlıktır.‟‟286

4.4. Osmanlıların Van Kalesi’ni Yeniden Ele Geçirmesi

Ġran üzerine Ġstanbul‟dan önden gönderilen Elkas Mirza ve Ulama PaĢa‟nın hangi tarihte ve

nerede Osmanlı ordusuna katıldıklarına dair incelenen kaynaklarda muhteva yer almadığı

daha önce belirtilmiĢti. Yalnız Peçevî, Ulama PaĢa‟nın Osmanlı ordusu ile birleĢtikten sonra,

10 Temmuz (3 Cemaziyelahir) günü Karaman Beylerbeyi Pîri PaĢa ile Van Kalesi‟ni

kuĢatmakla görevlendirildiğinden söz etmektedir. Ulama PaĢa ve Pîri PaĢa arkasından

veziriazam Rüstem PaĢa da ağır toplarla yardıma gelerek kuĢatmaya katılmıĢtır.287 KuĢatma

devam ederken, Tebriz‟den hareket eden Sultan Süleyman ve ordusu ise 15 Ağustos (10

Recep) günü Van önlerine ulaĢmıĢtır.288

Rüstem PaĢa‟nın gelmesiyle dokuz gün daha kalenin topa tutulduğu, onuncu gün (25

Ağustos/20 Recep) -Peçevi‟nin aktardığına göre- kaledeki Ali Han adındaki Safevi beyinin

aman dilemesi ile kalenin ele geçirildiği kaydedilmektedir.289 Böylece Van Kalesi‟nde

Osmanlı hâkimiyeti tekrar sağlanmıĢtır. Ulama ile Pîri paĢaların Van üzerine memur

edilmelerinden itibaren (10 Temmuz) kalenin ele geçirilmesinin bir aydan fazla sürdüğüne

göre, kaledeki Safevi askerlerinin iyi bir savunma yaptıkları anlaĢılmaktadır. Fakat incelenen

Osmanlı kaynaklarında kuĢatma süresinin uzunluğu göz ardı edilerek, doğrudan kalenin

fethine odaklanılmıĢtır. Yalnızca Solakzâde, kalenin kuĢatma süresinin uzun sürmesini;

kalenin „zamanın en sağlam kalesi olduğunu belirterek‟ açıklamaktadır290

286 Tahmasb bu ifadelerin devamında ayrıca: „„... habercilerden duyup tahkik ettiğimiz üzere tahminî olarak

Hünkâr hazretlerinin mâiyetinde kullukçular dışında üç yüz bin savaşçı gelmiş. Eğer her birinin yanında bir

hizmetçi olsa, binekleri (ulak) olan altı yüz bin kişi eder. Her kişi ve binek için her gün iki men (yaklaşık 6 kg)

erzak gerekir ki yüz menlik on beş bin yük eder. Tahminî olarak, beraberlerinde getirdikleri beş yüz bin ya da

altı yüz bin deve yükü erzak onlara bir ay bile yetmeyecektir. Bizse, onlara yüz yüze savaşmayalım diye her yeri

yedirtip yaktırdık. Onların hali ne olacak? Bir ay boyunca ilerleseler, dönerken ne yaparlar? Başka erzakı

nereden elde ederler? ... Onlar erzak kıtlığı dışında başka bir yolla nasıl âciz ve zebûn kılınabilir?‟‟ Bkn. ġah

Tahmasb, Tezkire, s.63-65

287 Peçevî Tarihi, c.I, s.26

288Ramazanzâde, Tevârih, s.241; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.630-31; Peçevî Tarihi, c.I, s.264;

Solakzâde Tarihi, c.II, s.214; Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, c.6, s.15; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.258

289Osmanlı kaynaklarında Ali Han olarak geçen kiĢi, ġerefname‟de ġah Ali Sultan olarak geçmektedir. ġeref

Han, Şerefname, s.199; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.631; Peçevî Tarihi, c.I, s.264-265; Hammer,

Büyük Osmanlı Tarihi, c.6, s.15; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.258; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.360.

DaniĢmend ve UzunçarĢılı‟nın ele geçirilen kaleler hakkında Gelibolulu Âli‟den faydalandıkları anlaĢılmaktadır.

290 Solakzâde Tarihi, c.II, s.215

58

Van Kalesi‟nin yeniden ele geçirilmesinden sonra Anadolu defterdarı Çerkes Ġskender PaĢa,

Van beylerbeyliğine atanmıĢtır.291 Rüstem PaĢa‟nın Van Kalesi‟ne gelmesiyle birlikte, ErciĢ‟e

gönderilen bir bölük ile ErciĢ ve Adilcevaz‟da da yeniden hakimiyet sağlanmıĢtır.292

Zikredilen Osmanlı kaynaklarında, bu tarihlerde Elkas‟ın hareketlerine dair detaylı bilgi

bulunmamaktadır. Ġskender Bey ve diğer bazı Safevi tarihçileri, Ulama PaĢa‟nın Van üzerine

gönderildiğinde, Elkas Mirza‟nın da bazı paĢa ve sancakbeyleri de dahil yaklaĢık kırk bin

asker ile, Tebriz‟in kuzeydoğusunda kalan Merend bölgesine gönderildiğini

nakletmektedirler. Ġskender Bey‟in aktardığına göre; Elkas Mirza ve beraberindeki Osmanlı

askerleri Merend‟e geldiğinde, bölgede bulunan bazı KızılbaĢlar, Osmanlı askerlerine hücum

etmiĢlerdir. Ġskender Bey, bu durum karĢısında Osmanlı askerlerinin bu küçük KızılbaĢ

grubunun arkasında büyük bir Safevi ordusunun pusuda olabileceğini düĢünerek KızılbaĢlara

karĢı koymaya cesaret edemediklerinden bahsetse de, devamında burada Ģiddetli bir vuruĢma

gerçekleĢtiğini ve sonunda KızılbaĢların geri çekildiğini yazmaktadır.293

4.5. Safevilerin Kars Kalesi’ne Baskını ve Bu Baskına Dayalı Olarak Yaşanan Hadiseler

ġah Tahmasb, Çaldıran mevkiinde bulunduğu sırada, Osmanlı ordusunun Van Kalesi‟ni

kuĢattığı haberini almıĢtı. Gelibolulu Âli ve Peçevî bu sıralarda Sultan Süleyman‟ın, harap

vaziyette bulunan Kars Kalesi‟ni onarmak için Pasin sancakbeyi Dulkadıroğlu Ali Bey‟i

birkaç mimar ve belli sayıda iĢçi ile Kars‟a gönderdiğini kaydetmektedirler.294 ġah Tahmasb

ise, bu haberi aldıktan sonra oğlu Ġsmail Mirza‟yı Kars halkını katledip, bölgeyi yağmalamak

üzere Kars Kalesi‟ne gönderdiğinden bahsetmektedir. Kendisinin ise Erzurum‟a yürümeyi

kararlaĢtırdığını belirterek Ġsmail Mirza‟ya da, Kars‟tan sonra Erzurum‟a geçmesini

emrettiğini yazmaktadır. Devamında; Sultan Süleyman‟ın, Safevi ordusunun Anadolu‟ya

girdiğini haber aldığında Van‟dan ayrılır düĢüncesi ile Erzurum‟a gitme kararını verdiğini

söylemektedir.295

Kars Kalesi üzerine gönderilen Safevi askerleri, Dulkadıroğlu Ali Bey‟i ve onun

maiyetindekileri katletmiĢlerdir. ġah Tahmasb‟ın, bu hâdisenin ertesi günü ErciĢ‟e, oradan da

291 Matrakçı Nasuh, Târih, s.465; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.631; Peçevî Tarihi, c.I, s.265;

Solakzâde Tarihi, c.II, s.215

292 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.303; ġeref Han, Şerefname, s.199

293 Ġskender Bey, Târih-i Âlemara-yi Abbasi, s.168-169; Diğer Safevi kaynakları için bkn. N. Nejad, „„XVI.

Asırda Ġran Kaynaklarına Göre Osmanlı Safevi Münasebetleri‟‟, s.30

294 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.632; Peçevî Tarihi, c.I, s.266. Kars Kalesi‟nin özellikleri hakkında

bkn. Evliya Çelebi Seyehatnamesi, Cilt 2, 2. Kitap, hz. Yücel Dağlı- Seyit Ali Kahraman, Yapı Kredi Yayınları,

Ġstanbul 2008, s.385-386

295 ġah Tahmasb, Tezkire, s.66

59

Adilcevaz‟a geçmesi üzerine, hem Dulkadıroğlu Ali Bey ve yanındakilerin öldürülmesini hem

de ġah Tahmasb‟ın Adilcevaz‟da bulunduğu haberini alan Sultan Süleyman‟ın, ġah‟ı tâkiben

Adilcevaz‟a yöneldiği belirtilir.296

ġah Tahmasb, Van Kalesi‟nin Osmanlıların eline geçtiğini ve Sultan Süleyman‟ın da

kendisini takip ettiğini öğrenince Hınıs ve Pasin taraflarına yöneldiğini aktarmaktadır.297 Lütfi

PaĢa, ġah Tahmasb‟ın Sultan Süleyman‟ın geldiğini haber alınca, Erzurum sınırları içerisinde

bulunan Karaköprü mevziine geldiğini, oradan Bingöl yoluyla Pasin‟e ulaĢtığını

belirtmektedir.298 Bir bölgede bir günden fazla durmamayı hedef haline getirdiğini ifade eden

ġah Tahmasb, uğradığı bütün bölgelerin harap vaziyete çevrilmesini emrettiğini

aktarmaktadır.299 Peçevî ise, ġah Tahmasb‟ın Anadolu‟daki bölge halkını katlettiğini ve

malları yağmaladığını aktarırken, onun bu faaliyetlerini Osmanlı ordusunun karĢısına çıkacak

güçte olmadığını bilmesiyle izah etmektedir.300

ġah Tahmasb, Erzurum taraflarından MuĢ‟a giderken, kendisini takip eden Sultan

Süleyman‟ın MuĢ merkezinde bulunan Karaköprü‟ye geldiğini yazmaktadır.301 Lütfi PaĢa ise,

Tahmasb‟ın, casusları vasıtasıyla Sultan Süleyman‟ın Erzurum‟a geldiğini haber aldığını ve

bunun üzerine Erzincan taraflarına gittiğini aktarır.302 Böylelikle, Sultan Süleyman ve ġah

Tahmasb karĢı karĢıya gelmemiĢtir. Bununla birlikte aynı zamanda, ġah‟ın bu güzergâhlar

üzerindeki bütün tahılları yaktırması ile Osmanlı ordusunun iaĢesiz kalmasından ve kıĢ

mevsiminin de yaklaĢmasından dolayı, 29 Eylül 1548 (25 ġaban 955) günü Kanuni Sultan

Süleyman ve ordusu Diyarbakır‟a (Amed) gelmiĢtir.303

Kanuni Sultan Süleyman Diyarbakır‟da ordugâhını kurdurduğunda, ġah Tahmasb ve askerleri

Adilcevaz, ErciĢ, Ahlat ve MuĢ yörelerini harap vaziyete çevirmiĢ, halkı katletmiĢ ve

mallarını yağmalamıĢlardır. DaniĢmend, ġah Tahmasb‟ın bu bölgeler üzerine saldırmasını,

onun Osmanlılardan Van Kalesi‟nin intikamını alması olarak değerlendirmektedir.304

296 ġah Tahmasb, Tezkire, s.67; Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.439; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr,

s.632; Peçevî Tarihi, c.I, s.265

297ġah Tahmasb, Tezkire, s.67; Ġskender Bey, Târih-i Âlemara-yi Abbasi, s.171

298 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.439

299 ġah Tahmasb, Tezkire, s.66-67

300 Peçevî Tarihi, c.I, s.266

301 ġah Tahmasb, Tezkire, s.67

302Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.440; ġeref Han, Şerefname, s.199

303 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.439; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.632; Solakzâde Tarihi,

c.II, s.215; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.259

304Solakzâde Tarihi, c.II, s.215; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.259

60

ġah Tahmasb‟ın Van çevresindeki faaliyetlerini haber alan Sultan Süleyman, ikinci vezir

Ahmet PaĢa‟yı bir kısım askerle bölgeye tayin etmiĢtir.305 Solakzâde, Ahmet PaĢa‟nın hemen

ardından padiĢahın da bölge üzerine hareket ettiğini belirtmektedir.306 23 Ekim Salı günü (20

Ramazan) Harput Kalesi‟ne gelen padiĢah buradan Pertek‟e (Elazığ) hareket etmiĢtir.

Celalzâde, Gelibolulu Âli ve Peçevî, tarih vermeyerek Ahmet PaĢa‟nın Kemah yakınlarına

vardığı sırada, Çerkes Osman PaĢa‟nın Safevi askerleri üzerine yaptığı gece baskınının

baĢarısı anmaktadırlar. Aktardıklarına göre, Osman PaĢa ve maiyetindekiler Ahmet PaĢa

gelmeden önce, bir gece vakti hayvanlarla Safevi askerlerine baskın yapmıĢ, burada küçük bir

çarpıĢmadan sonra bölgedeki Safevi ordusu dağıtılmıĢtır. Âli ve muhtemelen ondan aktaran

Peçevî bu konuyla ilgili, Ahmet PaĢa‟nın Çerkes Osman PaĢa ile birlikte önceden gelmesiyle,

Safevilere karĢı daha büyük bir baĢarı kazanılabileceğini savunmuĢtur.

Çerkes Osman PaĢa Safevi askerleri karĢısındaki bu baĢarısından dolayı Halep beylerbeyi

olarak atanmıĢtır. Bu hâdiseden sonra Sultan Süleyman tekrar Diyarbakır‟a hareket etmiĢtir.

4.6. Elkas Mirza’nın Faaliyetleri

Ramazan ayını Diyarbakır‟da geçiren Kanuni Sultan Süleyman, kıĢ mevsimini geçirmek için

25 Kasım‟da (23 ġevval) Halep‟e gelmiĢtir.307 Osmanlı kaynaklarında Elkas Mirza‟nın bu

tarihlerdeki faaliyetleri detaylı olarak bulunmasa da, onun ġah Tahmasb‟ın hazinesinin ve

barhanesinin bulunduğu Kum, KaĢan ve Isfahan taraflarına yönelmek için padiĢahtan icazet

istediği bilinmektedir.308 Fakat vakayinamelerde aktarılana göre, Sultan Süleyman Elkas

Mirza‟nın yanına Osmanlı ordusunun düzenli askerlerinden katılmasına izin vermemiĢ, aĢiret

kuvvetleriyle gitmesini istemiĢtir. Bu durum, Kanuni‟nin Elkas Mirza‟dan Ģüphelenmeye

baĢlamasıyla izah edilmektedir.309 Tebriz‟e gelindiği sırada, Elkas Mirza‟nın Tebriz tahtına

geçirilmemesi de, kaynaklarda daha önce aynı sebeplerle açıklanmıĢtı.

305 Celalzâde Mustafa, Tabakât, v.319a-320b: naklen H. Mohammednejad, „„Osmanlı-Safevi ĠliĢkileri‟‟, s.567;

Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.632; Peçevî Tarihi, c.I, s.266; Solakzâde Tarihi, c.II, s.215;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.259. Solakzade ve DaniĢmend Ahmet PaĢa‟yı 3. Vezir olarak yazmıĢlardır.

306 Solakzâde Tarihi, c.II, s.215; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.259

307Gelibolulu Mustafa Âli bu tarihi 4 Aralık (3 Zilkade) olarak zikrederken, Hammer (muhtemelen

Solakzade‟den alıntı yaparak) 27 Kasım (25 ġevval) olarak vermektedir. Celalzâde Mustafa, Tabakât, v.320b:

naklen Remzi Kılıç, „„Osmanlı-Ġran Münasebetleri‟‟, s.230; Ramazanzâde, Tevârih, s.242; Gelibolulu Mustafa

Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.633; Peçevî Tarihi, c.I, s.269; Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.16; DaniĢmend, Kronoloji,

c.2, s.259

308 Lütfi PaĢa, Tevârih, s.440-441; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.465; Ramazanzâde, Tevârih, s.242;

Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.633; Peçevî Tarihi, c.I, s.267-270; Solakzâde Tarihi, c.II, s.215,216;

Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.15-16; Evliya Çelebi Seyehatnamesi: Ġstanbul, 1. Cilt 1. Kitap, s.163;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.259

309 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.633; Peçevî Tarihi, c.I, s.268; Solakzâde Tarihi, c.II, s.215-216

61

Elkas Mirza mezkûr bölgelere dahil olarak, abisi ġah Tahmasb‟ın ve kardeĢleri Sam Mirza ve

Behram Mirza‟nın barhanelerine baskın yapmıĢ ve evlerini yağmalamıĢtır. Celalzâde,

Gelibolulu Âli, Peçevî ve Solakzâde; Elkas‟ın kardeĢlerinin hazinelerinden ele geçirdiği

kıymetli eĢyalardan; ciltli Kurân-ı Kerîm‟ler ve tefsirleri, elmaslar, yakut, zümrüt ve değerli

taĢlardan oluĢan mücevherleri, değerli taĢlarla süslü kılıçlar ve hançerleri, altın yaldızlı

eserleri, cevherli mühürleri, güzel kokuları, ipek halıları, nakıĢlı çadırları, katırları ve develeri,

veziri Azizullah ġirvanî ile Halep‟te bulunan Sultan Süleyman‟a gönderdiğini

kaydetmiĢlerdir.310 Adı geçen yazarlar Elkas‟ın hangi tarihte Isfahan taraflarına gönderildiğini

ve ondan gelen hediyelerin ne zaman Halep‟e ulaĢtığına dair bilgi vermemektedirler.

PadiĢahın Halep‟teki ordugâhının kurulmasının ardından kısa bir süre sonra geldiği

bilindiğine göre, bu tarih Zilkade ayı baĢları olmalıdır.

Elkas Mirza‟nın hediyelerine karĢılık Sultan Süleyman‟ın da ona değerli kılıç, otağ ve

kaftanlar gönderdiği bildirilir.311 Peçevî ve Solakzâde, Elkas‟ın bu hediyelerden ve padiĢahın

desteğinden güç alarak Kum ve KaĢan‟dan Ġran‟ın iç bölgelerine kadar gittiğini

nakletmektedirler.312

Ġncelenen Osmanlı kaynaklarında yine tarih verilmemekle birlikte, Elkas Mirza‟nın Sultan

Süleyman‟dan tekrar izin alarak, Isfahan‟dan Bağdat‟a geçtiği belirtilmektedir. Sultan

Süleyman‟ın, Elkas‟ın bölgede kendi baĢına hareket etmesine izin vermesini Peçevî ve

Solakzâde; daha önce olduğu gibi, padiĢahın Elkas‟a karĢı güvenini kaybetmesine ve Osmanlı

askerlerinin onunla anlaĢamamalarına dayandırmıĢlardır. Hatta onlara göre, Kanuni‟nin Elkas

Mirza‟ya bakıĢ açısı nefret düzeyine ulaĢmıĢtı ve padiĢah onun ordu içinde bulunmasını

uğursuzluk saymaya baĢlamıĢtı.313

Karaçelebizâde ve MüneccimbaĢı ise, Sultan Süleyman‟ın Elkas Mirza‟ya güvenini

yitirmesinin nedenini, onun Kerbela‟yı ziyaret etmesi ve ġii mezhebine bağlılığını devam

310 Celalzâde Mustafa, Tabakât, v.276: Naklen Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.16; Gelibolulu Mustafa Âli,

Künhü‟l- Ahbâr, s.633-634. Peçevî‟nin ve Solakzâde‟nin bu bahiste yine Âli‟den alıntı yaptıkları anlaĢılıyor.

Peçevî Tarihi, c.I, s.270; Solakzâde Tarihi, c.II, s.216-17. Lütfi PaĢa ise Elkas Mirza‟nın padiĢaha gönderdiği

hediyelerin bahsinde, onun ġah Tahmasb‟ın hazinesinden ele geçirdiği bir çadırdan söz etmektedir. „„Şah İsmail

dâhi sağlığında işlemeyi emredip dâhi tamam olmadan, Elkas alıp Rum padişahı Sultan Süleyman‟a gönderdi.

Tahmasb‟ın büyük kasâveti ol çadır oldu.‟‟ Lütfi PaĢa, Tevârih, s.442

311 Lütfi PaĢa, Tevârih, s.442; Peçevî Tarihi, c.I, s.270; Solakzâde Tarihi, c.II, s.217

312 Peçevî Tarihi, c.I, s.270; Solakzâde Tarihi, c.II, s.215-217

313 Bu konu hakkında Peçevî ve Solakzâde tarihlerinde çok benzer ifadeler.bulunmaktadır. Peçevî Tarihi, c.I,

s.268; Solakzâde Tarihi, c.II, s.216. ġah Tahmasb ise Tezkire‟de, Sultan Süleyman tarafından Elkas Mirza‟nın

kendi baĢına hareket etmesine müsaade edilmesine oldukça ĢaĢırdığını ifade etmektedir. Bkn. ġah Tahmasb,

Tezkire, s.68-69

62

ettirmesinden kaynaklandığı belirtmektedir.314 Fakat bazı Osmanlı kaynaklarında geçtiğine

göre, daha önce Sultan Süleyman da Kerbela'yı ziyaret etmiĢti ve On Ġki Ġmama saygı

gösteriyordu.315 Bu durumda, padiĢahın Elkas Mirza‟ya mezhebinden ötürü veyahut

Kerbela‟yı ziyaret etmesi gibi nedenlerle güvenmemesi, asıl sebepler olmasa gerektir.

Bu tarihlerde Elkas Mirza‟nın hareket ettiği bölgelere Lütfi PaĢa, Ramazanzâde ve Gelibolulu

Âli‟nin tarihlerinde oldukça az yer verilmiĢtir. Matrakçı Nasuh, Elkas‟ın menzillerini Ģu

Ģekilde vermektedir:

„„Bağdat‟tan ılgar ile Mâydaş vilayetine ve Câm-ı Cuylen vilayetine ve Kütvâr

Kal‟a‟sına ve Serâve Kal‟a‟sına ve ândan Hemedan‟a varıp zikrolan vilayetlerin avret

ve oğlanın kılıçtan geçirip, mâl-ü menâllerin talan eyledikten sonra Dergüzin şehrin

varıp ve oradan Kûm-ı Keşan hisarın ve Sava Kal‟a‟sın ve oradan Keşan Kal‟a‟sın ki

şahın cümle hazâyini orada mahfûzdu, cümlesi gâret olunup oradan Rey vilayetine ve

Isfahan‟a ve Peterî-hâs Kal‟a‟sına ve Sulh Hisarı‟na varılıp, padişah devletinde

cümlesi müsahhar olup bâdehu Şiraz cânibi muhkem kış olmakla ol cânibe gidilmesi

asîr olmayıp...‟‟316

Bu sıralarda Halep‟te bulunan Kanuni Sultan Süleyman‟ın, Halep‟in güneyindeki (bugünkü

Suriye sınırları içerisindeki) Hama taraflarına avlanmaya gittiği kaydedilmektedir.317 Peçevî,

padiĢahın Hama tarafına yola çıktığı tarihi 6 Aralık (5 Zilkade) olarak verir.318 Kanuni, burada

iken oğlu Karaman sancakbeyi ġehzade Bayezid‟i yanına davet etmiĢtir. Gelibolulu Âli,

Ģehzadenin geliĢini Ģu dizelerle nakletmektedir:

„„Kurratü‟l-„ayn-i şehin-şâh-ı ferîd / Yani kim Şehzâde Sultan Bâyezîd

Eyledi nâgeh Halep şehrin makâm / Şânuku lâ-zâle fî-izzi medîd‟‟319

Devamında verdiği bilgilere göre, Hama‟da birkaç gün kalan padiĢah tekrar Halep‟e

dönmüĢtür. KıĢı padiĢahın yanında geçiren ġehzade Bayezid ise 11 Haziran 1549 (15

Cemaziyelevvel 956) tarihinde Halep‟ten ayrılarak Karaman‟a hareket etmiĢtir.

314 MüneccimbaĢı DerviĢ Ahmet Efendi, Sahâifu‟l- Ahbâr, c.2, s.499

315 Bu konu hakkında Osmanlı yazarları ve Ġslam alimlerinin kaynakları için bkn. Mustafa Öz, „„Kerbelâ‟‟, İA,

Ankara 2002, c.25, s.271-272

316 Matrakçı Nasuh, Târih, s.465-466

317 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.633; Peçevî Tarihi, c.I, s.269; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.259-

260

318 Peçevî Tarihi, c.I, s.269

319 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.634

63

4.7. Elkas Mirza’nın Şah Tahmasb’ın Yanına Getirilmesi ve Ölümü

Bu tarihlerde Elkas Mirza‟nın Bağdat‟ta olduğu bilinmektedir. Sultan Süleyman Elmalı

mevkiine geldiği zaman, Elkas‟ı da buraya davet etmiĢtir. DaniĢmend, bu tarihi Kanuni‟nin

Elmalı‟ya ulaĢtığı günün tarihi ile aynı vermektedir.320 (3 Temmuz/ 7 Cemaziyelahir)

Kaynaklarda Elkas Mirza‟nın, Sultan Süleyman‟ın bu davetine icâbet etmediği belirtilmekte

ve buna sebep olarak farklı değerlendirmeler yapılmaktadır.321 Anonim Tevârih-i Âli

Osman‟da; sefer yorgunluğundan Ģikayet eden askerin, seferin uzamasından Elkas‟ı sorumlu

tutarak, ondan intikam alma niyetiyle padiĢaha kıĢkırtıcı haberler verdikleri ve Elkas‟ı hain

ilan ettikleri belirtilir. Elkas Mirza bu haberleri alıp, endiĢelenerek padiĢahın yanına

gitmemiĢtir.322 Lütfi PaĢa da benzer Ģekilde, Elkas Mirza‟nın önceleri padiĢahın davetine

uyacağını fakat askerlerin kendisi hakkındaki dedikodu ve iftiraları öğrenince bundan

vazgeçtiğini aktarmaktadır.323

Peçevî ve ona istinâden Hammer; Elkas Mirza‟nın, padiĢahın kendisi hakkındaki niyetinden

haberdar olduğunu, bu nedenle hem padiĢahtan hem de Bağdat üzerine yürümekte olan

üçüncü vezir Sofu Mehmet PaĢa'dan324 (ö.1649/1059) çekinerek güney batı Ġran taraflarına

kaçtığını ifade etmektedirler.325 Ġ.H. DaniĢmend ise, Elkas‟ın hem tekrar ġiiliğe

meyletmesinden ve padiĢahın emirlerine riayet etmemesinden dolayı hayatını tehlikede

gördüğünden, hem de kendisine vaadedildiği halde Tebriz‟de tahta çıkartılmamasından ötürü,

padiĢahın davetine uymadığını iddia etmektedir.326

Peçevî, Elkas Mirza‟nın Bağdat‟ı terk ederek, -ismini vermeden- bilinen Kürt beylerinden

birine sığındığını aktarmaktadır. Ona göre, Elkas Mirza Kesikçınar adıyla anılan bölgeye

otağını kurmuĢ ve burada ateĢli hastalığa (humma) yakalanmıĢtır. Peçevî, bahsedilen Kürt

beyinin kardeĢinin, bir gece yarısı Elkas‟ın otağını basıp, onu yakalayarak ġah‟ın yanına

320 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.261. DaniĢmend‟in bu tarihi, Feridun Bey‟in kaydettiği; Sultan Süleyman‟ın

Elmalı‟ya geldiği günün tarihine göre yazdığı tahmin edilmektedir.

321 Peçevî Tarihi, c.I, s.272-273; Anonim Tevârih, s.151; Hammer, Osmanlı Tarihi, s.6, s.16-17; DaniĢmend,

Kronoloji, c.2, s.261

322 Anonim Tevârih (Gıese neĢri), s.151

323 Lütfi PaĢa, Tevârih, s.305

324 Hammer, Sofu Mehmet PaĢa‟nın vazifesini üçüncü vezir olarak vermektedir. Ancak, BoĢnak asıllı Sofu

Mehmet PaĢa, 1538 yılında (945) üçüncü vezirliğe atandıktan sonra, 1545 yılında Bağdat muhafızlığına, 1546

yılında ikinci vezirliğe getirilmiĢtir. Bkn. Abdülkadir Özcan, „„Kanuni Devri Vezirlerinden Sofu Mehmed

PaĢa‟ya ve Sofya‟daki Külliyesine Dair‟‟, Balkanlar‟da İslam Medeniyeti Milletlerarası Sempozyumu Tebliğleri,

Sofya, 21-23 Nisan 2000, Ġstanbul 2002, s.267

325 Peçevî Tarihi, c.I, s.273; Hammer, Osmanlı Tarihi, s.6, s.17. Elkas Mirza‟nın, Elmalı‟daki padiĢahın davetine

icabet etmemesinden Celalzâde Mustafa ve Gelibolulu Âli bahsetmemekte, Solakzâde ise bu meseleye çok kısa

Ģekilde değinmektedir

326 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.261

64

gönderdiğinden söz etmektedir.327 Solakzâde ise, Elkas Mirza‟nın otağını basanların, ġah

Tahmasb‟ın adamları olduğunu söylemektedir.328

Bu meseleye dair Safevi kaynakları daha detaylı muhtevaya sahiptir. Tezkire‟de ġah

Tahmasb, Elkas Mirza‟nın Sultan Süleyman‟ın Elmalı‟daki davetine icabet etmemesini Ģu

Ģekilde nakletmektedir: „„Kışlamak için Karabağ‟a gittiğimde, Elkas‟ın Irak‟a gelerek

Behram Mirza ile Çerağ Sultan‟ın evlerini yağmaladığı, onların cariyelerini pay ettiği ve

Behram Mirza‟nın oğlunu yanında götürdüğü haberi geldi.‟‟ Tahmasb devamında, Elkas‟ın

ağzından Ģu Ģekilde aktarmaktadır: „„Eğer ben Behram Mirza‟nın oğlunu Hünkârın yanına

götürürsem, benim onu öldürmemi emredecek. Ben onun oğlunu öldürdükten sonra, Behram

Mirza da buna karşılık benim oğullarımı öldürecektir. Öyleyse ben hünkârın yanına

gitmemeliyim.‟‟329

ġah Tahmasb; Elkas Mirza‟nın padiĢahın icâzetiyle Kum, KaĢan ve Isfahan taraflarına

harekete geçip Kum Ģehrine geldiğinde onun üzerine yürüdüğünü, bunu haber alan Elkas

Mirza‟nın Behram Mirza‟nın oğlunu yanına alarak ġiraz taraflarına kaçtığını belirtmektedir.

Tahmasb Elkas‟ın hastalanmasından bahsederken onun ġiraz‟da olduğunu söylemektedir,

buna göre Osmanlı kaynaklarında geçen Kesikçınar adlı yer ġiraz‟da bir bölge olmalıdır. ġah

Tahmasb‟ın devamında aktardığına göre, ġiraz‟dan kaçan Elkas Mirza ġiraz‟ın

kuzeybatısında kalan ġuĢter yoluyla Bağdat‟a geçmiĢtir. Bağdat‟ta iken ġah Tahmasb‟a

mektup yazarak kendisinin affedilmesini istemiĢtir. Ġncelenen çağdaĢ Osmanlı kaynaklarında,

Elkas‟ın ġah Tahmasb‟dan özür dileyerek barıĢ isteğinde bulunduğuna dair bir bilgi mevcut

değildir.

ġah Tahmasb, Elkas Mirza‟nın kendisinden barıĢ istemesini kararlaĢtırmasındaki etkeni,

veziriazam Rüstem PaĢa‟nın Bağdat hakimi Mehmet PaĢa‟ya gönderdiği mektuba

dayandırmaktadır. Naklettiğine göre, Rüstem PaĢa Muhammed PaĢa‟ya, Elkas Mirza‟nın

Osmanlı ordusundan uzaklaĢtırılması kararının alındığına dair; „„o vilayetlerde Elkas‟ın

öldürülmesi doğru değildir, yoksa fitne çıkar. Ülkemizden uzaklaşmasını sağlamak üzere

onun üzerine yürüyecek biri tayin edilmelidir. Kabul etmezse öldürülsün, ya da bir daha bu

tarafa gelmeyecek şekilde ülkeden çıkarılsın‟‟ içeriğinde bir mektup göndermiĢti. Tahmasb‟a

göre, Elkas bu mektuptan haberdar olarak, Osmanlı Devleti‟nden tamamen yüz çevirmiĢ ve

327 Peçevî Tarihi, c.I, s.273

328 Solakzâde Tarihi, c.II, s.217

329 ġah Tahmasb, Tezkire, s.69

65

Behram Mirza‟nın oğlu Bediüzzaman Mirza‟yı göndererek barıĢ yolu aramıĢtır.330 Bu

çalıĢmada kullanılan Osmanlı kaynaklarında böyle bir mektubun bahsi geçmemektedir. Bu

hadiseden kısa bir süre sonra Bağdat hakimi Muhammet PaĢa‟nın kendisinin üzerine asker

gönderdiğini öğrenmesi üzerine Elkas Mirza‟nın Tebriz‟in güneyindeki Merivan Kalesi‟ne

gittiği kaydedilir. Fakat, Merivan Kalesi hâkimi Suhrab (Sehrab) bey, ġah‟a haber göndererek

Elkas‟ın yanında olduğunu bildirmiĢ, Safevi beylerinden ġah Nimetullah da Elkas‟ı alıp

ġah‟ın yanına getirmiĢtir.331

Bir Safevi kaynağına göre, 12 Ekim 1549 (9 Ramazan 955) günü Elkas Mirza, yanındaki

yirmi adamıyla birlikte ġah Tahmasb‟ın huzuruna getirilmiĢtir.332 ġah Tahmasb; Elkas

Mirza‟nın geldiğini görünce ona yalnızca: „„gördün mü, benim efendim senin destekçinden

daha güçlüymüş, seni benim yanıma nasıl da geri gönderdi?‟ dediğini ifade etmektedir.333

Ġskender bey ise, ġah‟ın Elkas‟a karĢı söylediği Ģu cümleleri nakletmektedir: „„Ey benim

muhabbetsiz kardeşim, ben sana ne kötülük etmişim ki, ata neslinden yüz çevirdin? Özünü,

kudret zirvesinden rezalet ve alçaklık kuyusuna attın, düşmana koşuldun, bu kadar fitne

fesada ve kan dökülmesine sebep oldun!‟‟334

Elkas Mirza‟nın ölümü hakkında Safevi kaynaklarında ihtilaflı bilgiler bulunmaktadır. ġah

Tahmasb, Elkas‟ın Safevi sarayına gelmesinden birkaç gün sonra, onun tedirgin edici ve

düĢünceli halini görünce, Alamut (Kahkaha) Kalesi‟ne gönderdiğini aktarmaktadır. Ölümüne

dair ise; „„altı gün sonra, kalede onu muhafaza eden grubun gaflet anında orada bulunan ve

Elkas tarafından babaları öldürülmüş olan iki üç kişi, babalarına kısas olarak onu kaleden

aşağı atmışlar‟‟ Ģeklinde söyleyerek, kendisini Elkas‟ın ölümünden habersiz olarak

yansıtmıĢtır.335

ġerefname‟de, Elkas Mirza‟nın kaleden aĢağı atılmasının ġah Tahmasb‟ın emri üzerine

yapıldığı aktarılırken, Solakzâde ayrıca Elkas‟ın zehirlenmiĢ olabileceğinin de rivayet

330 ġah Tahmasb, Tezkire, s.69-70

331 Anonim Tevarih, s.151; ġah Tahmasb, Tezkire, s.70-71; Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.17. Mezkur Osmanlı

dönem kaynaklarında Muhammed PaĢa ve onun Elkas Mirza üzerindeki etkisinden söz edilmemektedir. Yalnızca

Matrakçı Nasuh, kısaca „„Elkas‟ın mezkûr hususu zâhiren Muhammed PaĢa sebebiyle vâkı‟ oldu, diye zikr olan

Muhammed PaĢa‟yı azlettiler.‟‟ ġeklinde aktarmaktadır. Bkn. Matrakçı Nasuh, Târih, s.466

332 H. Mohammednejad „„Osmanlı- Safevi ĠliĢkileri‟‟ tezinde Safevi tarihçisi Abdi Bek‟in, Tekmiletül-Ahbar

isimli eserinden alıntılamaktadır. Bkn. H. Mohammednejad, „„Osmanlı-Safevi ĠliĢkileri‟‟, s.575

333 ġah Tahmasb, Tezkire, s.71

334 Ġskender Bey, Alemâra-yi Abbasi, s. 175

335 ġah Tahmasb, Tezkire s.72. Osmanlı kaynaklarında Kahkaha Kalesi olarak geçen bu kale, Ġskender Bey‟in

naklettiğine göre güney Azerbaycan‟da MeĢginĢehr bölgesinin 70 km. kuzeyinde yer almaktadır. Bkn. Ġskender

Bey, Alemâra-yi Abbasi, s. 175

66

edildiğini belirtmektedir.336 Ahsenü‟t-Tevârih ve onu kaynak edinen Âlemârâ-yi Abbâsî gibi

Safevi kaynaklarında da, Elkas Mirza‟nın öldürülmesinin ġah Tahmasb‟ın emri olduğu

kaydedilmektedir.337

Gerek Safevi kaynaklarında, gerekse Osmanlı kaynaklarında Elkas Mirza‟nın ne zaman ve

nasıl öldüğüne dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. ġah Tahmasb‟ın Tezkire‟de, Elkas

Mirza‟nın Safevi sarayına gelmesinden altı gün sonra ölmesini belirttiğine göre, bu tarih 7

Ekim 1548 (15 Ramazan 955) olmalıdır. Tekmiletü‟l- Ahbâr yazarı Abdi Bey, Elkas‟ın ölüm

tarihini yaklaĢık altı ay sonra, 23 Nisan 1549 (25 Rebiülevvel 956) olarak vermektedir. Türk

tarihi araĢtırmacısı Cornell Fleischier ise, bu tarihi 9 Nisan 1550 (1 Rebiülevvel 957) olarak

zikretmektedir.338

4.8. İskender Paşa’nın Hoy’a Saldırması ve Ahmet Paşa’nın Gürcistan Üzerine

Gönderilmesi

Bazı Osmanlı kaynaklarında, Van Kalesi tekrar Osmanlılar tarafından ele geçirildikten sonra,

Van beylerbeyliğine atanan Ġskender PaĢa‟nın (Çerkez - ö.1571/979) Tebriz yakınlarındaki

Hoy Ģehrini ele geçirmesi anlatılmaktadır. Ġskender PaĢa‟nın Hoy‟a saldırması; daha önce

Osmanlı Devleti‟ne bağlı olarak sancakbeyliği vazifesinde bulunan fakat sonradan ġah

Tahmasb‟a meyleden ve onun tarafından Hoy hanlığına getirilen Dünbüllü Hacı Han‟ın,

intikam duygusuyla Van Kalesi‟ni ele geçirme hazırlıklarının öğrenilmesi ile izah edilir. Buna

göre Ġskender PaĢa, Dünbüllü Hacı Han‟ın niyetini öğrenince, ondan önce davranarak bir gece

vakti Hoy Kalesi‟ne baskın yapmıĢtır. Kısa bir mücadeleden sonra Dünbüllü Han‟ın ve kale

askerlerinin baĢları kesilerek mızrak uçlarında Halep‟teki padiĢaha gönderilmiĢtir. Gelibolulu

Âli, kalede yüzden fazla kızılbaĢın öldürüldüğünü kaydetmektedir. Hoy Ģehrinin ele geçirilme

haberine memnun olan Sultan Süleyman, Ġskender PaĢa‟ya kaftan ve kılıç göndererek

kıĢlamak üzere Halep‟e gelmesini buyurmuĢtur.339 Bu hadisenin tarihi ele alınan kaynaklarda

verilmezken, olay örgüsü içerisinde Elkas Mirza‟nın ölümünden sonra iĢlenmektedir. Sultan

Süleyman‟ın kıĢı geçirmek üzere Halep‟te olduğu sırada yaĢandığı bilindiğine göre tarihi

1548 yılı sonları olmalıdır.

336 ġeref Han, Şerefname, s.202; Solakzâde Tarihi, s.217. Lütfi PaĢa, Matrakçı Nasuh ve Gelibolulu Âli

tarihlerinde Elkas Mirza‟nın ölümüne yer verilmemektedir.

337 Bkn. Kırzıoğlu, Osmanlı Kafkas-Ellerini Fethi, s.197

338 C. Fleischier, „„Alqas Mirzâ‟‟, Encyclopædia Iranica, I/9, 2012, s.907-909; H. Mohammednejad, „„Osmanlı-

Safevi ĠliĢkileri‟‟, s.578

339 Celalzâde Mustafa, Tabakât, v.398a-b: naklen; Abdülkadir Özcan, „„Ġskender PaĢa‟‟, İslam Ansiklopedisi,

c.22, Ġstanbul 2000, s.565-566; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.634; Peçevî Tarihi, c.I, s.270-71;

Solakzâde Tarihi, s.218

67

KıĢı geçirmek üzere toplam beĢ ay on bir gün Halep‟te kalan Sultan Süleyman ve Osmanlı

ordusu, Ġstanbul‟a dönmek üzere 6 Haziran 1549 tarihinde (10 Cemaziyelevvel 956)

Halep‟ten Diyarbakır‟a doğru yola çıkmıĢtır. Âli‟nin naklettiğine göre, Sultan Süleyman önce

Diyarbakır üzerine, ardından Gürcistan‟a geçmeye niyetli idi. Birçok Osmanlı kaynağında,

Sultan Süleyman‟ın Gürcistan üzerine yürümek istemesi; Gürcülerin sıklıkla isyankâr

hareketleri, sosyal ve ekonomik yönden halka zulmetmeleri, kimi zaman Osmanlı padiĢahına

kimi zaman Safevi Ģahına itaat etmeleri, bununla birlikte Erzurum Beylerbeyi Musa PaĢa‟nın

1543 (950) yılında Gürcüler ile yaptığı mücadelede öldürülmesi gibi sebeplere

dayandırılmaktadır.340

Sultan Süleyman Diyarbakır Ģehrine geldiğinde, ikinci vezir Ahmet PaĢa‟yı Erzurum, Sivas,

Karaman, Dulkadır beylerbeyleri, onların sancakbeyleri ve askerleri ile, bir kısım yeniçeri ve

gurebâ bölüğünü Gürcistan üzerine görevlendirilmiĢtir. Evliya Çelebi, Ahmet PaĢa‟nın asker

sayısını seksen bin kadar büyük bir rakamla ifade ederken, Safevi tarihçisi Rumlu Hasan bu

sayıyı dört bin atlı ve yaya olarak yazmaktadır.341

Âli‟nin verdiği tarihe göre Ahmet PaĢa ve ordusu 25 Ağustos 1549 (1 ġaban 956) Gürcistan

istikametinde yola çıkmıĢlardır.342 Ahmet PaĢa‟nın Gürcistan‟da birçok kale ele geçirdiği

kaydedilmektedir. Ġlk olarak 12 Eylül günü (19 ġaban) Tortum Kalesi alınmıĢtır. Kuzeydoğu

Anadolu bölgesinde ele geçirilen kalelerin isimlerini Celalzâde Mustafa, Feridun Bey,

Gelibolulu Âli ve Peçevî zikretmektedir. Aktardıklarına göre, önce Tortum Kalesi

fethedilmiĢ, ardından Necah ve Emîrahur kaleleri sakinleri teslim olmuĢlardır. 22 Eylül günü

(29 ġaban) Akçakale savaĢla alınmıĢtır. 30 Eylül‟de (8 Ramazan) Tepekred ve EĢred kaleleri

ile baĢka bir Akçakale‟nin fethinden söz edilir. Bunların dıĢında on beĢ kale daha ele

geçirildiği belirtilmektedir. Âli, bu on beĢ kalenin Tepekred, EĢred ve Akçakale‟ye bağlı

kaleler olduğunu bildirirken, Peçevî bu kalelerin adı geçen kalelere bağlı olmayan kaleler

olduğunu söylemektedir. Solakzâde ise, toplam on beĢ kalenin ele geçirildiğini ifade

340 Feridun Bey, Münşeat I, s.605; Ramazanzâde, Tevârih, s.243-244; Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr,

s.635; Peçevî Tarihi, c.I, s.274; Solakzâde Tarihi, s.218-219; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.360. Bu hadise

sırasında Diyarbakır beylerbeyi Hadım Ali PaĢa (ö.1558/965), Musa PaĢa‟ya yardımda bulunmak üzere gidip,

baĢarılı bir harekâtta bulunarak Gürcülerin çoğunu öldürmüĢtü. 20 Aralık 1544 (5 ġevval 951) tarihinde Anadolu

Beylerbeyliği‟ne tayin edilen Hadım Ali PaĢa, bu vazifede iken Ġran Seferi‟ne katılmıĢtır. (1548/955) Bkn.

Feridun Emecen, „„Hadım Ali PaĢa‟‟, İslam Ansiklopedisi, Ġstanbul 1997, c.15, s.4-5

341 Evliya Çelebi Seyehatnamesi, Cilt 2, 2. Kitap, s. 404-405; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi,

s.199

342 Gelibolulu Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.635. Hammer, Peçevi‟den aktararak Ahmet PaĢa‟nın Gürcistan

üzerine hareket tarihini 10 Eylül (17 ġaban) olarak vermektedir. Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.17. Ahmet

PaĢa‟nın Gürcistan üzerine hareketi için bkn; Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.443; Matrakçı Nasuh, Târih-i

Âli Osman, s.466; ġeref Han, Şerefname, s.203; Ramazanzâde, Tevârih, s.243; Peçevî Tarihi, c.I, s.274;

Solakzâde Tarihi, s.219

68

etmektedir.343 Tortum, Tilhis, Akçakale ve Divane deresi birleĢtirilerek bir sancak haline

getirilmiĢ, buraya sancakbeyleri ve kadılar tayin edilmiĢtir.344

Bu süre zarfında Kanuni Sultan Süleyman 3 Temmuz‟da (7 Cemaziyelahir) Erzurum

yakınlarındaki Elmalı‟ya gelmiĢtir. Peçevî, Sultan Süleyman‟ın bu bölgede hastalandığından

söz etmektedir. Elmalı‟dan ayrılan padiĢahın, havası ve suyunun temiz olduğu bilinen

yakınlardaki Karacadağ yaylasına gittiğini, burada birkaç gün içinde sağlığının düzeldiğini

nakletmektedir.345

Ahmet PaĢa, yaklaĢık iki ay süren Gürcistan seferinden sonra, ele geçirdiği ganimetleri ile 24

Ekim (2 ġevval) günü Diyarbakır yakınlarındaki Çevlik adıyla anılan yerde padiĢahın

ordusuna katılmıĢtır. Âli ve Solakzâde, padiĢahın 20 Eylül (27 ġaban) tarihinde bu mevkiiye

gelerek, Gürcistan bölgesindeki geliĢmeleri takip ettiğini aktarmıĢlardır.346

4.9. Osmanlı Ordusunun İstanbul’a Dönüşü ve Osmanlı Yazarlarına Göre İkinci İran

Seferi’nin Neticeleri

YaklaĢık bir yıl sekiz ay süren seferin ardından, Sultan Süleyman ve Osmanlı ordusu 4 Kasım

1549 (13 ġevval 956) tarihinde Diyarbakır‟dan Ġstanbul cânibine harekete geçmiĢtir.347 Lütfi

PaĢa, padiĢahın tekrar Halep‟te kıĢlamak niyetinde olduğunu, fakat askerlerinin bu duruma

razı olmadığından onlara karĢı çıkmayıp soğuk hava Ģartlarından dolayı zorlukla Ġstanbul‟a

dönüldüğünü nakletmektedir. Diğer bazı Osmanlı kaynaklarında da, bu tarihlerde kıĢ vakti

343Feridun Bey, Münşeat I, s.605-606 (Feridun Bey bu bilgileri Sultan Süleyman‟ın Ferdinand‟a gönderdiği Van

Fetihnamesi‟nin suretinde aktarmaktadır.) Celalzâde Mustafa, Tabakât, v.332b-335a: Kılıç, „„Osmanlı-Ġran

Münasebetleri‟‟, s.238; Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman,s.443; Ramazanzâde, Tevârih, s.244; Gelibolulu

Mustafa Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.635; Peçevî Tarihi, c.I, s.274; Solakzâde Tarihi, s.219. Matrakçı Nasuh, kısaca

bahsettiği Gürcistan seferi mevzûnda, Akçakale ile birlikte diğerlerinin isimlerini vermeden 6 kalenin

fethedildiğini aktarmaktadır. Bkn. Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.466. Gelibolulu Âli, Tepekred

(Terpekrek) Kalesi‟nin 7 Ekim (15 Ramazan) günü fethedildiğini aktarmaktadır. Âli, Künhü‟l Ahbâr, s.635.

Lütfi PaĢa kalelerin isimlerini zikretmemektedir. Kalelerin ne Ģekilde ele geçirildiği, kuĢatmaların ne kadar

sürdüğü, Osmanlı askerlerinin sayısı gibi konular dönemin kaynaklarının çoğunda yer almamaktadır. Evliya

Çelebi‟nin Seyehatnamesi‟nde bu kalelerin bazılarının fiziksel özellikleri yer almaktadır. XV. yüzyıl sonlarında

Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen Tortum Kalesi, sonraki yıllarda Gürcistan halkı tarafından ele

geçirilmiĢti. Yavuz Selim Han Ģehzadelik döneminde kalede Osmanlı hakimiyetini sağlasa da, halk tekrar

ayaklanarak kaleyi ele geçirmiĢti. Onun aktardığına göre, Necah ve Emirâhur Kaleleri askerin kalabalığından

endiĢeye kapılarak aman dilemiĢlerdir. Evliya Çelebi Gürcistan bölgesinde fethedilen kalelerin isimlerini Ģu

Ģekilde vermektedir: Pengird Kalesi, VaĢird Kalesi, Küçük Akçakale (bu kalelerin de aman yoluyla ele

geçirildiğini belirtmektedir), Ġspir Kalesi, Pertekrek Kalesi ve Yuvana, Dadanlı, Tikhiz nahiyeleri. Kalelerin

fiziksel ve coğrafi özellikleri için bkn. Evliya Çelebi Seyehatnamesi, Cilt 2, 2. Kitap, s.404-407

344 ġeref Han, Şerefname, s.203; Gelibolulu Âli, Künhü‟l Ahbâr, s.636; Peçevî Tarihi, c.I, s.274.

345 Peçevî Tarihi, c.I, s.272-274

346 Gelibolulu Âli, Künhü‟l Ahbâr, s.636; Peçevî Tarihi, c.I, s.274; Solakzâde Tarihi, s.219. Feridun Bey,

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Diyarbakır‟dan önce 11 Eylül‟de (18 ġaban) Erzurum‟a geldiğini yazmaktadır. Bkn.

Feridun Bey, Münşeat I, s.606

347 Gelibolulu Âli, Künhü‟l Ahbâr, s.636

69

yaklaĢtığından ve havaların soğuduğundan ötürü, askerlerin geri dönmeye istekli

olduklarından söz edilir.348

Ordunun Ġstanbul‟a ulaĢtığı tarih, 21 Aralık 1549 (1 Zilhicce 956) olarak kaydedilmektedir.349

Genel olarak Solakzâde‟de verilen dönüĢ menzillerine göre, Çevlik‟ten Urfa yakınlarındaki

Birecik‟e gelen ordu, buradan Gaziantep, Adana ve Konya yoluyla Ġstanbul‟a ulaĢmıĢtır.350

Osmanlı kaynaklarında bu seferin mâhiyeti niteliğinde; Van Kalesi‟nin Safevilerden geri

alınıp Hakkari bölgesini de içine alacak Ģekilde bir beylerbeyilik haline getirilmesi, ġirvan‟da

hâkimiyetin sağlanması, Ahmet PaĢa‟nın Gürcistan seferi ile Atabek Yurdu olarak anılan

Ahıska‟da dört sancaklık bölgenin fethedilip Erzurum Eyaleti‟ne bağlanması vurgulanmıĢtır.

Mezkûr kaynaklarda, Safeviler üzerine yapılan ikinci seferin de nispeten benzer Ģekilde

sonuçlanması bir eleĢtiri konusu olmamıĢtır. Hatta Kanuni Sultan Süleyman Ġstanbul‟a

dönünce, Tercüman Ahmet ile Avusturya arĢidükü Ferdinand‟a bir zafernâme mektubu

göndererek, Safevi Devleti üzerine yapılan seferde Doğu Anadolu‟da otuz bir Ģehrin ele

geçirildiğini, on dört Ģehrin tahrip edildiğini ve savunmasız halde olan yirmi sekiz mevkinin

sağlamlaĢtırıldığını bildirmiĢtir. Ele geçirilen kaleler isim isim yazılarak, Venedik ve

Lehistan‟a da bu mahiyette mektuplar gönderilmiĢtir.351

Fakat bu seferin, 1533 Irakeyn Seferi‟nde sağlanan kazanımlardan hariç, Osmanlı Devleti‟ne

kazanımları oldukça sınırlı olmuĢtur. Sınır boylarında sağlanan sükûnet ve asayiĢ geçici

olmuĢtur. Bununla birlikte Elkas Mirza‟nın Osmanlı Devleti‟ne iltica etmesi ve padiĢahın

onun vasıtası ile gerçekleĢtirmeyi düĢündüğü hedefleri de bir sonuca ulaĢmamıĢtır. Nitekim,

Sultan Süleyman Diyarbakır‟dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra ġah Tahmasb ġirvan‟ı

yeniden zapt etmek için Ustacalu Abdullah Han‟ı ġirvan üzerine göndermiĢ, Abdullah Han

ġirvan‟ı ele geçirmiĢtir. Sonraki aylarda ġah Tahmasb‟ın emriyle Safevi ordusu Ahlat, ErciĢ

ve Adilcevaz kalelerine saldırmıĢtır.352

348 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman,s.443-444; Peçevî Tarihi, c.I, s.275; Solakzâde Tarihi, s.219; DaniĢmend,

Kronoloji, c.2, s.262

349 Gelibolulu Âli, Künhü‟l Ahbâr, s.636; Peçevî Tarihi, c.I, s.275; Solakzâde Tarihi, s.219; Anonim Tevârih

(Gıese neĢri) s.151; Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.17

350 Solakzâde Tarihi, s.219

351 Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.18. Hammer Tarihi‟nin dipnotunda, bu mektubun Avusturya Hazine-i

Evrak‟ında Latince suretinde bulunduğu belirtilmektedir. Bununla birlikte, Feridun Bey‟in, „Fransa Kralı‟na

gönderilen Van Fetihnamesi‟ baĢlığıyla naklettiği mektupta özetle, Van‟ın fethedilip beylerbeyilik haline

getirildiği, ġirvan‟da hakimiyetin sağlandığı, Elkas Mirza‟nın Kum, KaĢan ve Isfahan gidip ġah Tahmasb‟ın ve

kardeĢlerinin mallarını yağmaladığı, Ahmet PaĢa‟nın Gürcistan‟da otuz beĢ kıt‟a kale fethettiği bildirilir. Feridun

Bey, Münşeat I, s.603-606

352 UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.360

70

Emecen‟in ifade ettiğine göre, Osmanlı ordusunun ikinci kez Safevi topraklarından aynı

Ģekilde dönmesi ile Safevilerin ortadan kaldırılamayacağı ve aslen Anadolu‟nun muhafaza

edilerek, Safevileri sınır boylarının dıĢında tutmanın gerekliliği anlaĢılmıĢtır.353

353 Emecen, Osmanlı Sultanları, s.140

71

5. OSMANLI YAZARLARINA GÖRE KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN ÜÇÜNCÜ

İRAN (NAHÇIVAN) SEFERİ VE AMASYA ANTLAŞMASI (1553-1555)

5.1. Sultan Süleyman’ın İkinci İran Seferi’nin Ardından Şah Tahmasb’ın Doğu

Anadolu’daki Faaliyetleri

Gerek Osmanlı kaynaklarından gerek Safevi kaynaklarından anlaĢıldığı üzere, ġah Tahmasb

Osmanlı ordusunun Anadolu‟ya dönüĢünün ardından, Doğu Anadolu ve Ġran coğrafyasında

yine aynı faaliyetleri ve stratejileri izlemeye devam etmiĢtir. Bu minvalde, Osmanlı

ordusunun ikinci seferinden sonra bölgeden ayrılmasıyla önce ErciĢ Kalesi‟ne, ardından

Adilcevaz ve Ahlat kalelerine taarruz etmiĢtir. (Ağustos-Eylül 1552/Ramazan 959)

Safevi kaynaklarında ġah Tahmasb‟ın bu hareketine sebep olarak, o sıralarda Erzurum

beylerbeyi olan Çerkes Ġskender PaĢa‟nın Gürcistan‟daki faaliyetleri354 ve ġah Tahmasb‟a

yazdığı mektuplar gösterilmektedir. Tezkire‟de ġah Tahmasb, Ġskender Bey‟in Safevi beyi

Hüseyin Han Sultan‟a gönderdiği mektuba Ģu ifadelerle yer vermektedir: „„Ben Gürcistan‟ın

Urvenuh Kalesi‟ni kuşattım. Eğer padişah (şah) benim üzerime gelirse savaşacağım.

Yenersem Doğu padişahını yenmiş olurum. Yenilirsem, o bir kulu yenmiş olur.‟‟355 ġah

Tahmasb, bunun üzerine Ġskender PaĢa‟ya gözdağı vermek için ErciĢ, Adilcevaz ve Ahlat

kalelerine saldırdığını söylemektedir.

Safevilerin saldırılarına karĢı; Kürt beylerinden Ġbrahim Bey ErciĢ‟i, Yularkısdı Sinan

PaĢa‟nın oğlu Mîr Mustafa PaĢa Adilcevaz‟ı savunmuĢtur. Küçük bir kale olduğu belirtilen ve

az sayıda muhafızı olan Ahlat Kalesi‟ni ise, Solakzâde‟nin aktardığına göre, Safeviler kale

halkına teslim olmaları Ģartıyla özgür bırakacaklarına dair mektup göndermelerine rağmen,

kale halkının tamamını öldürmüĢler ve kaleyi harap etmiĢlerdi. Bu haber ErciĢ Kalesi‟ne

354 Bu hâdiseden on yıl önce (1541/947) veziriazamlık vazifesinden azledilen ve Dimetoka‟da yaĢayan Lütfi

PaĢa, bu meseleyi Ģu Ģekilde yazmaktadır: „„ Ve bu yılın (1552/959) Gürcistan beyleri Acem serdarı Tahmasb‟a

harac-ı bî-nihâye cem edip dahi kızılbaştan dört beş Sultan gelip ve Gürcülerden nice Aznavur beyleriyle hayli

leşker cem olup haracdan cem olan mal‟ü menâli alıp gide yürürken Erzurum beylerbeyi bu husustan agâh olup

nice bin Rum-ili varıp darb-ı destle ol haracı ellerinden alıp ve kızılbaştan ven Gürcü‟den bî-hisâb âdem helâk

olup ve nice yarar beylerin tutup, o alınan haracı ve beyleri Sultan Selim‟e gönderdi. Tahmasb Şah-ı bedrâh

Gürcü‟den gelen haracın ve beylerinin alındığını işitecek nice bin leşker ile Tebriz‟den göçüp şâh-ı Rum Sultan

Süleyman memleketinin serhaddine Erciş‟e gelip ve andan göçüp Rahatü‟l-cezve gelip ve andan varıp Ahlat

nam kal‟aya üşüp ve lağımlar urub ve mancınıklar kurup hayli zaman muhasara edip içinde olanlar zâhiresiz

zebûn olup hisâr-ı sulhla verip Tahmasb dahi Ahlat hisarını yakıp ondan geri Erciş‟e göçüp ve onu dahi hisar

edip oturdu.‟‟ Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, hz. Kayhan Atik, s.309

355 ġah Tahmasb, Tezkire, s.72-73

72

ulaĢtığında, kale halkı endiĢelenerek Ġbrahim Bey‟i öldürmüĢ ve kaleyi bırakarak

dağılmıĢlardı.356

Bundan sonra ġah Tahmasb, oğlu Ġbrahim Mirza‟yı Erzurum üzerine göndermiĢtir. ġah‟ın

Ġsmail Mirza‟yı Erzurum‟a göndermesinin sebebi Osmanlı kaynaklarında, Erzurum

beylerbeyi Ġskender PaĢa‟dan Van‟ın intikamını almak istemesi Ģeklinde yorumlanmaktadır.

Solakzâde, Ġskender PaĢa‟nın zeki, iyi savaĢçı ve cesaretli olduğunu, fakat düĢmanla

karĢılaĢınca sabırsız ve çabuk karar veren biri olduğunu belirtir. Ona göre, Safevi ümerâsı da

Ġskender PaĢa‟nın bu huyunu bilerek, kaleyi kuĢatmak yerine, önce Ġskender PaĢa‟nın

hareketini bekleyerek kalenin çevresine pusu kurmuĢlardı. Ġskender PaĢa, maiyetindeki dört

yüz- beĢ yüz askeri ile Safevilerin üzerine yürüyerek birçok Safevi askerini öldürse de, geride

pusuda bekleyen atlı Safevi askerleri, PaĢa ve etrafındakilerin çevresini sararak Malatya beyi

Hayrettin Bey, Trabzon beyi Mustafa Bey, Bozok beyi Ġsa Bey ve Karahisar beyi Mahmut

PaĢa ile birlikte Osmanlı ümerasından bazı kiĢileri öldürmüĢler, bazılarını da esir almıĢlardı.

Ġskender PaĢa ise bir Ģekilde kaleye tekrar dönmüĢtü.357

Ġskender PaĢa, Safevi askerlerinin tuzağına düĢmüĢ olsa da, Osmanlı kaynaklarında onun

müdafaasının baĢarısı vurgulanmaktadır. Hatta Gelibolulu Âli ve ondan aynen aktaran

Solakzâde, „bu mücadeleyi Ġskender PaĢa‟dan baĢka biri verseydi, belki de onun

maiyetindekilerin hiçbiri sağ kurtulamazdı‟ Ģeklinde onun baĢarısını ifade etmektedir. Sultan

Süleyman‟ın da, Ġskender PaĢa‟yı tebrik ederek ona bir mektupla birlikte hilat ve altın

mücevherli kılıç hediye gönderdiği kaydedilir.358 Sultan Süleyman‟ın Ġskender PaĢa‟ya

gönderdiği mektuba birçok Osmanlı kaynağında yer verilmektedir:

„„İskender berhudar olasın ve nice gazâlarda engüşt-nümâ-yı ecnâd (meşhur, parmakla

gösterilen asker) ol ki sen şah oğlunun küfüvvi (benzeri) değilsin. Ve askeri vefret-ü

kesret (çokluğu) haysiyetinden senin ile olan leşkere muâdil değildi. Pes sana lâzım

olan bezl-i makdûr (gayret) idi, ettin. Nusret-u hezîmet, meşiyyet-i Hüdâ‟ya müteallik

idi ki sen o ümitle gittin. Hatırın hoş tutasın.‟‟359

356 ġeref Han, Şerefname, s.205; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.641; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.226; Hammer,

Osmanlı Tarihi, c.6, s.41; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.265

357 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, Matbaa-i Amire, s.451; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.641; Solak-zâde

Tarihi, c.II, s.226 -227; Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.41; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.266. Solakzâde,

Ġskender PaĢa‟nın yanında dört-beĢ yüz kiĢilik bir grup olduğunu belirtirken, DaniĢmend Ġskender PaĢa‟nın

Gürcistan seferinde yanında bulunan askerleri yurtlarına gönderip, yalnız kale muhafızlarıyla kalmıĢ olduğunu

ve henüz dönmemiĢ olan sancak beyleri ile onların muhafızlarından baĢka bir kuvvetleri olmadığına dair

rivayetler aktarmaktadır.

358 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.642; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.228; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.267

359 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.642; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, Matbaa-i Âmire, Ġstanbul

1281, c.I, s.298,299; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.228. Âli, Peçevî ve Solakzâde; Ġskender PaĢa‟nın bu hâdiseden

önceki gece Ġskender PaĢa‟nın rüyasında yılan tuttuğunu gördüğünü, yanındakilere bunu söylediğinde, onlardan

73

ġah Tahmasb‟ın Doğu Anadolu‟da devam eden tahribatları ile, önceki Ġran seferinin (1548-

1549) yarım kalması gibi sebepler Sultan Süleyman‟ı tekrar harekete geçirmiĢtir. Osmanlı

kaynaklarında, daha önce olduğu gibi, Sultan Süleyman‟ın Safeviler üzerine önceki

seferinden bu yana Ġran üzerine gitmeye niyeti olduğu belirtilir. 21 Aralık 1549 (1 Zilhicce

956) günü Doğu Anadolu‟dan Ġstanbul‟a dönmesinden beri, üç yıldır sefere çıkmayan Kanuni

Sultan Süleyman‟ın, günlerini Ġstanbul ile Edirne arasında istirahat ederek geçirdiği

kaydedilir. Bu süre zarfında Avrupa‟da yaĢanan geliĢmelere karĢılık ise, Macaristan üzerine

Sultan Süleyman bizzat ordu baĢında hareket etmeyip, ikinci vezir Ahmet PaĢa‟yı

göndermiĢtir.

5.2. Osmanlı Vakayinamelerinde Veziriazam Rüstem Paşa’nın Hareketi

Yeniden Safeviler üzerine sefer kararının alınmasıyla birlikte, Sultan Süleyman ordunun

baĢına veziriazam Rüstem PaĢa‟yı vazifelendirmiĢ, 1552 yılının Ağustos ayında (ġaban 959)

Rüstem PaĢa komutasında yeniçeri ağası, sipahiler ağası ve Anadolu, Karaman, Dulkadır,

Sivas beylerbeyleri ve ordularından oluĢan Osmanlı ordusu Safeviler üzerine

gönderilmiĢtir.360

Osmanlı kaynaklarında, Rüstem PaĢa ve ordusunun Ankara üzerinden geçip Konya

Aksaray‟da konakladığı sıralarda, ordu içinde birtakım hareketlilik yaĢandığı aktarılmaktadır.

Bunlardan biri, özellikle yeniçeriler arasında büyük yankı yapan; yaĢı kırka yaklaĢan ġehzade

Mustafa‟nın ordunun baĢına geçmesi isteğidir. Vakayinamelerin birçoğunda ordu içinde, bu

sıralarda ilerlemiĢ yaĢından dolayı Sultan Süleyman hakkında; „„pâdiĢâh-ı âlem-penâh gâyet

kocaldı, seferden ve hareketten kaldı, veziriâzamı serdar tâyin edip sefere saldı‟‟ sözlerinin

dolandığı ve padiĢahın tahttan çekilip Dimetoka‟ya yerleĢerek orada ibadet ve tâat ile meĢgul

olması gerektiğinin söylenildiği rivayet edilmektedir.361

Bununla birlikte Gelibolulu Âli ve Peçevî‟nin belirttiğine göre, yeniçerilerden bazıları

ġehzade Mustafa‟ya haber göndererek, Rüstem PaĢa‟nın kendisine muhalif olduğunu, gelip

Rüstem PaĢa‟yı öldürdüğü takdirde serdarlığına ve padiĢahlığına engel kalmayacağını telkin

birinin „„galiba tuttuğunuz yılan Ģah oğludur, sizin üzerinize gelmek mesâvîsi Ģâyidir‟‟ Ģeklinde yorumladığını

rivayet etmektedirler. Bu rivayeti aktaran kaynakların yazıldıkları döneme bakıldığında, bu rüya hâdisesinin

sonradan oluĢturulmuĢ bir rivayet olabileceği düĢünülmektedir.

360 Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.467; Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.451-452; Gelibolulu Âli,

Künhü‟l- Ahbâr, s.643; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.299; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.229;

Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.44; DaniĢmend, Kronoloji, C.2. s.279

361 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.643; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.300; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.229; Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.43; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.279; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi,

c.2, s.402; Tayyip Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s.142

74

etmiĢlerdi.362 Hatta, ġehzade‟nin yanındaki (ismi verilmeyen) kimseler ona, „„Sultan

Süleyman‟ın Mustafa‟yı yerlerine halef yapma murâd-ı Ģerîf olduğuna hilâf yok iken mâni

Rüstem PaĢa‟dır‟‟ diyorlardı.363 Âli‟nin ve yakın dönem tarihçilerinden T. Gökbilgin‟in

bildirdiklerine göre, ġehzade Mustafa da bu telkinlerin etkisinde kalmıĢtı ve onun saltanat

arzusu kuvvetlenmiĢti.

Bu durum üzerine veziriazam Rüstem PaĢa, sipahiler Ağası Ġsfendiyarzâde ġemsi Ahmet PaĢa

(ö.1580/988) aracılığıyla yeniçerilerin ġehzade Mustafa‟ya temâyül gösterdiğine dair

padiĢaha mektup göndermiĢtir.364 Kanuni Sultan Süleyman‟ın ise, „hâşa ki Mustafa Han

saltanat sevdası ile küstahlık etmeye cüret etsin, bazı müfsidler kendileri mâyil olduğu

şehzadeye veraset-i mülk münhasır olsun diye bühtan ederler, zinhar bu sözü bir daha lisâna

getirmeyin‟365 Ģeklinde karĢılık vermesi ile, ġemsi PaĢa‟nın ilettiklerine ehemmiyet vermediği

anlaĢılmaktadır.

Bundan sonra Sultan Süleyman Rüstem PaĢa ve ordusunu Ġstanbul‟a çağırarak, sefere bizzat

çıkmayı istediğini beyân etmiĢtir. PadiĢahın ordu baĢında sefere çıkma kararını tam olarak

nasıl verdiği kaynaklarda meçhul kalmıĢtır.

5.3. Kanuni Sultan Süleyman Önderliğinde Osmanlı Ordusunun İstanbul’dan Hareketi

Osmanlı kaynaklarında, Kanuni Sultan Süleyman‟ın Ġran üzerine hareket tarihi çoğunlukla 28

Ağustos 1553 (18 Ramazan 960) olarak verilmektedir.366 Sultan Süleyman‟ın, Rüstem PaĢa ve

362 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.643; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.300; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.229

363 Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.300; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.229

364 Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.467-468; Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.42-43. Matrakçı Nasuh, bu

mektuba Ģu cümle ile yer vermektedir: „„leşkerden bâzısı Sultan Mustafa cânibine meyl eyleyüp dağılmak fehm

olunur.‟‟ (Matrakçı, s.468) Lütfi PaĢa ordu arasındaki bu hareketten bahsetmeyerek, kısaca „askerin harekete

mecâli yoktu, padişaha arz ettiler‟ yazmaktadır. Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.452. Lütfi PaĢa, Rüstem

PaĢa‟nın Ankara‟dan Kayseri‟ye gitme niyetinde iken, Kayseri yolundan Aksaray‟a gelindiğini yazmaktadır. Bu

durumu Matrakçı Nasuh Ģöyle açıklamaktadır: „„Paşa-yı mezbur dâhi Engüri‟den (Ereğli) kalkıp, Aksaray

cânibine varıp lâkin ol mahâlde kar yağıp kış olacak, yeniçeri tâifesi paşa üzerine gulüv eylediler. „Eğer düşman

var ise üzerine varalım ve illâ icâzet ver dönüp İstanbul‟a gidelim‟ dediklerinde paşa-yı müşârun-ileyh cevap

verdi ki „Padişahtan izinsiz ben size icâzet vermeye kâdir değilim. Arz edelim, emr nenün üzere câri olursa eyle

olsun. Ve hem bi‟l-cümle şitânun dâhi şiddeti geçsin.‟‟ Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.452; Matrakçı Nasuh,

Târih-i Âli Osman, s.467

365 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.643; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.300; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.230

366 Celalzâde Mustafa, Tabakât, y.354a-355b: naklen Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi, s.218;

Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.468; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.644; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarihi

Peçevî, c.I, s.301; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.232; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.403; Gökbilgin, Kanuni

Sultan Süleyman, s.143. Kanuni Sultan Süleyman‟ın Üsküdar‟a hareket tarihini, Lütfi PaĢa 27 Ağustos (17

Ramazan), MüneccimbaĢı 30 Ağustos (20 Ramazan) olarak verirken Anonim Tevârih‟te bu tarih 6 Eylül (27

Ramazan) olarak verilir. Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.452; MüneccimbaĢı, Sahaifü‟l- Ahbâr, c.3 s.502;

Anonim Tevârih (Gıese neĢri), s.152

75

ordusunun Ġstanbul‟a geliĢinden sonra, tekrar harekete geçmesinin uzun zaman almasının

sebebi bilinmemekle birlikte, bazı yakın dönem kaynaklarına göre bu durum yaklaĢık üç

yıldır sefere çıkmayan padiĢahın yorgunluğu ve rahatsızlıkları ile izah edilebilir.

Sultan Süleyman‟ın yeni bir sefere karar verdiğini öğrenen ġah Tahmasb, daha önce Erzurum

Kalesi‟ne saldırdığında esir aldığı Biga sancakbeyi Mahmut Bey‟i elçi olarak Osmanlı

payitahtına göndermiĢ, padiĢahın saraydan hareket günü elçi Ġstanbul‟a ulaĢmıĢtır.367

DaniĢmend Sultan Süleyman‟ın, son anda Safevilerden elçi gelmesini, ġah Tahmasb‟ın seferi

geciktirmek için yaptığı bir kurnazlıktan ibaret gördüğünü ifade etmektedir.368

Solakzâde, ġah Tahmasb‟ın Sultan Süleyman‟a gönderdiği mektubunda Ģunların yazıldığını

kaydetmektedir:

„„Eyâ şehriyâr-ı muâlla-meâb / İskender mehâbet Süleyman cenâb

Ne kim emr idersen emâret senin / İtâat bizimdir işaret senin

Revâ mı arada bu denli şikâk / Ne var olsa mabeynimizde vifâk

Eğer lütf edip sulha versen rızâ / Sana tâ olunca ederdik duâ

Ricâ vü temennâmız kıl kabûl / Be-hakk-ı Hüdâ ve Be-hakk-ı Resûl‟‟369

ġah Tahmasb‟ın bu sözlerinden yine meydan savaĢından uzak durduğu, hatta bu kez Sultan

Süleyman‟a itaat edeceği anlaĢılmaktadır. Fakat, Safevi cephesinden durum daha farklı

yansıtılmıĢtır. ġah Tahmasb, barıĢ adımını önce kendisinin değil de Sultan Süleyman‟ın

attığını söylemektedir. Ona göre Sultan Süleyman ve ġehzade Selim, ġah‟ın yönetimde

nüfûzu olan kız kardeĢine gönderdikleri mektupta „„bir elçi gönderin de aramızda barıĢ

gerçekleĢsin ve bu günden sonra âcizler ve yoksullar arada ezilmesin‟‟ diyerek barıĢ yapmak

istemiĢlerdi.370 Osmanlı kaynaklarında geçen Biga sancakbeyi Mahmut Bey‟in elçi olarak

gelmesini ġah Tahmasb; onun aracılığıyla yalnızca beylerbeyi Ġskender PaĢa‟dan Ģikayet

ettiğini ve ele geçirilen kaleleri haber verdiğini bildirmesi ile açıklamaktadır. Osmanlıların

kendilerine yönelik harekete geçmelerini ise, Rüstem PaĢa‟nın iki devlet arasındaki ara

bozuculuğuna dayandırmaktadır. Ona göre „„Mahmut Bey‟in Ġstanbul‟a gitmesinden sonra,

Rüstem PaĢa ve bir grup bedbaht hoĢ olmayan sözler ortaya atmıĢ, taraflar arasında birçok laf

367 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.643; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.301; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.231. Âli‟de Biga sancakbeyinin adı Muhammed Bey olarak geçmektedir.

368 DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.287

369 Solak-zâde Tarihi, c.II, s.231. ġah Tahmasb‟ın Kanuni Sultan Süleyman‟a barıĢ isteği ile gönderdiği mektup

için bkn. TSMA No:8968/1

370 ġah Tahmasb, Tezkire, s.74

76

götürüp getirmiĢ ve hayırlı bir iĢin gerçekleĢmesine engel olmuĢtu.‟‟371 Dolayısıyla ġah

Tahmasb, Irakeyn Seferi‟nden Ġbrahim PaĢa‟yı sorumlu tuttuğu gibi, bu seferden de Rüstem

PaĢa‟yı ve Sultan Süleyman‟a bölgedeki faaliyetleri bildiren ve onu kendilerine karĢı sefere

teĢvik eden Ġskender PaĢa‟yı sorumlu tutmuĢtur.372 Aynı Ģekilde Safevi tarihçisi Ġskender Bey

de “Sultan Süleyman Ġskender PaĢa‟nın tahriki ile tehditler yağdırarak Acem diyarına

geleceğini bildirdi‟‟ demektedir.373

Üsküdar‟dan yola koyulan Osmanlı ordusu, 8 Eylül 1553 (29 Ramazan 960) günü YeniĢehir

(Bursa) mevziine ulaĢtığında, ġehzade Bayezid (ö.1562/969) padiĢahı karĢılamıĢ, buradan

Rumeli muhafazası ile vazifelendirilip Edirne‟ye gönderilmiĢtir.374 Solakzâde, Ramazan

Bayramı‟nın da YeniĢehir menzilinde geçirildiğini bildirmektedir.375 (10 Eylül/1 ġevval)

YeniĢehir‟den hareket eden ordu, 21 Eylül‟de (12 ġevval) Bolvadin menziline geldiğinde ise

Saruhan sancakbeyi ġehzade Selim (ö.1574/982) gelip orduya katılmıĢtır.376

5.4. Osmanlı Yazarlarına Göre Şehzade Mustafa’nın Katli

Bazı ümera arasında ġehzade Mustafa aleyhine söylenenlere, Kanuni Sultan Süleyman

yukarıda belirtildiği gibi ehemmiyet vermese de, onun ġehzade hakkında ne zaman ve ne

Ģekilde karar aldığı ya da kararlarını değiĢtirdiği bilinmemektedir.

Yazılana göre, Osmanlı ordusu Bolvadin‟den Ereğli (Konya) konağına, buradan da

yakınlardaki Aktepe (Ak-öyük) mevkiine geldiğinde, burada daha önce sefere davet edilen

ġehzade Mustafa gelerek orduya katılmıĢtır. ġehzade‟nin, padiĢahın ordusu Aktepe‟ye

gelmeden bir gün önce bölgeye ulaĢtığı hakkında muhtelif rivayetler olsa da, onun Aktepe

mevkiine ulaĢtığı tarih çoğu kaynakta 5 Ekim (26 ġevval) olarak verilmektedir.377

371 ġah Tahmasb, Tezkire, s.74

372 Safevi kaynaklarında, sefere sebep olan mesele Ġskender PaĢa‟nın Kanuni Sultan Süleyman‟a yazdığı,

Safevilere karĢı kıĢkırtıcı mektuplar olmuĢtur. ġah Tahmasb‟a göre, Ġskender PaĢa Kanuni Sultan Süleyman‟a

mektuplar göndermiĢ, padiĢah da Ġskender PaĢa‟yı haklı bulmuĢtu.

373 Ġskender Bey, Tarih-i Alemarâ-yi Abbasi, s.177

374Celalzâde Mustafa, Tabakât, y.354a:naklen, Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas-Ellerini Fethi, s.218; Lütfi PaĢa,

Tevârih-i Âli Osman, s.453; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.644; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I,

s.302; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.232; MüneccimbaĢı, Sahaifü‟l Ahbâr, c.3 s.502; Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6,

s.43; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.283; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.403; Gökbilgin, Kanuni Sultan

Süleyman, s.143

375 Solak-zâde Tarihi, c.II, s.232

376 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.644; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.302; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.232; MüneccimbaĢı, Sahaifü‟l Ahbâr, c.3 s.502; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.283; UzunçarĢılı, Osmanlı

Tarihi, c.2, s.403; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s.144

377 Bu tarihi Matrakçı Nasuh 27 Eylül (18 ġevval), MüneccimbaĢı 29 Eylül (20 ġevval) olarak verirken, Anonim

Tevârih‟te 1 Ekim (22 ġevval) olarak verilmektedir. Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.468; MüneccimbaĢı,

Sahaifü‟l Ahbâr, c.3 s.502; Anonim Tevârih (Gıese neĢri), s.152. 5 Ekim tarihini veren kaynaklar; Ramazanzâde,

77

ġehzade Mustafa‟nın Aktepe mevkiine gelip ordugâhını kurdurduktan sonra, ertesi gün ümera

ve askerler tarafından büyük bir alay ile karĢılandığı belirtilmektedir. Bundan sonra, ġehzade

Mustafa babasının huzuruna çıkmak için otağına gittiğinde, orada bulunan dilsiz cellatlar

tarafından boğdurulmuĢtur.378 (6 Ekim/27 ġevval) ġehzade Mustafa‟nın ölüm haberi ümera ve

askerler arasında büyük yankı bulunca, Sultan Süleyman veziriazam Rüstem PaĢa‟nın

sorumlu tutulacağını düĢünerek, onu görevinden azletmiĢtir.379

Osmanlı kaynaklarından anlaĢılacağı üzere, Sultan Süleyman‟ın da tahmin ettiği gibi devlet

erkânı, yeniçeriler hatta halk bile ġehzade Mustafa‟nın idamından Rüstem PaĢa‟yı sorumlu

tutmuĢlardır. Birçok vakayinamede, ġehzade‟nin ölümünün dönemin Ģairlerinin kalemine de

yansıdığı belirtilerek, onların „‟Mekr-i Rüstem‟‟ (Rüstem‟in hilesi) lafzı ile tarih düĢürdükleri

yer almaktadır.380

Osmanlı çağdaĢ kaynaklarına bakıldığında, ġehzade Mustafa‟nın ölümü hakkında yazarların

padiĢahı eleĢtirmekten kaçındığı, daha çok Rüstem PaĢa‟yı sorumlu tuttukları anlaĢılmaktadır.

Bununla birlikte, kaynakların yazıldığı devir de oldukça önem taĢımaktadır. Nitekim; Sultan

Tevârih, s.245-246; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.644; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.303;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.283

378 Celalzâde Mustafa, y.356a- 364a; Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.468; ġeref Han, ġerefname, s.206;

Ramazanzâde, Tevârih, s.245-246; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.644; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i

Peçevî, c.I, s.303; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.233; Anonim Tevârih (Gıese neĢri), s.152; MüneccimbaĢı, Sahaifü‟l

Ahbâr, c.3 s.502; Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.46; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.403; Zuhuri DanıĢman,

Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Yeni Matbaa, Ġstanbul 1965, c.7, s.53. DaniĢmend, ġehzade Mustafa‟yı öldüren

cellatların, vaktiyle Topkapı Sarayı‟nda veziriazam Ġbrahim PaĢa‟yı boğan cellatların olduğunu rivayet

etmektedir. (Bkn. DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.284) Lütfi PaĢa Târih‟inde, ġehzade Mustafa‟nın öldürülmesi

hâdisesine yer vermemiĢtir. Matrakçı Nasuh, ayrıca ġehzade Mustafa‟nın boğdurulmasının ardından, annelerinin

yanında bulunan çocuklarının da öldürüldüğünü aktarmaktadır. Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.470

379 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.644; Peçevî Ġbrahim Efendi, Tarih-i Peçevî, c.I, s.303; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.233; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.285; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.403; Gökbilgin, Kanuni Sultan

Süleyman, s.145

380 „„işbu takdir-i ilahi ve hükm-i şehenşâhî bi-hasebi‟z-zâhir Rüstem Paşa‟nın fitne vü keydiyle vücud bulup...‟‟

Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.469. ġeref Han, Şerefname, s.206; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.645;

Peçevî Ġbrahim Efendi, Tarih-i Peçevî, c.I, s.303; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.235. „„Mekr-i Rüstem‟‟ lafzının

ebced hesabıyla karĢılığı ġehzade Mustafa‟nın ölüm yılı olan hicri 960 yılına tesadüf etmektedir. Daha önce

Sultan Süleyman‟ın Bağdat Seferi‟ne katılan Divan Ģairi TaĢlıcalı Yahya‟nın (ö.1582/990) cesurca yazdığı

„„ġehzade Mustafa Mersiyesi‟‟ ordu ve halk arasında hızlıca yayılmıĢtır. Bu mersiyenin bir kısmı Ģu Ģekildedir:

„„Meded meded bu cihânûn yıkıldı bir yanı / Ecel Celâlîleri aldı Mustafa Hân‟ı /...

Yalancının kuru bühtânı bugz-ı pinhânı / Akıtdı yaşumuzı yakdı nâr-ı hicrânı./...

Getürdi arkasını yire Zâl-i devr ü zemân / Vücûdına sitem-i Rüstem ile irdi ziyân

Döküldi gözyaşı yılduzları çoğaldı figân / Dem-i memâtı kıyâmet güninden oldı nişân.‟‟

XVI. Yüzyıl‟da yaĢamıĢ baĢka bir divan Ģairi ġair Sâmi‟nin de ġehzade Mustafa ile ilgisi mersiyesi oldukça

meĢhur olmuĢtur, mersiyesinde ġehzade‟nin ölümünden Sultan Süleyman‟ı mesul tuttuğu anlaĢılmaktadır:

„„Ben kime kul olayım bilemezem n‟oldu şeh‟im / Mustafa n‟oldu hanî ne‟yledin a pâdişehim?

İntikamın alayım demiş iken sürh-ü ser‟in / Kasd idüp cânına kıydın ne revâdır püserin

Bu değil idi garaz kalsa cihânda eserin / Tâc-u tahtın kime kalur kime bû mülk-ü yerin‟‟.

Gelibolulu Âli, TaĢlıcalı Yahya‟nın bu mersiyesine karĢı ona „„Gazâb-ı padişâhîden havf eylemeyüp, bu mâkule

mersiyye nazmına nice cüret itdünüz didüm‟‟ sualini sorduğunu, ġair Yahya‟nın ise „„Şehzadenün mâtem-i

mihneti beni mecbur kıldı‟‟ Ģeklinde cevap verdiğini aktarmaktadır. Bkn. Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.645

78

Süleyman‟ın saltanat döneminde yazılan eserlerde, yazarın padiĢahtan çekinebileceği, Sultan

Süleyman dönemi sonrasında yazılan eserlerin yazarlarının ise, hem kendinden önce yazılan

eserlerden, hem de o dönemde padiĢahı cesurca eleĢtiren mersiyelerden etkilenmiĢ olabileceği

muhakkaktır.

Osmanlı yazarları; dönemin vezirlerinin, askerlerinin ve halkının, ġehzade Mustafa‟nın

ölümünden genel itibariyle Rüstem PaĢa‟yı ve onunla iĢbirliği halinde bulunduğu düĢünülen

Hürrem Sultan‟ı (ö.1558/965) sorumlu tutsalar da,381 Sultan Süleyman‟ın saltanatından sonra,

Osmanlı yazarlarından Sultan Süleyman‟ın hataya düĢtüğünü yazanlar da olmuĢtur.382

Ġ.H. DaniĢmend, bu seferin asıl sebebinin Safevilerden ziyâde, ġehzâde Mustafa‟ya karĢı

açıldığını savunmaktadır. Bu görüĢüne gerekçe olarak; ġerefname‟de, Peçevî‟de ve bazı batı

kaynaklarında geçen rivayetleri sunmaktadır: Buna göre, Rüstem PaĢa seferden önce, ġehzade

Mustafa‟nın mührünün suretini kazdırarak, bu mühürle ġah Tahmasb‟a ġehzade adına

mektuplar göndermiĢtir. Mektupta ġehzade‟nin, ġah Tahmasb‟ın kızlarından biriyle evlenip,

ġah ile iĢbirliği yapacağı yazıyordu. ġah Tahmasb‟ın ġehzade‟ye gönderdiği cevabî

mektubunu ise, Rüstem PaĢa‟nın adamları ele geçirerek kanıt mâhiyetinde Sultan Süleyman‟a

göndermiĢlerdir.383 Bununla birlikte, padiĢahın daha önce sefere gönderildiği hâlde, Ġstanbul‟a

gelen ġemsi PaĢa‟ya söylediği sözlere dikkat çekmektedir. Ona göre, Sultan Süleyman, oğlu

381 Hürrem Sultan‟ın kızı Mihrimah Sultan 1539 yılında Rüstem PaĢa ile evlenmiĢti. Birçok kaynakta Hürrem

Sultan‟ın, damadı Rüstem PaĢa‟yı aracı ederek Mahidevran Sultan‟ın oğlu ġehzade Mustafa‟yı saltanat

mücadelesinde saf dıĢı bırakmaya çalıĢtığı ifade edilir. MüneccimbaĢı bu vaziyeti Ģöyle izah etmektedir: „„Hâtırı

Hümâyun Şehzâde Mustafa tarafına mâil olup kendisini veliaht etmeye azimet etmişler idi, lâkin Şehzâde

SuItan Bayezid‟in li-ebeveyn hemşiresi olan Mihrimâh Sultan, Rüstem Paşa‟nın zevcesi idi, felâ-cerem mezbûre

ve vâlidesi Sultan Bayezid‟e vilâyet-i-alıd talısîli dâiyesiııe düştüler; mülâhazalarında bu hususa Selim Han‟ın

aslâ rekabeti olmayup hemen ancak Sultan Mustafa‟nın def‟ine mevkuuf olmağla bu maddede Rüstem Paşa‟yı

havâdâr edip anın sa‟y-ü-nifâkı ile maslahat tamam oldu.‟‟ DaniĢmend ise, konuyla ilgili Ģu Ģekilde rivayetler

aktarmaktadır: „„bir rivayete göre 1552/ 959 kış mevsiminde Rüstem Paşa‟nın gene İran seferi bahânesiyle

büyük bir ordu başında Anadolu‟ya gönderilmesi de hakikatte büyük Şehzâde‟ye karşı bir hareket olduğu için,

Şehzâde de ona göre tedbirli davranmıştır; diğer bir rivayete göre de bu hareket hakikaten İran'a karşı olduğu

halde kışın şiddetinden dolayı şarka gidemeyen Rüstem Paşa, orta Anadolu‟da kalıp kaynanası Hürrem

Sultan‟ın tâlimatı mucibince Şehzâde‟nin aleyhine bir takım tezvirât tertibiyle meşgul olmuş ve kaynatası Sultan

Süleyman‟a büyük oğlunun isyan hazırlıklarında bulunduğunu bildirmiştir.‟‟ DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.280

382 DaniĢmend‟in aktardığına göre; „„eski Osmanlı menbâlarından bazılarında, Sultan Süleyman‟ın bu fâciaya

kadar «Ricâlullah zümresinden», yâni büyük zaferleriyle gazâlarından ve bilhassa bütün dünyada bir kanun ve

adâlet timsâli olmasından dolayı Evliyâdan sayıldığı halde, bu cinayetinden sonra artık o mertebeyi kaybetmiş

olduğundan bahsedilir, Fakat bütün bu müellifler o zavallı babanın koynuna masum oğlunun ihâneti hakkında

Rüstem Paşa‟nın tertib ettiği sahte vesikalar doldurulmuş olduğuna her nedense dikkat etmemişlerdir‟‟

ifadeleriyle, bu durumun sorumlusunun yalnızca Sultan Süleyman olarak görülüp, ona iftira dolu mektupları

hazırlayanların üzerinde durmadıklarını eleĢtirmektedir. DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.282

383 ġeref Han, Şerefname, s.206; Peçevî Ġbrahim Efendi, Tarih-i Peçevî, c.I, s.301; DaniĢmend, Kronoloji, c.2,

s.280-281. DaniĢmend‟e göre „„veziriazam Rüstem Paşa‟nın kayınvalidesi Hürrem Sultan‟dan aldığı talimatlara

tamamıyla riâyet ederek, askerle ahâlinin dedikodusunu kurnaz bir şekilde mübalağalarla süsleyerek istismâr

ederek‟‟ ġehzade‟nin ölümüne sebep olmuĢtu. Bu mesele hakkında Topkapı Sarayı ArĢivi‟nde Rüstem PaĢa‟nın

bu hilesi hakkında, muhtemelen padiĢaha hitaben yazılan mektup bulunmaktadır. Bkn. TSMA-e No:5103/1

79

ġehzade Mustafa hakkındaki havâdislerin gerçekliğine ihtimal vermemiĢ, fakat onun

padiĢahlığını isteyenlerin bulunduğunu kabul ederek, bu tehlikeye karĢı sefere çıkmıĢtır. Fakat

bu sefer görünüĢ itibariyle Safevilere yönelik olarak algılanmıĢtır.

Aynı Ģekilde Türk tarihçisi Yılmaz Öztuna da bu seferin asıl amacının Safevi bahanesiyle

ġehzade Mustafa‟nın ortadan kaldırılması olarak açıklamaktadır.384 Ġncelenen çağdaĢ Osmanlı

kaynaklarında ve sonraki yıllarda yazılan vakayinamelerde ise, meseleye bu Ģekilde yer

verilmemektedir. Sultan Süleyman‟ın, ġehzade Mustafa‟nın öldürülmesine Ġran üzerine sefere

çıkmadan mı karar verdiği ya da sefer esnasında mı karar verdiği; bununla birlikte hangi

hâdisenin/hâdiselerin padiĢahı ġehzade Mustafa‟ya karĢı harekete geçirdiği vakayinamelerde

belirsiz kalmıĢtır.

5.5. Halep’te Geçirilen Kışın Ardından Osmanlı Ordusunun Hareketi

ġehzade Mustafa‟nın öldürülmesinin ardından, kıĢ mevsimi yaklaĢtığından dolayı sefer bahar

ayına ertelenmiĢ, Sultan Süleyman Halep‟e yönelmiĢ ve kıĢı orada geçirmeye karar

vermiĢtir.385 ġehzade Selim, kıĢı geçirmek üzere ordusu ile MaraĢ‟a; devrin Rumeli

Beylerbeyi Sokullu Mehmet PaĢa (ö.1579/987) ise Rumeli ordusu ile Tokat‟a

gönderilmiĢtir.386 (Kasım 1553/ Zilhicce 960)

Sultan Süleyman ve ordusunun Kasım ayının ilk haftasında (Zilhicce baĢları) Halep‟e

gelmesinden kısa süre sonra diğer Ģehzade, Cihangir‟in ölümü vukû bulmuĢtur. (27 Kasım/20

Zilhicce) Birçok Osmanlı yazarı ġehzade Cihangir‟in, abisi ġehzade Mustafa‟nın ölümüne

üzüntüsü ile hastalanarak öldüğünü belirtmiĢlerdir.387

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Halep‟te bulunduğu aylarda, bölgenin mâli iĢleri ile ilgilendiği

kaydedilmektedir. Celalzâde ve Gelibolulu Âli, Sultan Süleyman‟ın Halep‟te iken vergilerin

384 Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, Ötüken Yayınları, Ġstanbul 1977, c. IV, s.151

385 Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.470; Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.453; Ramazanzâde, Tevârih,

s.246; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.305; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.235; Anonim Tevârih, s.152; ;

MüneccimbaĢı, Sahaifü‟l Ahbâr, c.3 s.502; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.287; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2,

s.404; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s.146

386 Lütfi PaĢa, Tevârih-i Âli Osman, s.453; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.647; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarihi

Peçevî, c.I, s.305; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.287; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s.146

387 Matrakçı Nasuh, Târih-i Âli Osman, s.469; ġeref Han, ġerefname, s.206; Ramazanzâde, Tevârih, s.246;

Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.305-306; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.235; MüneccimbaĢı, Sahaifü‟l

Ahbâr, c.3 s.503; Anonim Tevârih (Gıese neĢri), s.152; Evliya Çelebi Seyehatnamesi, c.1, 1.Kitap, s.163;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.287; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2, s.404; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman,

s.146; Zuhuri DanıĢman, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, c.7, s.62. DaniĢmend, ġehzade Mustafa‟nın ölümüne

sebep olan kiĢiyi Rüstem PaĢa olarak kabul ettiğinden, ġehzade Cihangir‟in ölümüne de onun sebep olduğunu

söylemektedir. ġehzade Mustafa‟nın öldürüldüğü sırada, ġehzade Selim ve ġehzade Cihangir'in -MüneccimbaĢı

bu sırada Sultan Süleyman‟ın otağında olduklarını belirtse de- nerede bulundukları kesin olarak bilinmemektedir.

80

tahsili usûlünde bazı düzenlemeler yaptığını ve bu dönemde haksız vergi toplayan valilere

karĢı, vergi tahsilini devlet kontrolü altına aldığını ifade etmektedir.388

Âli ve Peçevî‟nin naklettiği tarihe göre, Halep‟te yaklaĢık beĢ ay süren konaklamanın

ardından, 8 Nisan 1554 (5 Cemaziyelevvel 961) Pazar günü Halep Ģehrinin Gökmeydanı

menziline ulaĢılmıĢtır. Bu konumdan itibaren ordunun sefer menzillerini, yine Âli ve Peçevî

zikretmektedir. Buna göre, Birecik (Urfa) menzili üzerinden geçen ordu, 12 Mayıs‟ta (9

Cemaziyelahir) Diyarbakır Çevlik‟e gelmiĢtir.389 Bu menzilde iken, Sultan Süleyman‟ın

fermanı ile ordunun istikameti hususunda istiĢare edilmek üzere; vezirler ile birlikte yeniçeri

ağası, yeniçeri kethüdâsı ve kâtipleri, ocak ağaları, yayabaĢıları, bölükbaĢıları ve ihtiyar

yeniçeriler de davet edilerek büyük bir divân tertip edilmiĢtir. Âli ve Solakzâde divânın,

ordunun Çevlik‟e gelmesinden bir sonraki gün toplandığını belirtirken, Peçevî üç gün sonra

toplandığını aktarmaktadır.390

Peçevî‟nin zikrettiği tarihe göre, 20 Mayıs (17 Cemaziyelahir) günü Erzurum üzerine yola

çıkılmıĢ ve Âli‟nin verdiği tarihe göre 26 Mayıs (23 Cemaziyelahir) günü Erzurum‟a

ulaĢılmıĢtır. 1 Haziran günü (29 Cemaziyelahir) Kargapazarı (Erzurum) isimli mevkide,

askerlere bahĢiĢ ve cephane dağıtılmıĢ,391 ertesi gün SuĢehri (Erzurum Eyaleti, Hınıs

sancağına bağlı nâhiye) mevkiinde ġehzade Selim ve Anadolu Beylerbeyi Ahmet PaĢa ile

Karaman, Sivas, Dulkadır, Bozok askerleri orduya katılmıĢlardır.392 (2 Haziran/1 Recep)

Osmanlı ordusu burada sağ kolda veziriazam Ahmet PaĢa ve sol kolda ikinci vezir Ali PaĢa

olduğu hâlde savaĢ düzeni halini almıĢtır.

Gelibolulu Âli, ordunun büyüklüğünü vurgulamak için, ordunun bir ucundan diğer ucuna iki

saatte ancak varılabileceğini rivayet etmektedir.393 Diğer bazı kaynaklardan da anlaĢıldığı

üzere, Kanuni Sultan Süleyman önceki Safevi seferlerine nispeten, bu kez daha büyük bir

388 Âli‟nin ve ondan nakleden Peçevî‟nin aktardığına göre, bu dönemdeki Halep valileri, mültezimlerden rüĢvet

alarak bazen Çerkes kanunları bazen de Arap kanunlarını bahane ederek halktan ağır vergiler almakta idiler.

Burda yapılan denetimler ve alınan kararlar neticesinde, mâli iĢleyiĢlere düzen getirilmiĢtir. Gelibolulu Âli,

Künhü‟l- Ahbâr, s.647; Peçevî Ġbrahim Efendi, Tarih-i Peçevî, c.I, s.306

389 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.648; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.307; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.236

390 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.648; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.307; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.236

391 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.649; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.309; Gökbilgin, Kanuni

Sultan Süleyman, s.147. Solakzâde, bu tarihi 2 Haziran (1 Recep) olarak vermektedir. Solak-zâde Tarihi, c.II,

s.236

392 Celalzâde, Tabakât, y.370a-373a: naklen Kırzıoğlu, Kafkas Ellerini Fethi, s.222; Lütfi PaĢa, Tevârih, s.454;

Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.649; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.309-310; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.236-237; Karaçelebizâde, Süleymannâme, s.163-164; MüneccimbaĢı, Sahaifü‟l Ahbâr, c.3 s.503; Hammer,

Osmanlı Tarihi, s.52; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.289

393 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.649

81

ordu ile harekete geçmiĢtir. Bu durumun Sultan Süleyman‟ın, onun seferden kalmasını öne

sürerek ġehzade Mustafa‟yı destekleyenlere karĢı baĢarıya ulaĢmak için aldığı bir tedbir

olabileceği de muhtemeldir.

5 Temmuz‟da (4 ġaban) Kars Ģehrine gelindiği sırada, Sultan Süleyman sert bir üslûpla ġah

Tahmasb‟a savaĢa davet mektubu göndermiĢtir. Mektubun kısaltılmıĢ hâli Ģu Ģekildedir:

„„Tahmasb bahadır, erşedehullâhı teâlâ misâl-i lâzimü‟l-imtisâl vâsıl olacak ma‟lum

ola ki sana mütâbeat-u inkıyâd eden erbâb-ı fesâdın tahrif-i merâsim-i dîn ve tezyîf-i

levâzım –ı şer‟i mübîn ile sebb-i şeyheyn-i muhteremeyn ettiğin dört mezhepte bile küf‟ü

dâlal ettiği .... ulemâ-i a‟lâm ve şüyûh-ı dîni İslam ... kanınız mübah ve malınız helal

olduğuna fetvalar verip ... üstünüze gelinmiştir. Mezheb-i bâtıl ve itikâd-ı âtılınızda

musırr olduğunuz takdirce vücûd-ı bî-sûdunuz izâlesine ... teveccüh kılınmıştır. ... İmdi

mertlik davasını edenlere nâmertlikle zen gibi meydandan kaçıp muhtefî olmak düşmez.

... Eğer kalbinde lem‟a-i îmandan zerre ve vicdânın sebze-zârında akâyid-i dînîyyeden

berg-i terre var ise ehl-i İslam‟a mütâbeat ve şimdiye dek olan rafz u ilhâd-u zellatına

inâbet kılasın. ...‟‟394

Sultan Süleyman‟ın ġah Tahmasb‟a gönderdiği bu mektuptaki üslûbu, Çaldıran SavaĢı

sırasında Yavuz Sultan Selim‟in ġah Ġsmail‟e gönderdiği mektubun üslûbuna benzetilir.395

ġah Tahmasb‟a bu mektup gönderildikten sonra Revan‟a (Erivan) doğru yola çıkılmıĢtır. Bu

tarih bazı kaynaklarda 16 Temmuz, (15 ġaban) bazı kaynaklarda ise 18 Temmuz (17 ġaban)

olarak rivayet edilir.396 Burada ġah Tahmasb‟ın ve oğlunun sarayları, bahçeleri ile birlikte

Revan Ģehri büyük bir tahribata uğratılmıĢtır. Bazı yakın dönem tarihçileri, Osmanlıların bu

hareketini ġah Tahmasb‟ın, Adilcevaz, Ahlat ve ErciĢ bölgelerinde yaptığı tahrip ve yağmaya

karĢı intikamı olarak yorumlamaktadır.397 Bununla birlikte Kanuni Sultan Süleyman‟ın, ġah

Tahmasb‟ın stratejisini kendisine karĢı uyguladığı da söylenebilir.

Âli ve Solakzâde 22 Temmuz‟da (21 ġaban) Nahçıvan‟da ordugâh kurulduğunu kaydederken;

Peçevî ve Karaçelebizâde, bu hafta içinde Revan ile birlikte, Arpaçay (24 Temmuz/23 ġaban),

Karahisar (25 Temmuz/24 ġaban) ve Karabağ (26 Temmuz/25 ġaban) bölgelerinin de

yağmalandığını ve 28 Temmuz günü (27 ġaban) Nahçıvan bölgesine gelindiğini

kaydetmektedir. Hammer ise, Revan, Nahçıvan ve Karabağ bölgelerinin tahribinden altı gün

sonra (24 Temmuz/23 ġaban) Arpaçay menziline gelindiğini aktarmaktadır. Fakat coğrafi

394 Feridun Bey, Münşeat, c.II, s.19-20; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.650-51; Peçevî Ġbrahim Efendi.

Tarih-i Peçevî, c.I, s. 311-312

395 Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s.147

396 Âli ve Solakzâde, ordunun Revan‟a yola çıktığı tarihi 16 Temmuz (15 ġaban) olarak verirken, DaniĢmend ve

Gökbilgin 18 Temmuz (17 ġaban) olarak verirler. Bkn. Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.651; Solak-zâde

Tarihi, c.II, s.239; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.290; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s.148

397 Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s.148; Emecen, „„Süleyman I‟‟, s.70; Remzi Kılıç, „„Osmanlı- Ġran

Münasebetleri‟‟, s.281

82

konum itibariyle Arpaçay üzerinden Karabağ bölgesine gidildiği için, Hammer‟in tarihinde

kronolojik açıdan bir yanlıĢlık olmuĢ olmalıdır.398

Ordunun Nahçıvan‟a gelmesi tarihinde muhtelif rivayetler olsa da, doğruluk payı yüksek olan

tarih 28 Temmuz (27 ġaban) olmalıdır. Solakzâde, Nahçıvan‟ın yağma ve tahribi sırasında

askerin oldukça fazla ganimet ele geçirdiğini bildirir. Fakat, birçok Osmanlı kaynağında ele

geçirilen yağmalardan bahsedilirken, ordu için ve hayvanlar için alınan herhangi bir

yiyecekten bahsedilmemektedir.

5.6. Safevi Cephesinde Yaşanan Gelişmeler

Osmanlı ordusu kıĢ mevsimini Halep‟te geçirirken, ġah Tahmasb ise kıĢı Nahçıvan‟da

geçirmiĢtir. Bu tarihlerde ġah Tahmasb‟ın faaliyetlerine, Osmanlı kaynaklarında oldukça az

yer verilmektedir. Fakat gerek Osmanlı kaynaklarından gerek ise Safevi kaynaklarından

anlaĢıldığı üzere, ġah Tahmasb Osmanlı ordusunun önceki seferlerinde olduğu gibi, yine aynı

stratejiyi izleyerek Osmanlı ordusunun karĢısına doğrudan çıkmamıĢ, ordunun geçebileceği

bölgeleri yakıp yağmalatmıĢtır.399

ġah Tahmasb, Kanuni Sultan Süleyman‟ın Kars Ģehrinde konakladığı sırada, onun kendisini

savaĢa davet amacıyla gönderdiği mektuba karĢı nasıl tavır aldığına Tezkire‟de yer

vermektedir. Öncelikle, vezirinin bu mektuba karĢı teklifini Ģu Ģekilde aktarmaktadır:

„„Seydi Hasan Abdallu‟nun oğlu Sarı Kaplan‟dan bir mektup geldi; gelin de savaşalım

diye yazmış. Hasan Big Yüzbaşı bana dedi ki „develeri ve erzakı bütünüyle Gence‟nin ve

o havalinin sırtlarına ve tepelerine ordugâha gönderelim. Çadır ve otağ kuralım. Biz

dağın başına gidip yolu kollayalım. Hünkâr oradan ayrılarak bizim üzerimize gelsin.

Biz de başka yoldan onun ordugâhına gidelim. Onların bizim ordugâhımızda buldukları

onların olsun. Biz de onların ordugâhlarını kılıçtan geçirip yağmalayarak

alabildiklerimizi alalım, alamadıklarımızı yakıp kırarak harap edelim.‟‟

Fakat Tahmasb devamında, vezirinin bu taktiğini de kabul etmediğini belirterek,

„„Onları gafil avlayarak onlarla savaşmayalım ve onların kanlarına girmeyelim. Az

askerle bizim ülkemize gelmeye cüret edemeyecekleri belli. Çok asker ise yem ve erzak

düşmanıdır. Ben onların, „gelsinler de savaşalım‟ diye haber göndermelerinden, gitme

amacında olduklarını ve „bir kaç kez yazdık gelmediler ve savaşmayıp kaçtılar, biz de

zorunlu olarak geri döndük demeyi tasarladıklarını anladım.‟‟ demektedir.400

398 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.651; Peçevî Ġbrahim Efendi, Tarih-i Peçevî, c.I, s.312; Solak-zâde Tarihi,

c.II, s.239; Karaçelebizâde, Süleymannâme, s.165; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.290; Hammer, Osmanlı Tarihi,

c.6, s.52

399 ġah Tahmasb, Tezkire, s.78; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.239

400 ġah Tahmasb, Tezkire, s.77-78

83

ġah Tahmasb‟ın, Sultan Süleyman‟ın Nahçıvan‟a geldiğini öğrendiğinde, Nahçıvan‟ın

kuzeydoğu bölgesinde kalan Bazarçay mevkiine gittiği bilinmektedir. Ġskender Bey, bu

sıralarda ġah Tahmasb‟ın emrinde kırk bin kadar silahlı askerin bulunduğunu

belirtmektedir.401 Peçevî, Solakzâde ve Karaçelebizâde ise, -muhtemelen daha sonra- ġah

Tahmasb‟ın Luristan dağları taraflarına kaçtığını yazmaktadır.402

Kanuni Sultan Süleyman ise, Nahçıvan‟dan geri dönmeye karar vermiĢti. Bu kararın alınması,

Osmanlı kaynaklarında ġah Tahmasb ve ordusunun meydana çıkmayıp, savaĢa yaklaĢmaması

ile açıklanırken, bazı Safevi kaynaklarında ise Osmanlı ordusunun iaĢe yetersizliği ile karĢı

karĢıya kalması ile açıklanır.403 Nitekim, daha önce de belirtildiği gibi, yapılan yağmalarda

yiyecek ele geçirilmesinden bahsedilmemektedir. Bununla birlikte Celalzâde, Osmanlı

ordusunun Nahçıvan‟da bulunduğu sırada, Ramazan ayı dolayısıyla kan dökmekten, yağmada

bulunmaktan kaçınılarak geri dönüldüğünü bildirmektedir.404 Böylece bir kaç gün

Nahçıvan‟da geçirildikten sonra, Erzurum istikametine harekete geçilmiĢtir.

Bu tarihlerde (22 Ağustos/23 Ramazan) Bağdat Beylerbeyi Baltacı Mehmet PaĢa‟nın Zalim

(Zalem) Kalesi ve civarındaki Haz Kalesi, Nukud, Hâver, Baske, Kızılcakale, ġemirân,

Karance kalelerini ele geçirdiği kaydedilmektedir.405 Böylece ġehrizor eyaletinde Osmanlı

hâkimiyeti yeniden sağlanmıĢtı. Aynı zamanda yine bu tarihlerde, Uğurlu Bey ve Mirsak Bey

adlarındaki Safevi beylerinin iki bin askeri ile Osmanlı Devleti‟ne tâbi olduğunu Solakzâde

bildirmektedir.406

Nahçıvan‟dan dönüĢ yolunda, Sultan Süleyman‟ın daha önce savaĢa çağrı için gönderdiği

mektuba karĢılık, uzun bir süre sonra Safevilerden, Rüstem PaĢa‟dan sonra veziriazamlık

vazifesine getirilen Ahmet PaĢa‟ya (ö.1555/962) mektup gönderilmiĢtir: „„Mefhûmı bundan

sonra on kere dâhi vilâyet-i Acem‟e leşker çekilse mukâbele olunmak ihtiyâr olunmaz.

401 Ġskender Bey, Tarih-i Alemarâ-yi Abbasi, s.180-181

402 Peçevî Ġbrahim Efendi, Tarih-i Peçevî, c.I, s.313; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.240; Karaçelebizâde,

Süleymannâme, s.166-167

403 Solak-zâde Tarihi, c.II, s.240; Ġskender Bey, Tarih-i Alemarâ-yi Abbasi, s.181; Gökbilgin, Kanuni Sultan

Süleyman, s.149

404 Celalzâde, Tabakât, y. 378b; Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, c.I, s.314

405Celalzâde, Tabakât, y.386; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.652; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.242; Tarih-i

Peçevî, c.I, s.327-328; MüneccimbaĢı, Sahaifü‟l- Ahbâr, c.3 s.504; Evliya Çelebi Seyehatnamesi, c.1, s.163,

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.292

406 Solak-zâde Tarihi, c.II, s.242

84

Çaldıran‟da pederim Şah İsmail ettiği gibi top u tüfeng atışına karşı varılmaz. Münâsibi „essulhû

hayrun‟ ile ameldir‟ diyerek savaĢa girmeyeceklerini yenilemiĢti.407

Veziriazam Ahmet PaĢa‟nın ġah Tahmasb‟a cevabı Feridun Bey‟in MünĢeat‟ında yer

almaktadır:

„„Hâliyâ bu cânibe mektubunuz vârid olup ... ikide bir ahdi bozmak sizin tarafınızdan

nümâyan olmaktadır. Bu mertebeden sonra sapık işlerle dolu Şark diyârına yürümeye

karar verilmiştir. Şimdi vaktinize hazır ve keyfiyyetinizin neticesine nâzır olasınız ki

himmeti yüce padişah hazretlerinin kesin niyetleri bu defa Erdebil Gurhânesi‟nin

tahribi olduğu muhakkaktır. ... Eğer şah iseniz meydana meydana gelip reayaya

ettiğiniz cezanın cevabını veriniz, yurdunuza girmişken bizimle erce dövüşün, buna

iktidarınız yok ise kulluğu kabul ediniz‟‟408

Birçok Osmanlı kaynağında hem ġah Tahmasb‟ın Ġmâdiye hâkimi Hüseyin Bey‟in, ferman

üzere Tebriz ve Meraga bölgelerini yakıp yıkmasını haber alması; hem de veziriazam Ahmet

PaĢa‟nın tehdit niteliğindeki mektubunun ġah‟ı barıĢ yapmaya sevk ettiği belirtilir.

5.7. Barışa Doğru: Amasya Antlaşması (1555)

Ramazan Bayramı‟nın ilk günü Erzurum‟da geçirildikten sonra, Sultan Süleyman ve ordusu

28 Eylül günü (1 Zilkade) Erzurum‟dan Sivas‟a doğru harekete geçmiĢtir.409 Ordunun Sivas‟a

girdiği tarihi; Âli 17 Ekim (20 Zilkade) olarak verirken, DaniĢmend 18 Ekim (21 Zilkade),

Hammer 20 Ekim (23 Zilkade) olarak vermektedir.410

Bu günlerde Osmanlı ordugâhına Safevi elçisi ġah Kulu Bey‟in Erzurum‟a geldiği haberi

ulaĢmıĢ, elçi Sultan Süleyman‟ın emri ile Amasya‟ya davet edilmiĢtir. Gelen elçi ġah

Tahmasb‟ın mütareke istediğini iletmiĢtir. (Eylül 1554/ġevval 961) MünĢeat‟ta yer alan iki

hükümdar arasındaki karĢılıklı mektuplaĢmalar ile mütareke sağlansa da, padiĢahın

Amasya‟da kıĢlamasının ġah Tahmasb‟ı endiĢelendirdiğinden onun barıĢ yoluna gitmek

istediği belirtilir.

407 Mektup için bkn. Feridun Bey, Münşeat, c.2, s.58-61; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.652; Tarih-i Peçevî,

c.I, s.315. (Gökbilgin bu mektubun geliĢ tarihini 26 Eylül 1554 (28 ġevval 961) olarak vermektedir.)

408 Feridun Bey, Münşeat, c.II, s.55-56. Mektuba aynı zamanda Gelibolulu Âli, Solakzâde, Peçevî, Hammer ve

DaniĢmend yer vermektedir. Bkn. Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.652; Tarih-i Peçevî, c.I, s.316-318; Solakzâde

Tarihi, c.II, s.241. Diğer mektuplar için bkn. Feridun Bey, Münşeat, c.II, s.57-58

409 Tarih-i Peçevî, c.I, s.308; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.242-243; MüneccimbaĢı, Sahaifü‟l Ahbâr, c.3 s.505;

Karaçelebizâde, Süleymannâme, s.169; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.293. Hammer, ordunun Erzurum‟dan

ayrıldığı tarihi 30 Eylül (3 Zilkade) olarak vermektedir. Bkn. Hammer, Osmanlı Tarihi, c6, s.56

410 Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.653; Hammer, Osmanlı Tarihi, c6, s.56; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.293.

Hammer, Osmanlı ordusunun Erzurum‟dan 30 Eylül 1554 (3 Zilkade 961) günü ayrıldığını ve yirmi gün sonra

Sivas‟a girdiğini yazmaktadır.

85

Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı ordusunun Amasya‟ya geliĢ tarihi çoğunlukla 30 Ekim

(3 Zilhicce) olarak verilmektedir.411 Kanuni Sultan Süleyman, kıĢı Amasya‟da geçirdiği süre

zarfında Avrupalı devletlerin elçileri ile de temasta bulunmuĢtur. Önce, yeni kral ll. Henri'nin,

Ġspanyollara karĢı denizde ortak hareket edilmeye devam edilmesine yönelik isteklerini

bildirmek üzere Fransız elçisi ve Habsburg elçisi O. G. Busbecq Amasya‟ya gelmiĢtir.412

Bu sıralarda ġah Tahmasb eĢik ağası Ferruhsâd Bey ile tekrar Amasya‟daki Sultan

Süleyman‟a mektup göndererek, bu kez barıĢ isteğini dile getirmiĢtir. Ferruhsâd Bey‟in

Amasya‟ya geliĢ tarihi ile ilgili farklı rivayetler mevcuttur. Âli bu tarihi, 1 Mayıs 1555 (9

Cemaziyelahir 962) olarak ifade ederken; burada padiĢahın huzuruna çıkan Habsburg elçisi

Busbecq ve muhtemelen onu kaynak olarak alan Hammer, DaniĢmend ve Gökbilgin 10 Mayıs

(18 Cemaziyelahir), Emecen 17 Mayıs (25 Cemaziyelahir) olarak aktarmıĢtır.413

ġah Tahmasb gönderdiği mektupta, Kanuni Sultan Süleyman‟a tâbi olmuĢ ve Osmanlı

Devleti‟nin üstünlüğünü kabul edercesine padiĢaha karĢı: „„günün Süleymân‟ı ve adaletli

sultânı, karada ve denizde herkesin boyun eğdiği, cihânın hâkimi‟‟ gibi ifadeler kullanırken,

„„ġah Kulu Bey ile gönderdiğiniz mektubunuza, Süleyman Nebî‟den gelmiĢçesine elimi

sundum ve gökten inen kitaplar gibi saygı göstermeyi vâcip bildim‟‟ demektedir.414 Bununla

birlikte, iki devlet arasında iyi iliĢkiler kurulmasını, barıĢın daima korunmasını, Ġranlı

hacıların Haremeyn ve diğer kutsal yerleri ziyaret etmesi için Osmanlı topraklarından

geçmelerine izin verilmesini temenni ettiğini belirtmiĢtir.

ġah Tahmasb‟ın gönderdiği bahsi geçen mektuba ve ona karĢılık Kanuni Sultan Süleyman‟ın

gönderdiği mektuba Tabakât‟ül Memalik‟te, MünĢeat‟ta ve Peçevî Tarihi‟nde yer

411 Celalzâde, Tabakât, 387b-389a; Ramazanzâde, Tevârih, s.248; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.653;

Hammer, Osmanlı Tarihi, c6, s.56; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.293.

412 Emecen, „„Süleyman I‟‟, s.70

413 Ogier Ghislain de Busbecq, Türk Mektupları, (1555-1560), çev. Derin Türkömer, ĠĢ Bankası Yayınları, Mayıs

2011, s.67; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.652; Hammer, Osmanlı Tarihi, c6, s.58; DaniĢmend, Kronoloji,

c.2, s.293; Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s.150. Emecen, Ferruhsâd Bey‟in yanında yüz kiĢilik grupla 17

Mayıs günü Amasya‟ya geldiğini, 22 Mayıs günü divâna kabul edildiğini belirtmektedir. Emecen, „„Amasya

AntlaĢması‟‟, İA, Ġstanbul 1991, c.3, s.4-5. Solakzâde elçinin geldiği tarihi vermemektedir. Ġncelenen birçok

Safevi kaynağında da elçinin gönderiliĢinin tarihini verilmemektedir. Busbecq, Safevi elçisi Ferruhsâd Bey‟in

getirdiği hediyeleri Ģu Ģekilde kaydetmiĢtir: „‟gayet ince dokunmuş halılar, iç kısımları rengârenk işlemelerle

süslenmiş Babil işi otağ perdeleri, mücevherlerle bezenmiş Şam kılıçları, zarif bir sanat eseri olan koşum

takımlarıyla süsleri ve harikulade güzellikte kalkanlar. Ancak gelen hediyeler arasında bir Kur‟an vardı ki

hepsini gölgede bırakıyordu‟‟ Busbecq, Türk Mektupları, s.68. Buna karĢılık Celalzâde, padiĢahın elçiye

karĢılık olarak verdiği hediyeleri Ģöyle ifade etmektedir: „„Padişah tarafından da boğça boğça frengîler, altın

düğmeli şîbler, hilatler ve atlar armağan edildi‟‟

414 Feridun Bey, Münşeat, c.I, s.620-623; Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas-Ellerini Fethi, s.242

86

verilmektedir.415 Zikredilen diğer Osmanlı vakayinamelerinde iki hükümdar arasındaki

mektuplaĢmalara yer verilmemektedir.

Kanuni Sultan Süleyman‟ın olumlu Ģekilde cevap verdiği ve böylelikle barıĢı sağlayan

mektubuna göre, üç ana husus antlaĢmanın temelini oluĢturmuĢtur. Buna göre: Ġran

topraklarında Hz. Ali hâricindeki diğer halîfelerin, sahâbelerin ve Hz. ÂiĢe‟nin

lânetlenmesinin (Teberrâilik) yasaklanması; karĢı taraftan bir saldırı söz konusu olmadıkça,

Osmanlı beylerinin Ġran topraklarına karĢı harekete geçmeyecekleri ve kutsal yerleri ziyaret

etmek üzere Ġranlı hacıların güvenli bir Ģekilde Osmanlı topraklarından geçmelerinin

sağlanacağı hususlarında anlaĢma sağlanmıĢtır.416

Bu tarihlerde niĢancılık vazifesinde bulunan ve ġah‟a yazılan nâmeleri kaleme alan Celalzâde,

Safevi elçisinin 1 Haziran 1555 günü (11 Recep 962) günü Divân-ı Hümâyun‟a davet

edildiğini ve Osmanlı- Safevi barıĢının belgesi olan Nâme-i Hümâyun‟un sunulduğunu

aktarmaktadır.417 Fakat, 18. yüzyıl Ġsveç elçisi D‟ohsson‟un eserine göre veren Hammer ve

sonraki yıllarda muhtemelen ona dayanarak yazan Ġ.Hâmi DaniĢmend, ReĢad Ekrem Koçu ve

Ġ. Hakkı UzunçarĢılı barıĢı sağlayan bu nâmenin tarihini 29 Mayıs 1555 (8 Recep 962) olarak

vermiĢlerdir.418

Böylece bu nâme ile Safevi Devleti Van, Bitlis, ġehrizor, Erzurum, Kars, Gürcistan ve

Ermenistan‟ın batısı ve Irak-ı Arap olarak tanımlanan Bağdat ve Basra bölgelerindeki

Osmanlı hâkimiyetini kabul etmiĢ ve Ermenistan ve Gürcistan‟ın doğusu Safevi Devleti‟nin

kontrolüne bırakılmıĢtır.419 Celalzâde, bu antlaĢmanın Van, Bitlis, Azerbaycan, Gürcistan,

415 Feridun Bey, Münşeat, c.I, s.623-625; Tarih-i Peçevî, c.I, s.316-318

416„„Bizim arzumuzun özü, „Ashâb-ı güzîn ve Hulefây-ı Mehdîyîn ki, dacî-i Seyyidü‟l Mürselîn‟dirler,

onlarınperde-i nâmusları mahfûz olmaktır. Vârid olan elçiniz bu ma‟nâyı işrâb edip, Teberrâiler ol cânibde

merfû‟u memnû olmak melhûz-ı hâtır-ı âtırınız idüğün haber verirler. Fî‟l-vâki ol husus gâyât-i âmâni ve

müntehây-i âmâldir. ... Mâdem ki ol cânibden musâfât ü muvâlâta mugayyır evzâ-i fitne asla zuhûr ve sudûr

etmeye; eknâf-i Memâlik-i Mahmiyye‟mizde konulan zâbitân-i mülk-ü millet ve hârisân-ı ekâlim ü memleket

taraflarından, ol silsilenin hudûduna ebvâb-i taarruz mesdûd olup , esbâb-ı musâfâtun murâ‟âtında, dakika fevt

etmeyeler. ... Muktezây-i sulh‟ü salah ve müstedâ-y‟i fevz-ü felâh üzere Nâme-i Müstetâbınızda işaret olunan,

Hüccâc-i Beytü‟l-Haram ve Züvvâr-i Merkad-i Mutahhar-i Seyyidü‟l-En‟amın rahatlık ve güvenle gelip

gitmelerine de, icâzet-i âliyye-i Hâkaniyyemizle müsaade edilip, buraları tavaf ve ziyaret kasdeden umûm

Müslimîne engelsiz açıktır, ferağ-ı hâtır ve ıtminân-i bâl ile itmâm-i merâm eyliyeler.‟‟ Celalzâde, Tabakât,

y.405b-406a: Naklen, Kırzıoğlu, Kafkas Ellerini Fethi, s.244

417 Celalzâde‟nin aktardığına göre, Safevi elçisi Ferruhsâd Bey, ilki 21 Mayıs (29 Cumaziyelahir), diğeri 1

Haziran (11 Recep) olmak üzere iki kez Divân-ı Hümâyun‟a alınmıĢtır. 21 Mayıs‟ta barıĢ kesinleĢtirilmiĢ, 1

Haziran‟da ise Sultan Süleyman‟ın mektubunu alıp ertesi gün Amasya‟dan ayrılmıĢtır.

418 Hammer, Osmanlı Tarihi, c.6, s.57; DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.294; UzunçarĢılı, Osmanlı Tarihi, c.2,

s.361; ReĢad Ekrem Koçu, Osmanlı Muahedeleri, Ġstanbul 1934, s.45

419 Feridun Bey, Münşeat, c.II, s.23-25

87

Cezayir, Basra, Bahreyn, Kürdistan (Ġmadiyye), Luristan hâkimlerine hükümler gönderilerek

Osmanlı- Safevi barıĢının bildirildiğini aktarmaktadır.420

1 Haziran 1555 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman‟ın Amasya‟dan ġah Tahmasb‟a gönderdiği

Osmanlı- Safevi barıĢının belgesi olan bu Nâme-i Hümâyun ile, 1514 yılında baĢlayan

Osmanlı–Safevi savaĢları kırk bir yıl sonra, barıĢ ile sonuçlanmıĢ ve ġah Tahmasb‟ın oğlu

Ġsmail Mirza‟nın saltanat dönemine kadar yaklaĢık yirmi beĢ yıl yürürlükte kalmıĢtır.

YaklaĢık sekiz ay sonra, 21 Haziran 1555 (1 ġaban 962) tarihinde Amasya‟dan ayrılan

Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı ordusu, 31 Temmuz (12 Ramazan) günü Ġstanbul‟a

ulaĢmıĢtır.421

Kanuni Sultan Süleyman‟ın Safeviler üzerine son seferi ile, Osmanlı ordusu yalnızca

ġehrizor‟a tekrar hâkim olabilmiĢti. Bunun haricinde iki ordunun da faaliyetleri, doğrudan

karĢı karĢıya gelmedikleri için, birbirlerinin uğradıkları ve uğrayabilecekleri köy ve kasabaları

yakıp yıkmaktan ibaret kalmıĢtır.

Kanuni Sultan Süleyman döneminin önemli kaynak yazarları arasında bulunan ve Sultan

Süleyman‟ın ilk iki Safevi seferi hakkında detaylı bilgiler veren Lütfi PaĢa, Matrakçı Nasuh,

Ramazanzâde, Gelibolulu Mustafa Âli ve Solakzâde tarihlerinde, Osmanlı- Safevi barıĢını

sağlayan karĢılıklı mektuplara, bu mektupların iki devlet arasındaki iliĢkileri nasıl etkilediğine

detaylı olarak yer verilmemektedir. Solakzâde bu hâdiseyi yalnızca „„Tahmasb‟ın emellerinin

çehresi âyine-i husulda sûret bağladı‟‟ Ģeklinde aktarmaktadır.

Ġncelenen Safevi kaynaklarında ise; ġah Tahmasb‟ın gönderdiği mektuplarda Sultan

Süleyman‟dan mütareke ve ardından barıĢ istemesine rağmen, daha önce olduğu gibi yine

„„Hünkar tarafından barıĢ ima edildi‟‟ Ģeklinde yazılmaktadır. Aynı Ģekilde, ġah Tahmasb

Tezkire‟sinde, Sultan Süleyman‟ın Safevi üzerine önceki seferleri hakkında hem kendi

hareketlerine hem de Osmanlıların hareketlerine detaylı olarak yer verirken; Sultan

Süleyman‟a gönderdiği mektuplara ve antlaĢma hususlarına yer vermemektedir.

Tam olarak bir antlaĢma niteliği taĢımasa da, 1 Haziran 1555 tarihli Nâme-i Hümâyun,

yıllarca süregelmiĢ olan Osmanlı ve Safevi Devleti arasındaki iliĢkilerin önemli bir noktasını

oluĢturmaktadır.

420 Celalzâde, Tabakât, v.406b: naklen Remzi Kılıç, „„Osmanlı-Ġran Münasebetleri‟‟, s.300

421 Celalzâde, Tabakât, y.407a; Gelibolulu Âli, Künhü‟l- Ahbâr, s.653; Solak-zâde Tarihi, c.II, s.244;

DaniĢmend, Kronoloji, c.2, s.296

88

89

6. SONUÇ

Ağırlıklı olarak, Osmanlı vakayinamelerinin kaynak olarak kullanıldığı bu çalıĢmada, Kanuni

Sultan Süleyman‟ın Safeviler üzerine üç büyük seferinin kısmen benzer sonuçlar doğurduğu

görülmektedir. Osmanlıların üç seferi boyunca Safevi Ģahı Tahmasb, meydan savaĢından uzak

durarak aynı Ģekilde mücadele etmeyi sürdürmüĢ, Osmanlılara karĢı bir nevi yıldırma

politikası izlemiĢtir. Bununla birlikte, çalıĢmanın ana konusu olan Osmanlı Devleti ve

Safeviler arasındaki bu yirmi iki yıllık süreç, (1533-1555) Safevilerin bir devlet olarak

varlığını Osmanlı Devleti‟ne resmen kabul ettirme süreci olarak tanımlanabilir.

Osmanlı- Safevi mücadelesinin, siyasi ve ekonomik rekabetten ziyade, hak ve batıl mezhebin

çatıĢması olarak yansıtıldığı varsayımı Osmanlı kaynaklarının bir çoğunda ortak Ģekilde

görülmüĢtür. Tezin giriĢ kısmında da belirtildiği gibi Osmanlı yazarları, incelenen

kaynaklarda ġah Tahmasb ve Safevi askerlerine yönelik düĢmanca sıfatlar kullanmıĢlardır.

Bununla birlikte, adı geçen Safevi kaynaklarında da Osmanlılara yönelik benzer üslup

kullanılmıĢtır.

Yazıldığı dönem ve kaleme alan yazar itibariyle; Kanuni Sultan Süleyman döneminde yirmi

yıldan fazla niĢancılık vazifesinde bulunmuĢ olan Celalzâde Mustafa‟nın Tabakât‟ı, 1533

Irakeyn SavaĢı‟na katılmıĢ olan Matrakçı Nasuh‟un Mecmâu‟t- Tevârih ile Mecmû-ı Menâzil

eserleri ve 1553 Nahçıvan Seferi‟ne katılan kâtip Feridun Ahmet Bey‟in MünĢeat‟ı Kanuni

Sultan Süleyman dönemi Safevi seferlerine dair öne çıkan kaynak eserlerdir. Celalzâde

Mustafa, Tabakât‟ül Memalik adlı eserinde, Sultan Süleyman‟ın özellikle ilk Safevi seferine

dair kısımlarda, sefer sırasında alınan isabetsiz kararlar hakkında eleĢtirilerine ve savaĢ

yöntemine dair yapılan hatalara yer verse de, bir bütün olarak Ġran seferlerini

değerlendirdiğinde, seferlerin Osmanlı Devleti için kazandırdıklarını ön plana çıkarmıĢtır.

Karaman beylerbeyi iken 1533 Irakeyn Seferi‟ne katılan Lütfi PaĢa, eseri Tevârih-i Âli

Osman‟da bu sefere dair nispeten geniĢ bilgilere yer vermiĢtir. Fakat 1541 yılında

veziriazamlık vazifesinden azledildikten sonra gerçekleĢen Sultan Süleyman‟ın Tebriz (1548-

1549) ve Nahçıvan (1553-155) seferleri hakkında eserinde nispeten yüzeysel bilgiler verdiği

görülmüĢtür.

Gelibolulu Mustafa Âli, en önemli eserlerinden olan Künhü‟l- Ahbâr‟da Kanuni devri

müverrihlerinden Celalzâde Mustafa‟dan istifâde ettiğini belirtmektedir. Peçevî Ġbrahim ve

Solakzâde Mehmet Hemdemî‟nin ise, Sultan Süleyman‟ın Ġran seferleri bahislerinde, gerek

90

hâdiselere ve Ģahıslara karĢı ifade ve tutumları bakımından, gerekse sefer kronolojisi

açısından Gelibolulu Âli‟den oldukça istifade etmiĢ oldukları anlaĢılmaktadır.

Ġncelenen Safevi kaynaklarının ise, ideolojik anlamda ve teknik olarak Osmanlı kaynaklarına

benzer Ģekilde yazıldığı anlaĢılmıĢtır. Hem ġah Tahmasb‟ın çağdaĢı Safevi yazarları hem de

sonraki dönem yazarları, ġah‟ı yücelterek ve onun sefer sırasında aldığı kararların haklılığını

ortaya koyar Ģekilde yazmıĢlardır. Bununla birlikte bazı Safevi kaynaklarında, Sultan

Süleyman‟ın seferleri sırasında Osmanlı askerlerinin sayısı hakkında, Osmanlı yazarlarına

göre oldukça abartılı sayılar verildiği anlaĢılmıĢtır.

Yakın dönemde kaleme alınan Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı- Safevi iliĢkilerini

içeren eserler ise, bu seferlere geniĢ bir bakıĢ açısından bakılarak, eleĢtirel bir Ģekilde

yazılmıĢtır. Yakın dönemde kaleme alınan eserlerde Sultan Süleyman‟ın Ġran seferleri, -

vakayinamelerden farklı Ģekilde- tam bir Osmanlı baĢarısı olarak nitelendirilmemiĢtir.

Bu tezde, Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı- Safevi siyasi ve askeri iliĢkileri ve buna

bağlı olarak Sultan Süleyman‟ın Safeviler üzerine seferleri; ağırlıklı olarak Osmanlı

kaynakları ve bazı Safevi kaynakları mukayese edilerek incelenmiĢ ve bu kaynaklardaki

farklılıklar ortaya konulmuĢtur. Bu seferleri konu alan Osmanlı vakayinamelerinde, bazı bilgi

farklılıklarının oluĢmasına birçok etken sebep olmuĢsa da, bu duruma kesin bir cevap

verilememektedir. Osmanlı yazarlarının Ģahıslara ve hâdiselere karĢı tutumlarını etkileyen

durum, onların eserlerini kaleme aldıkları dönemdeki sosyal statüleri ile ilgili olmalıdır. Fakat

yine de, vakayiname yazarlarının ortak özelliği, Osmanlı Devleti‟ni Safevi Devleti‟ne karĢı

üstün göstermeleri ve seferlerin kazanımlarına odaklanmaları olmuĢtur. Bununla birlikte, bu

tezde kaynak olarak kullanılan XVI. yüzyıl ve XVII. yüzyıl vakayinamelerindeki bazı tarih

farklılıkları; XVII. yüzyıl yazarlarının bu seferleri yazarken bazı kısımlarda, kendisinden

önceki (çağdaĢ) yazarların eserleri haricinde, sefere katılan bir devlet görevlisinden ya da bir

askerden veya onların yakınlarından dinlediği hatıralardan da kaynaklanmıĢ olabilir.

Osmanlı vakayinamelerinde, Kanuni Sultan Süleyman‟ın Ġran seferlerinin yazıldığı kısımlarda

bazı farklar bulunmasına rağmen, bu konuyla ilgili yapılacak araĢtırmalarda en önemli

vazifeyi gören yine vakayinameler olacaktır. Bu bağlamda, Osmanlı vakayinameleri ile

birlikte, yakın dönem çalıĢmalarını da oldukça dikkatli ve eleĢtirel bir süzgeçten geçirerek

okumanın önemi bir kez daha anlaĢılmıĢtır.

91

KAYNAKÇA

Abdüllatif Kazvinî. Safevi Tarihi, çev. Hamidreza Mohammednejad, BirleĢik

Yayınevi, Ankara 2011

Abbaslı, M. „„Safevîlerin Kökenine Dair‟‟, Belleten XL/158 (1976)

Adâ‟î-yi Şîrâzi ve Selimnâmesi. hz. Abdüsselam Bilgen, Türk Tarih Kurumu

Yayınları, Ankara 2007

Ağırakça, A. „„MüneccimbaĢı, Ahmed Dede‟‟. Cilt 32. Ġstanbul 2006

Ahmed Cevdet PaĢa. Tarih-i Cevdet, C.I, Matbaa-i Osmanî 1309

Anonim Tevârih-i Âli Osman. hz. ġerif BaĢtav, DTCF Yayınları No:237, Ankara

Üniversitesi Basımevi, 1973

Anonim Tevârih-i Âli Osman. Friedrich Gıese neĢri, hz. Nihat Azamat, Marmara

Üniversitesi Basımevi, Ġstanbul 1992

Aşıkpaşazâde Osmanoğulları‟nın Tarihi, hz. Kemal Yavuz, Yekta Saraç, K Kitaplığı,

2003

BaĢbakanlık Devlet ArĢivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Yer Adları, hz. Tahir

Sezen, Ankara 2017

AĢurbeyli, S. „„ġirvanĢahlar‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 39. Ġstanbul 2010

Busbecq, Ogier G. Türk Mektupları, (1555-1560), çev. Derin Türkömer, ĠĢ Bankası

Yayınları, Mayıs 2011

Celalzâde Mustafa. Tabakâtü‟l- Memâlik ve Derecâtü‟l- Mesâlik, Tük Tarih Kurumu

Kütüphanesi, CD/0039

Celalzâde Mustafa. Selim-nâme, hz. Ahmet Uğur-Mustafa Çuhadar, Kültür Bakanlığı

Yayınları, 1990

DanıĢman, Z. Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, c.7, Yeni Matbaa, Ġstanbul 1965

DaniĢmend, Ġsmail H. İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C.1-2, Türkiye Yayınevi,

Ġstanbul 1971

Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi Ansiklopedisi, C.10, Kombassan Yayınları,

Konya 1994

Emecen, F. „„Amasya AntlaĢması‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 3. Ġstanbul 1991

Emecen, F. „„Canbirdi Gazâlî‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 7. Ġstanbul 1993

Emecen, F. „„Ġbrahim PaĢa, Makbul‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 21. Ġstanbul 2000

Emecen, F. İmparatorluk Çağının Osmanlı Sultanları-I, Ġsam Yayınları, Ankara

2014

Emecen, F. Osmanlı Klasik Çağında Savaş, TimaĢ Yayınları, Ġstanbul 2015

Emecen, F. Yavuz Sultan Selim, Kapı Yayınları, Mayıs 2017

Emecen, F. Osmanlı İmparatorluğu‟nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), ĠĢ

Bankası Yayınları, Ġstanbul 2018

Emecen, F. Osmanlı Klasik Çağında Siyaset, Kapı Yayınları, Ġstanbul 2018

Emecen, F. „„Süleyman I‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 38. Ġstanbul 2010

Evliya Çelebi Seyahatnamesi: Ġstanbul, 1. Cilt 1. Kitap, hz. Seyit Ali Kahraman,

Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yayınları, Ġstanbul 2008

Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 2. Cilt 1. Kitap, hz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman,

Yapı Kredi Yayınları, Ġstanbul 2008

Feridun Ahmet Bey. Münşeâtü‟s-Selâtin, I-II, Ġstanbul 1274

Fleischer, C. „„Alqâs Mîrza‟‟, Encyclopædia Iranica, I/9, 2012

Gelibolulu Mustafa Âli Efendi. Kitâbü't-Târih-i Künhü'l-Ahbâr, I. Cilt II. Kısım, hz.

92

Ahmet Uğur, Mustafa Çuhadar, Ahmet Gül, Ġbrahim Hakkı Çuhadar, Erciyes

Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1997

Gelibolulu Mustafa Âli. Künhü‟l- Ahbâr, hz. Ali ÇavuĢoğlu, Türk Tarih Kurumu

Yayınevi, Ankara 2019

Gökbilgin, T. „„Arz ve Raporlarına Göre Ġbrahim PaĢa‟nın Irakeyn Seferindeki Ġlk

Tedbirleri ve Fütuhatı‟‟, Belleten XXI/83 (1957)

Gökbilgin, T. Kanuni Sultan Süleyman, MEB Yayınları, Ġstanbul 1992

Gündüz, T. Kızılbaşlar Osmanlılar Safeviler, Yeditepe Yayınları, Ġstanbul 2018

Gündüz, T. „„Safeviler‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 35. Ġstanbul 2008

Gündüz, T. Şah İsmail, Yeditepe Yayınları, Ġstanbul 2018

Gündüz, T. „„„Tahmasb‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 39. 2010

GüneĢ, A. „„Tarih, Tarihçi ve MeĢruiyet‟‟, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi

Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı:17, Ankara 2005

Hancz, E. „„Peçuylu Ġbrahim‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 34. Ġstanbul 2007

Hammer, Joseph V. Büyük Osmanlı Tarihi, Üçdal NeĢriyat, 2015

Hasan-ı Rumlu. Ahsenü‟t- Tevârih, çev. Mürsel Öztürk, Türk Tarih Kurumu Yay.

Ankara 2006

Hasan-ı Rumlu. Ahsenü‟t- Tevârih, Şah İsmail Tarihi, çev. Cevat Cevan, Ardıç

Yayınları, ġubat 2004

Haydar Çelebi Ruznâmesi. hz. Yavuz Senemoğlu, Tercüman Yayınevi (tarihsiz)

Hoca Sadeddin Efendi. Tacü‟t- Tevarih, Cilt IV, hz. Ġsmet Parmaksızoğlu, Ankara

1999

Hınz, W. Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, çev. Tevfik Bıyıklıoğlu, Türk Tarih Kurumu

Yayınları 1992

Iorga, N. Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, çev. Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınevi,

Ġstanbul 2005

Ġbn Kemâl. Tevârîh-i Âl-i Osmân VIII. Defter, hz. Ahmet Uğur, Türk Tarih Kurumu

Yayınları, Ankara 1997

Ġnalcık, H. Devlet-i Aliyye II, ĠĢ Bankası Yayınları, Ġstanbul 2016

Ġnalcık, H. Devlet-i Aliyye I, ĠĢ Bankası Yayınları, Ġstanbul 2018

Ġnternet: Türk Tarih Kurumu Tarih Çevirme Kılavuzu/ Web:

„‟https://www.ttk.gov.tr/ genel/tarih-cevirme-kilavuzu/‟‟

Ġskender Bey MünĢî Türkmen. Târîh-î Âlem-Ârâ-yi Abbâsi, Azerbaycan Milli Ġlimler

Akademisi, Bakü 2009

Karaçelebizâde Abdülaziz. Süleymannâme, Matbaatü Bulak, 1832

KarakuĢ, Z. „„Tevki‟i Mehmet PaĢa‟ya Göre Osmanlı Tarihi‟‟, Yüksek Lisans Tezi,

Selçuk Üniversitesi, 1992

Kerslake, C. „„Celâlzâde Mustafa Çelebi‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 7. Ġstanbul 1993

Kıel, M. „„Modon‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 30. Ġstanbul 2005

Kılıç, R. „„Kanuni Sultan Süleyman Devri Osmanlı- Ġran Münâsebetleri (1520-

1566)‟‟ Doktora Tezi, Erciyes Üniversitesi 1994

Kırzıoğlu, F. Osmanlıların Kafkas-Elleri‟ni Fethi (1451-1590), Türk Tarih Kurumu

Yayınları, Ankara 1998

Koçu, ReĢad E. Osmanlı Muahedeleri, Muallim Ahmet Halim Kitaphanesi, Ġstanbul

1934

Küçükdağ, Y. „„Osmanlı Devleti‟nin ġah Ġsmail‟in Anadolu‟yu ġiileĢtirme

ÇalıĢmalarını Engellemeye Yönelik Önlemleri‟‟, Osmanlı Ansiklopedisi, ed. Güler

Eren, Ankara 1999

Küpeli, Ö. „„Ġpek, Ticaret Yolları ve Osmanlı-Safevi Mücadelesinde Ekonomik

93

Rekabet‟‟ Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2018 Ġslam

Kongresi Özel Sayısı

Kütükoğlu, B. „„Âli Mustafa Efendi.‟‟ İslam Ansiklopedisi. Cilt 2. Ġstanbul 1989

Lütfi PaĢa. Tevârih-i Âli Osman, Ġstanbul, Matbaa-i Amire, 1341

Lütfi Paşa ve Tevârih-i Âli Osman. hz. Kayhan Atik, Kültür Bakanlığı Yayınları,

Ankara 2001

Matrakçı Nasuh. Beyân-ı Menâzil-i Seferi Irâkeyn, hz. Hüseyin Gazi Yurdaydın,

Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014

Matrakçı Nasuh. Târîh-i Âl-i Osmân, Türkiye Yazma Eserler Kurumu BaĢkanlığı,

Ġstanbul 2019

Matrakçı Nasuh. Süleymannâme, hz. Sinan Çukuryurt (Yüksek Lisans Tezi), Ġstanbul

2003

Muhammedoğlu Aliev, S. „„Elkas Mirza‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 11. Ġstanbul

1995

Mohammednejad, H. „„Osmanlı-Safevi ĠliĢkileri (1501-1576)‟‟, Doktora Tezi,

Ankara Üniversitesi, 2015

Murphey, R. „„Süleyman‟s Eastern Policy‟‟, Suleyman The Second And His Time, ed.

Halil Ġnalcık, Cemal Kafadar, Ġstanbul 1993

MüneccimbaĢı DerviĢ Ahmet Efendi. Sahâyifü‟l-Ahbâr, tercüme eden: Nedim

Efendi, Ġstanbul Matbaa-i Âmire 1285

Nejad, N. XVI. Asırda Ġran Kaynaklarına Göre Osmanlı Safevi Münasebetleri (1502-

1590, 1620) Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, Erzurum 1986

Ocak, A. Y. „„Osmanlı Kaynaklarında ve Modern Türk Tarihçiliğinde Osmanlı-

Safevi Münâsebetleri (XVI. XVII. Yüzyıllar)‟‟ İran ve Türkiye Arasındaki Tarihi ve

Kültürel İlişkiler Konulu Makaleler Mecmuası 1, Ekim 2002

Öz, M. „„Kerbelâ‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 25. Ankara 2002

Özcan, A.„„Feridun Ahmed Bey‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 12. Ġstanbul 1995

Özcan, A. „„Kanuni Sultan Süleyman Devri Tarih Yazıcılığı ve Literatürü‟‟,

Mübahat S. Kütükoğlu‟na Armağan, ed. Zeynep Tarım Ertuğ, Ġstanbul 2006

Özcan, A. „„Solakzâde Mehmet Hemdemî‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 37. Ġstanbul

2009

Özgüdenli, O. G. „„ġeref Han‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 38. Ġstanbul 2010

Öztuna, Y. Büyük Türkiye Tarihi, c.4, Ötüken Yayınları, Ġstanbul 1977

Öztuna, Y. Osmanlı Devleti Tarihi 1, Ötüken Yayınları, Ġstanbul 2004

Peçevî Ġbrahim Efendi. Tarih-i Peçevî, Cilt 1, Matbaa-i Âmire, Ġstanbul 1281

Peçevî Tarihi. hz. Bekir Sıtkı Baykal, I-II, K.B Yayınları, Ankara 1992

SavaĢ, S. XVI. Asırda Anadolu‟da Alevilik, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara

2018

Solakzâde Mehmet Efendi. Solak-zâde Tarihi, Mahmut Bey Matbaası, Ġstanbul 1297

Solak-zâde Tarihi. hz. Vahid Çabuk, Kültür Bakanlığı Yayınları, Cilt 2, Ankara 1989

Sümer, F. Safevî Devleti‟nin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü,

Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2018

ġah Tahmasb-ı Safevî. Tezkire, hz. Hicabi Kırlangıç, Atlas Yayınları, Ekim 2015

ġeref Han. Şerefname, Osmanlı – Ġran Tarihi, çev. Mehmet Emin Bozarslan, Ant

Yayınları, Ġstanbul 1971

ġükürov, G. „„Safevi Devleti‟nin KuruluĢu ve I. ġah Ġsmail Devri (907-930/1501-

1524)‟‟ Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi 2006

Tansel, S. Sultan II. Bayezid‟in Siyasi Hayatı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara

2017

94

Tansel, S. Yavuz Sultan Selim, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2018

Tarih-i Kızılbaşan, hz. Tufan Gündüz, Yeditepe Yayınevi, Mayıs 2016

Tekindağ, ġ. „„Yeni Kaynak ve Vesikaların IĢığı Altında Yavuz Sultan Selim‟in Ġran

Seferi‟‟ İÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, 17/22 (1967)

Topkapı Sarayı Müzesi ArĢivi, Ev. Nr; 2759, 4080, 2103, 8968, 1144/16, 3960/1,

6364/2, 6368/1

Turan, ġ. „„Bayezid II‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 5. Ġstanbul 1992

Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi, III. Cilt II. Kısım- Osmanlı Ġran SavaĢı Çaldıran

Meydan Muharebesi 1514, Ankara Genelkurmay Basımevi, Ankara 1979

Türkoğlu, Ġ. „„ġeybânî Han‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 39. Ġstanbul 2010

Uluerler, S. „‟Osmanlı- Safevi ĠliĢkilerindeki Temel Sorunlar Üzerine‟‟, Türk

Dünyası Araştırmaları Dergisi, 197 (2012)

UzunçarĢılı, Ġsmail H. Osmanlı Tarihi, C.2, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara

2016

Üzüm, Ġ. „„KızılbaĢ‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 25. Ġstanbul 2002

Yazıcı, T. „„Cüneyd-i Safevi‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 8. Ġstanbul 1993

Yurdaydın, H. G. „„Matrakçı Nasuh‟‟. İslam Ansiklopedisi. Cilt 28. Ġstanbul 2003

Yücel, Y. Muhteşem Türk Kanuni ile 46 Yıl, Türk Tarih Kurumu Yayınevi, Ankara

2019

95

EKLER

96

Ek. 1

Kanuni Sultan Süleyman‟ın 1533 Irakeyn Seferi Menzilleri

Harita için bkn: Matrakçı Nasuh, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irakeyn, hz. Hüseyin G.

Yurdaydın, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014

97

Ek. 2

Irakeyn Seferi sırasında Matrakçı Nasuh‟un Bağdat Ģehrini gösteren minyatürü

(Matrakçı Nasuh, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn, TTK Kütüphanesi C/0666, v.47b)

98

Ek. 3

Irakeyn Seferi sırasında Matrakçı Nasuh‟un Tebriz Ģehrini gösteren minyatürü

(Matrakçı Nasuh, Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn, v.27b-28a)

99

Ek. 4

Feridun Ahmet Bey, Münşeatü‟s Selâtin, TBMM Kütüphanesi, 71-5305, Cilt 1

100

101

Ek. 5

102

103


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder